Vizyoner şirket mi, çalışan mı?

Kurumsal disiplinlerde içimiz dışımız vizyon, misyon… Bulunduğumuz markayı, sağlıklı temsil edebilmemizi ve tüm ekip olarak aynı yolda kalabilmemizi sağlamak adına; duvarlarda afişleri, masalarımızda ikonları, ajandalarımızın ilk sayfalarında ise maddeleri sıkça görürüz. Temelde amaç, unutmamak, içselleştirilmesini sağlamaktır.

Özellikle kişi sayısının binlere, global çaplarda ise yüzbinlere ulaştığı organizasyonlarda,yani merkezi kontrolün daha zor olduğu yerlerde, gidilmek istenen ve varılmak istenen yolun bu şekilde belirlenmesi, elbette önemli bir prensiptir.Kaldı ki günümüzde, temsil edilen değerlerle ayrışmamak adına, bu duruşa yalnızca büyük organizasyonlarda değil, mikro ölçekte de artıksıkça karşılaşıyoruz.

Ölçeğinden bağımsız, vizyonuna ve misyonuna sahip çıkan firmalar ve çalışanları, diğer detaylarda da akılcı yol alıyorlarsa, kabul edilebilir sapmalar haricinde,işleri yolunda gidecektir. Krizleri yönetebilecek,rotalarında gitmeye devam edeceklerdir.

* * *

Bir de temel değerlerini zaten özümsemiş, üstüne vizyoner kimlikleri ile keyifli rüzgarlar estiren ekipler vardır. İşte bu bölümü bana yazdıran, her çalışanın 'işinin lideri' olduğuna şahit olduğum, bir firma.

Çalıştığım ekiplerde olmasından büyük keyif aldığım;mükemmele yakın kurgulanmış profesyonel bir sistemin içerisinde, amatör ve özgür ruhla yaşayabilen çalışanların olmasıdır. Bu benim tanımımda; kişilere göre esnetilemeyen temel kurallar çerçevesinde, her çalışanın bilgisinden, geçmiş deneyimlerinden, hayal gücünden, gözlemlediği ihtiyaçlardan doğan fırsatları; söyleyebilme, uygulamaya sokabilme, fikirleri tartışmaya açabilme ve geliştirebilme şansının olmasıdır. Bu da kişilerin, sadece bir çalışan değil, markanın bir parçası olmasını sağlar. Ki bir parçası gibi hissedebilme duygusunun 'çalışan bağlılığı' başlığı altında daha nerelere dokunabildiğini bir düşünün…

Elbette bu noktada iş bilgisi yüksek, kurumsal disiplin altında çalışma performansı olan,farklı yeteneklere sahip, yeni öneriler, işler ve bakış açıları geliştirebilenkişileri içeriye almak önemlidir. Ve hatta bunu yaparken iki basamaklı gitmek fevkaladedir. İlki bu yetkinliğe sahip kişilerle el sıkışmak, ikinci adımda ise bu kişilerin yanına kendileri gibi yetiştirebilecekleri, teknik yetkinliği düşük ancak geliştirilebilir, gözünün içi parlayan kişileri almaktır.

Bitti mi? Hayır… Takımları bu planda kurgularken, içlerindeki hazineyi aktive etmek için, firma olarak bir anahtara sahip olmak gerekir. Olmaması, kurulan ekiplerin yeteneklerinin pasif kalmasına ve orta vadede kayıplara sebep olacaktır. İşte o da, en az içerdeki insan kaynağının vizyoner duruşu kadar, ilgili markanın da bu vizyoner ve heyecanlı duruşa istekli olmasıdır. Gelen önerilere, ihtiyaçlara, görülen fırsatlara karşı açık iletişimde ve 'Ben seni destekliyorum, devam et.' diyecek güçte olabilmesidir.

Dolayısıyla vizyoner ekibin, vizyoner bir çatı altında buluştuğu bir yapılanma gördüğünüzde, bilin ki onlar ideal çifttir. Eğer herhangi bir sebeple, bir gün böyle bir kapıdan içeri girerseniz, bilin ki; 'Daha verimlisi, daha farklısı, daha iyisi nasıl olur?' diyen ekiplerin iş ürettiği, sorumluluk almaktan çekinmediği, yorulan ama ürettiği şeyden haz duyan insanların topraklarına ayak basmışsınızdır. Keyfini çıkarın.