​Türkiye ve AB

Bir münakaşa çok uzun sürerse, iki tarafın da kendine göre haklı ve haksız olduğu noktalar vardır. Türkiye ve AB arasındaki bir kere daha ipler gerildi ve “donduruldu”. Türkiye’nin bundan kaybı herhalde olacak, ama AB’nin de kazançlı çıkamayacağı yeni bir süreç başladı.
Türkiye büyük ve Müslüman bir devlet. AB’nin en büyük nüfuslu ülkesi Almanya’dır. Ama nüfusu azalıyor. Türkiye neredeyse Almanya’nın nüfusuna yaklaştı. Birkaç yıl içinde Al-manya’dan daha fazla nüfusa sahip olacağız. AB içerisinde bu önemli bir faktör. Çünkü AB içindeki ağırlığın artıyor. Almanya bunu istemez. Zaten hiçbir zaman Türkiye’nin AB’ye alınmasına ciddiyetle bakılmadı. Almanya ve diğerleri oyalama taktiğiyle sözde müzakere başlattılar, ama Almanya’nın efsane Başbakanı Helmut Kohl açıkça AB’nin bir için “Hristiyan kulübü” olduğunu, yani Müslüman bir ülkenin AB’de yeri olmadığını söylemişti.
Almanya’nın AB içerisindeki görüşleri, tutumları ve davranışları şüphesiz diğer bütün ülkeler-den (Fransa da dahil) fazladır. Dolayısıyla Almanya belirleyicidir ve Türkiye’nin AB üyeliğine Almanya hiçbir hükümet döneminde ciddi bir istek göstermemiştir. Hatta Hristiyan Demok-rat Birliği (CDU/CSU) bana göre daha dürüst davranarak Türkiye’yi AB içerisinde istemediklerini açıkça belirtmiştir ve “imtiyazlı partnerlik” teklifini getirmiştir. Buna karşın Alman Sosyal Demokrat Partisi (SDP) kaypak davranmıştır. Buna Cem Özdemir’in Eş Başkan olduğu Alman Yeşiller Partisi de dahildir. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini sözde destekler görünüp, arkadan hep Türkiye’nin yerine getiremeyeceği önerilerle oyalama taktiğini sürdürmüştür.
FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminde de AB’nin davranışı çok şey anlatmaktadır. “Bakalım sonuç ne olacak” deyip Türkiye’nin yanında yer almayıp, darbecilerin başarılı mı yoksa başa-rısız mı olacağını beklemeyi uygun görmüştür. Türkiye’nin tabi ki buna hiçbir tepki vermemesi beklenemezdi. Cuntacıların 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB’nin sergilediği Türkiye tarafından kabul edilemez tutum ve davranış, iplerin iyice gerilmesinin nedeni olmuştur.
AB ile Türkiye arasındaki ilişki bundan sonra kolay kolay düzelmez. Bunun bilen Türkiye adımlarını buna göre atıyor. Artık Türkiye Avrupa’dan uzaklaşacaktır. Asya yolculuğumuz başlamıştır. “Batıya koşmak” yerine artık “Doğuya geri dönme” sürecine girilmiştir. Rusya, Çin ve diğerleri de kapıyı aralamıştır. AB içerisinde “nihayet” diyenler muhakkak vardır, ama sonuçta AB Türkiye’yi kaybetmiştir.
Bundan sonra neler olabilir? AB ile Türkiye aralarındaki ticari ilişkileri yeniden gözden geçirebilir. Türkiye uzun vadede belki NATO’dan ayrılmaya karar verebilir. Belki Rusya ve Çin’in de içinde yer aldığı yeni bir askeri iş birliği organizasyonu ortaya çıkabilir. Yakın vadede – AB’nin şu an için en çok korktuğu senaryo – gerçekleşebilir ve Türkiye AB ile yaptığı mülteci anlaşmasından vazgeçebilir. Almanya’da bu senaryo enine boyuna tartışılmaktadır. Bazılarına göre Almanya’nın bundan korkmasına gerek yoktur. Çünkü Almanya mülteci yükünü taşıyabilecek güçtedir. Diğerleri bunun sadece ekonomik güç meselesi olmadığını, ardındaki sosyal olguları dikkate almayı önermektedir ve “Türkiye’yi kızdırmayalım” taktiğini önermektedir. Bununla aslın da “Erdoğan’ı kızdırmayalım” demek istemektedir.
AB’nin korktuğu Türkiye değildir. Asıl korktuğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Recep Tayyip Erdoğan’ın gücünü bilmektedir ve onu güçsüz kılacak formüllerin peşindedir. Ancak bunu başarabilecek durumda değildir. Çünkü AB içerisinde Türkiye’ye karşı nasıl davranılması gerektiği sorusuna verilen yanıtlar çok çeşitlidir. Nitekim sadece “geçici” olarak ilişkilerin dondurulmasına karar verilmesi bence şunu ifade etmektedir: Erdoğan’ı kızdırmayalım ve Türkiye’nin Avrupa’ya sırt çevirmesini önleyelim, ki ne bizden tamamen vazgeçebilsin ne de “enerji” sorunu yaşayalım. Evet, bence AB’nin en çok çekindiği mesele “enerji” ihtiyacını nasıl karşılayacağı sorusunda düğümlenmektedir. Türkiye’nin elinde AB’de enerji sıkıntısına yol açabilecek muhtemel olasılıkları dikkate almayacağının garantisi var mıdır?
Toparlarsak: AB yakında Türkiye ile yeniden ilişkileri tamamen soğutmayacak, sıcak olamasa da soğuğa daha yakın ılık bir ilişki sürecini ayakta tutmaya çalışacak ve birkaç yıl sonra “hadi yeniden müzakerelere başlayalım” diyerek, bizi yeni bir 60 yıllık “bekletme” sürecine sürüklemeye çalışacaktır.
Türkiye ise yaşlanan toplumunu dikkate almaya artık başlamalıdır. Ekonomik gelişme, en-düstrileşme gibi hedeflerinin yanı sıra giderek azalan gençlere kaliteli eğitim ve meslek eğitimi olanakları yaratmalıdır. Türkiye ne kadar AB’den bağımsız bir ekonomi ve endüstri kurabilirse, o kadar daha çok AB’nin dayatmaya kalkışacağı ve ABD’nin de bunu des-tekleyeceği yaptırımlardan kurtulabilir ve Rusya’nın Batıya yönelik oyunlarına o kadar daha az alet olabilir.