​Yaşlanmadan önce ne yapmalıyız?


Geçenlerde fotoğraf albümünde anı olarak kalan akrabalarıma bakıyorum. Birinde dedem var ve yanında ben. Hep dede derdim ve onu hep dede olarak gördüm. Hala fotoğrafa bakarken, yanındaki iki-buçuk yaşındaki çocuk gözüyle ona bakıyorum. Onu hala dede olarak görüyorum. Fotoğrafın sarımtırak rengi onun dedeliğini kanıtlıyor ve vurguluyor.
Aniden sanki beynimde şimşek çaktı. Fotoğraftaki dedem “dede” olamazdı. O dede bildiğim adam fotoğrafta, olsa olsa benim bugünkü yaşımdan daha genç bir yaştaydı. Görünüşü dedeliğinin altını çizse de, o adam henüz 50’sinde bile değildi.
Ben düne kadar fotoğraftaki adamı dede sandım ve onu hep 70’ini aşmış bir adam olarak gördüm. Farkında olmadan dış görüntüyü içimdeki duygulara bağladım ve bunun mantıklı olduğuna kendimi inandırdım. Herkesin beyninde çakması gereken şimşekler vaktinin gelmesini bekliyorlar. Eninde sonunda çakacaktırlar. En geç insan yaşlılığı kendinde görmeye başlayınca olacaktır.
Fakat zaman akıp gidiyor. İnsan geri dönüşü olmayan yaşlanma yolunda heba olmadan beyninde şimşekleri çaktırmamız gerekiyor. Sararmış fotoğrafta veya dijital ortamda bir anı haline gelmeden önce insanlara hayatı yaşatmamız gerekiyor.
Onlara isteklerine ve beklentilerine uygun yaşam sunabilmek, başarılı şekilde yaşam dönemlerinin üstesinden gelmelerine yardımcı olmak, yaşayan ölüler haline gelmeyen yaşlıları çoğaltmak için ne yapmalıyız?
İki şey: Birincisi yaşlanmanın doğumdan ölünceye kadar devam bir süreç olduğunu kabul edip, bu süreçlerin sağlıklı yürümesini sağlayacak koşulları yaratmalıyız ve bunlardan herkesin faydalanmasını sağlamalıyız. İkincisi, yaşlılık döneminin bir tanımlama olduğunu, duruma göre algı ve değerlendirmelerin değiştiğini kavrayıp, bugünkü yaşlılığı yoksulluktan, hastalıktan, bakıma muhtaçlık koparacak girişimlere yönelmeliyiz.