​Vahşi kıta (6)

Araya Garip-Guraba bayramı girdi. Vahşi kıta yazı dizisinin sonuncusuna başlamadan bir özet yapalım.
Hep yazan ara sıra okuyan ünlü köşe yazarlarımızdan bazıları;
‘Ay, ayol meğersem Hitler de böyle yapmışmış!’,
veya ‘ Aa Vallahi aynen Naziler’
falan diye kerameti kendinden menkul yorumlar döktürmeye başlayınca acizane yazarınız 12 yıldan beri 2. Dünya savaşı tarihi yazdığını belirtmiş ve Türkiye ile bir tespit yapmıştı:
‘Biz Cumhuriyeti elimizde, demokrasiyi yatağımız da bulduk, bedel ödemedik.’
‘Toplumsal değerlerimizin çoğu ithal ve hurafelere dayanan ucuz ,tapon mal gibidir.’
‘Kıymetini bilmiyoruz çünkü böylesi işimize geliyor.’
Sonra da Avrupa kıtasının 2. Dünya savaşından sonra yaşadığı dehşetli günleri hatırlatmaya çalışmıştı.
Nelerdi onlar; Savaştan hemen sonra on milyonlarca insan mağdur olmuştu. Tüm kıta da şiddet görmeyen yoktu. Milyonlarcası eski hesaplar adına yer değiştirmişti, evsiz, işsiz kalmıştı. Daha beteri vardı her türlü ahlak değeri ‘ sıfırlanmıştı’. Ortada ne hükümet, ne din, ne otorite, ne dil, hiçbir şey kalmamıştı . Beethoven’in Descartes’ın, Galile’nin Avrupa’sında her şey bir lokma ekmeğe satılır olmuştu. Yalnızca Almanya da 2 milyon her yaştan(8-80) kadına tecavüz edilmişti. Fahişelik ve yanı sıra cinsel hastalıklar tavan yapmıştı.
Kısaca cehennem yer yüzüne inmişti !
Ve işte ‘belki de bu yüzden’ demiştik, Avrupa , mültecilerin yaşadığı sorunu en iyi ‘anlayan’ değilse de en iyi ‘değerlendirecek’ medeniyettir. Ve zaten bu yüzden de milyonlarca mülteci oraya koşmaktadır...
Bu gün alınacak dersler konusunda yine Avrupa tecrübesi ile devam edelim.
Doğru, savaş inanılmaz ölçüde yıkıcı olmuştu ama tüm eski ve içi boş yaşam şekli de değişmişti, savaşın yükünü ve acısını olabildiğice eşit paylaşan milletler bu badireden daha da güçlü çıkmanın yolunu bulacaklardı.
Savaşın sonunda Güney Amerika hala siesta halindeydi, kültürel olarak Avrupa’ya bağlıydılar ama ekonomik ve siyaseten ABD nin dümen suyuna girmişlerdi.
Kara Afrika hala sömürgeydi ama savaş esnasında Fransa ve İngiltere çok sayıda kara deriliyi askere almıştı, adamlar teşkilat ne demek öğreniyorlardı, üstelik ‘her kes eşittir’ gibi Komünist felsefeyle de tanışmışlardı. Zaten olabildiğince yokluk içinde yaşıyorlardı sonunda ‘neden’ diye düşünmeye başlamışlardı.
Uzak Doğu iç savaşlar içindeydi, Japon istilası onlara tek bir şeyi öğretmişti ve Allah’ı var çok iyi öğretmişti: Beyaz adam üstün ırk falan değildi!!
ABD, savaşın yıkıcı etkilerinden uzak yaşamıştı, ekonomik üretim zirvedeydi, kişi başına gelir ve istihdam artmıştı, Dolar dünyanın hakimi olmuştu. Amerika Birleşik Devletlerinin çağı başlamıştı.
Sovyetler, Stalin’in demir ellerindeydi, adamın muhalefete falan tahammülü yoktu, zaten çoğunu toprağın iki metre altına yollamıştı, savaş boyunca ‘halkıyla – pek beceremese de- bütünleşmişti’ yani öyle sanılıyordu savaşın hemen ardından geri dönen Rus esirlerini derhal başka esir kamplarına yollayarak (tek suçları Batı’yı tel örgülerin ardından da olsa görmekti..) ne kadar değişmediğini cümle aleme göstermişti. (Bu tür fanatik , yarı deli siyasilerin değişebileceğine inanan varsa o da kendi dertleri..)