Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Mersin ve Gaziantep’te kısa süre içinde yaşanan silahlı okul olayları, eğitim kurumlarında güvenlik ve toplumsal riskler tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde eski öğrenci olduğu belirlenen Ö.K., silahla okula girerek koridorlarda rastgele ateş açtı. Saldırıda 10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 polis memuru ve 1 kantin işletmecisi yaralandı. Arbede sırasında saldırgan hayatını kaybederken, bazı yaralıların durumunun kritik olduğu bildirildi. Olayın ardından okulda eğitime 4 gün ara verildi.
Siverek’teki saldırının ardından benzer bir olay haberi bu kez Kahramanmaraş’tan geldi. Ayser Çalık Ortaokulu’na giren silahlı saldırgan, öğrenci ve öğretmenlere ateş açtı. Olay yerine çok sayıda sağlık ve güvenlik ekibi sevk edilirken, özel harekat ekipleri okulda operasyon düzenledi. Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, saldırıda 9 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin de yaralandığını açıkladı.
Mersin’in Tarsus ilçesinde ise bir lise öğrencisinin okula silahla geldiği tespit edildi. Okul yönetimi ve görevli polis ekipleri tarafından öğrenciye ait silah herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan ele geçirildi. Gözaltına alınan öğrenci emniyete götürülürken, silahı okula getirme amacının henüz belirlenemediği ve olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü belirtildi.
Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde bulunan Mimar Sinan Anadolu Lisesi’nde ise 4 şüpheli, okul bahçesinden çağırdıkları bir öğrenciye kurusıkı tabancayla ateş açtı. Olayda yaralanan olmazken, çevrede kısa süreli panik yaşandı. Polis ekipleri şüphelilerden birini yakalarken, diğer 3 kişinin yakalanması için çalışmaların sürdüğü bildirildi.
‘ŞİDDET YALNIZCA BİREYSEL DEĞİL, YAPISAL BİR SORUN’
Yaşanan olayları değerlendiren Uzman Sosyolog Funda Alpaslan Talay, okullarda art arda yaşanan şiddet vakalarının yalnızca bireysel öfke patlamalarıyla açıklanamayacağını, aksine derinleşen toplumsal sorunların bir yansıması olduğunu vurguladı. Talay, “Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, tekil olayların ötesinde, toplumun genelinde bir çözülmeye işaret ediyor. Şiddetin gündelik hayatın içinde bu kadar görünür ve sıradan hale gelmesi, çocukların ve gençlerin büyüdüğü sosyal ortamın ne denli kırılgan hale geldiğini gösteriyor” dedi.
Toplumsal eşitsizliklerin artmasının, güvencesizlik duygusunun yaygınlaşmasının ve bireyler arasındaki bağların zayıflamasının bu süreci hızlandırdığını ifade eden Talay, “Gençler kendilerini güvende hissetmedikleri, geleceğe dair umutlarını yitirdikleri ve sağlıklı sosyal ilişkiler kuramadıkları bir ortamda büyüyor. Bu durum, öfkenin birikmesine, iletişim kanallarının kapanmasına ve şiddetin bir ifade biçimi olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor” diye konuştu.
‘ÇOCUKLAR ÇATIŞMAYI KONUŞARAK ÇÖZMEYİ ÖĞRENEMİYOR’
Eğitim sisteminde yalnızca akademik başarıya odaklanılmasının önemli bir eksiklik olduğunu belirten Talay, çocukların duygusal ve sosyal gelişimlerinin ihmal edildiğine dikkat çekti. Talay, “Bugün birçok çocuk ve genç, duygularını ifade etmeyi, öfkesini yönetmeyi ve çatışmaları sağlıklı yollarla çözmeyi öğrenemeden büyüyor. Rekabetin yoğun olduğu, dışlanmanın ve akran zorbalığının yaygınlaştığı bir ortamda, bu eksiklikler ciddi riskler doğuruyor” ifadelerini kullandı.
Özellikle dijital medya ve toplumsal söylemlerde şiddetin normalleşmesinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Talay, “Şiddetin sürekli görünür olduğu bir dünyada büyüyen çocuklar için bu davranışlar zamanla sıradanlaşabiliyor. Bu nedenle yalnızca okul içindeki önlemler değil, toplumun genelinde bir dönüşüm gerekiyor” dedi.
‘HER OKULDA UZMAN KADRO ZORUNLU HALE GELMELİ’
Okullarda güvenliğin yalnızca fiziki tedbirlerle sağlanamayacağını vurgulayan Talay, psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Talay, “Her okulda en az bir sosyolog ve bir sosyal hizmet uzmanının bulunması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Sosyologlar okulun sosyal yapısını analiz ederek risk alanlarını ortaya koyar, sosyal hizmet uzmanları ise risk altındaki öğrencilerle ve aileleriyle birebir çalışarak erken müdahale süreçlerini yürütür” dedi.
Rehberlik servislerinin mevcut yükü tek başına taşımasının mümkün olmadığını ifade eden Talay, “Mesele yalnızca bireysel danışmanlık değil, okulun ve çevresinin sosyal dokusunun güçlendirilmesidir. Erken fark edilmeyen her risk, ilerleyen süreçte daha büyük toplumsal travmalara dönüşebilir” değerlendirmesinde bulundu.
‘ÇÖZÜM, İNSANI MERKEZE ALAN POLİTİKALAR’
Kalıcı çözüm için eğitim politikalarının sosyal adalet perspektifiyle yeniden ele alınması gerektiğini belirten Talay, “Bir toplumun gücü, çocuklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Okulları yalnızca güvenlik kameralarıyla, turnikelerle koruyamayız. Asıl koruma, çocukların kendilerini güvende, değerli ve anlaşılmış hissettikleri bir ortam yaratmaktan geçer” dedi.
Şiddetin önlenmesi için uzun vadeli ve bütüncül politikaların şart olduğunu vurgulayan Talay, “Eğitim sistemi, yalnızca akademik başarıyı değil, çocukların ruhsal, sosyal ve toplumsal iyilik halini de merkeze almalıdır. Bugün yapılması gereken, yaşanan acıların ardından sadece yas tutmak değil, bu olayların tekrarını önleyecek bilimsel ve kapsayıcı politikaları hayata geçirmektir” ifadelerini kullandı.