​Yaşlanamayan Kadınlar Ülkesinde Kadına Zulüm


Bir baba erkek çocuk sahibi olmak istediği için kız çocuklarını duvara vura vura öldürüyor. Erkeğin geri zekalısının en geri zekalı türü bu olsa gerek. Hekimler ne zaman şu budala erkeklere çocuğun cinsiyetini erkeğin genlerinin belirlediğini öğretecekler diye bekliyorum, ama nedense anlatmıyorlar. Biz çocukken “tıp” oynardık. Bir grup çocuk bir araya gelir ve içlerinden biri “tıp” derdi ve tıp dediği andan itibaren gruptaki çocuklar susar tek kelime etmezdi. Oyun ta ki çocuklardan biri gülünceye veya ses çıkarıncaya kadar sürerdi. Sessizliği bozan çocuk oyun dışı kalırdı. Böylece birer birer elenen çocuklar arasından bütün “tıpları” başarıyla atlatan çocuk en sona kalır ve oyunun galibi ilan edilirdi. Tıpçılar tıp oyununu bilir mi bilmem, ama erkeğin salağına çocuğun cinsiyetini tayin edenin erkek olduğunu anlatmamaları, bana tıp oyununu anımsatıyor. Geçen gün yine Tıp Bayramı vardı. Tıpçıların bayramına Cumhurbaşkanı Erdoğan da katıldı. Tıpçılar tıpış tıpış Erdoğan’ın önünde saygı duruşuna geçti. Halbuki Erdoğan “Gezi olaylarında” vatandaşa yardım eden tıpçıları suçlamış, cezalandırılmalarını istemişti.
Dün iki kadın sokak ortasında ölü bulundu. Adana’da yolun kenarında kanlar içinde yatan ve bir kamyon şoförü tarafından fark edilen iki kadın sanki uyuyor gibiydiler. Üzerlerinde kan olmasa, etraflarında dolaşan polislere ve kameralara rağmen hareket etmemeleri, onların ebedi uykuya yaşlanmadan önce zorla gönderildiklerine işaret ediyordu. Türk toplumunda genç kadınların erkeğin zulmünden dolayı yaşlanamadan katledilmeleri büyük bir buhran içindeki Türk erkeğinin bir göstergesi olabilir. Eğer bu varsayım doğruysa, o zaman bir an evvel genç kadınların katlini durduracak önlemlerin alınması, diğer taraftan buhranlı Türk erkeğinin buhranının sebeplerinin bulunması şarttır.
Türkiye’de anaların gözyaşlarını dindirmek üzere kolları sıvayan hükümet ve onun eski Başbakanı ve yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu politikaların mimarı olması takdir edilebilir. Ancak anaların gözyaşı dindirilecekse, o zaman bütün anaları kasteden politikalara ihtiyacımız vardır. “Beni seven analar” ve “beni sevmeyen analar” şeklinde bir ayırım, hem “analar ağlamasın” politikasının özüne aykırıdır, hem de bu politikaların mimarına yakışmamaktadır. Çocuğunu kaybetmiş acılı ve gözüyaşlı bir ananın, sözlerini “tehdit” kabul edip hukuksal yoldan bu anaya baskı kurmak, kime yakışır?
Bu ülkede kadının çektiği çileler dindirilmelidir. En başta “Türkiye A.Ş.” yöneticileri, sevgi ve şefkatin kaynağı olan kadına, taraf olduğu için değil, kadın olduğu, ana olduğu için sahip çıkabilmeyi başarmalıdır. Kadını bertaraf etmek yerine, kadını koruyan ve kollayan, kadına yönelik her türlü olumsuz eylem, söz ve düşüncenin bertaraf edilmesini sağlayan “Türkiye Cumhuriyeti’nin” inşasına devam edilmelidir. Dünya Kadınlar Günü’nde mesaj atmak yeterli değildir.
Yazarımız yazılarına kısa bir süre ara verecek