​Toplum Olarak Kötü Yaşlanıyoruz

Bir konuşmasında J.F. Kennedy zamanı yan gelip yatılan koltuk olarak değil, bir araç olarak kullanmak gerektiğini söylemişti. Zaman kavramının anlamı gerontolojinin bakış açısından bir politikacının bakış açısından algıladığından farklıdır. Fakat hem gerontolog hem politikacı insan olarak zamanın değerlendirmek mecburiyetindedir. Biri yaşlanan insanın nasıl ve neden yaşlandığını zaman kavramıyla birlikte ele alırken, diğeri, yani politikacı; yaşlanan insana nasıl daha iyi yaşam koşulları hazırlayabileceğini düşünmek zorundadır. Ülkemizde her ikisinin de birlikte yaşlanan insanlara verebilecekleri çok şey vardır. Fakat bugüne kadar bu ortak noktayı keşfedememişlerdir.
Toplumumuz çok zor dönemlerden geçmektedir. Yaşlanma süreçleri aniden kesintiye uğrayan insanlarımız günden güne çoğalmaktadır. Onların geride bıraktığı gencecik eşlerinin ve ufacık yavrularının yaşlanma süreci de sekteye uğramaktadır. Binlerce yüreği kan ağlayan insanı düşünmeden, bugünkü toplumsal buhranı anlayamayız. Gerontolog olarak duruma baktığımız zaman önünde daha uzun bir ömür olan binlerce insanın yaşayan birer ölü haline dönüştüklerine şahit oluyoruz.
Başarılı yaşlanmanın temel koşulu sağlıklı yaşlanmak değildir. Başarılı yaşlanma daima içinde yaşadığımız toplumun koşullarıyla doğrudan bağlantılıdır. Koşulların elverdiği ölçüde bedensel, ruhsal ve toplumsal yaşlanma süreçlerini beklentilerimize göre şekillendirebiliriz. Ülkemizin güncel koşulları bu olanağımızı elimizden almaktadır. Ortaya başarısız şekilde yaşlanan nesiller çıkmaktadır. Bugünkü toplumun en önemli risklerinin başında, bana göre bu sorun gelmektedir. Umutlarını, hayallerini, geleceğini bir anda yitiren insanların çoğaldığı bir toplum yarattık. Bu toplumun ortaya çıkmasında hepimizin payı vardır.
İnsana değer vermeyen toplumların “toplum” olduğunu söylemek mümkün değildir. Bunlara olsa olsa insan topluluğu denilebilir. Tesadüfen belli bir coğrafyada doğmuş, sonradan burada doğduğuna pişman olmuş veya pişman edilmiş insanların çoğalması, toplumun geleceğini tehdit eden asıl sorundur. Buna karşın Sağlık Bakanlığı, en büyük tehdidin yaşlanan toplum olduğunu söylüyor. Sağlıklı insanlar yaratarak “itibarlı yaşamayı” mümkün kılmanın yollarını aradığını iddia ediyor. Geçen yıl yayınladığı bir raporda dile getirdiği bu “vizyon”, aynı zamanda 18 milyon hasta, sakat, engelli insanların “itibarsızlaştırılması” anlamına gelmektedir. Vizyonlarımızın tehlikeli hale geldiği bir dönemden geçtiğimizin farkına varmalıyız artık.
İnsan hayatı boyunca bağımsız kalmak, çevresine yük olmamak ister. Ama elinde olmayan sebeplerden ötürü bağımlı hale gelebilir. Bağımlılık, sadece sağlık sorunlarından kaynaklanma zorunda değildir. Bu yazıyı yazarken teröre üç şehit daha verdiğimiz haberi geldi. Onlarla birlikte yine geride bıraktıkları onlarca kişinin hayat ışığı bir anda sönmüş oldu. Onlara artık dünyanın en ileri sağlık hizmetini versek ne olur? Ruhlarına saplanan hançeri söküp atabilecek bir “sağlık hizmeti” var mı?
Yaşam koşullarımızı değiştirmeden yaşlanmamızın koşullarını değiştiremeyiz. Şu anda çok kötü şartlar altında yaşlanan bir toplumuz. Çünkü vatandaşlarımızın başarılı yaşlanmalarına imkân tanıyan fiziksel ve sosyal çevrelerde çok büyük sorunlarımız vardır ve bunlar hepimizi tehdit etmektedir. Eğer başarılı yaşlanan insanlar yaratacaksak, önce toplum olarak kendimizi yeniden yaratmalıyız. Özgürlük, demokrasi, insana saygı, bu toplumun ana başlıkları olmalıdır. İnsanı seversek, toplumumuzu da severiz. Vatanseverlik üzerinde yaşadığın toprağı sevmenin ötesinde, onun üzerinde yaşayan insanı sevmektir.