Covid-19 sonrası düzende yumuşak güç savaşları daha da hızlanacak ve bu süreçte yumuşak güç artan oranda keskin güç şeklinde tanımlanacak.
Yumuşak güç ve keskin güç aynı şeyler değil. Yumuşak güçte esas olan sizin başkaları nezdinde sahip olduğunuz olumlu algının kendiliğinden otomatik olarak ortaya çıkması ve diğerlerinin sizi kendi rızaları gereği örnek almaları. Yumuşak güçte karşı tarafı sizin istediklerinizi istemek ya da sizin gibi davranmak noktasında zorlayıcı ve ayartıcı uygulamalara başvurmuyorsunuz. Başkalarının gözündeki gücünüz sahip olduğunuz zorlayıcı ve ayartıcı güç imkanlarından kaynaklanmıyor. Bütün işi sahip olduğunuz cazibe ve başkalarında uyandırdığınız hayranlık duygusu yapıyor.
Yumuşak gücün en masum olanı size yönelik hayranlığın uyanmasında her şeyin kendiliğinden olması. Devletlerarası ilişkilere uyarlayacak olursak bir devletin uyguladığı iç ve dış politikaların kendi vatandaşlarının güvenlik ve refahını artırma noktasındaki ölçülebilir başarısı, bir devletin kurumlarının başarısı ve o devletin toplumunun benimsediği hayat tarzı, siyasi-kültürel-toplumsal değer ve normlarının cazibesi yumuşak gücün oluşmasında en önemli unsurlar.
Şayet bu tarz bir cazibe kendiliğinden oluşmuyorsa bazı devletler kendilerine yönelik algıyı olumlu yönde ortaya çıkarmak adına bazı adımlar atabiliyorlar. Birden fazla dilde yayın yapan medya organları üzerinden devletler kendi hikayelerini başkalarına anlatmaya çalışabiliyorlar.
İhtiyacı olan ülkelere karşılıksız yardım yapmak da bu süreçte önemli bir adım..
Bunun dışında kendi dili ve kültürünü başka ülke vatandaşlarına öğretme noktasında diğer ülkelerde kültür merkezleri açmak, diğer ülke vatandaşlarının kendi ülkesini turist olarak ziyaret etmelerini teşvik etmek, diğer ülke vatandaşlarının kendi ülkesinde eğitim almasını özendirmek ve genel olarak insani ve ahlaki bir dış politika takip ederek başkalarının dertleriyle dertlenmek bu süreçte önemli adımlar olarak karşımıza çıkıyor.
Ülkelerin kendilerini başkalarına anlatma ve pazarlama noktasında attıkları adımların meşru ve inandırıcı görünmesinin önündeki en büyük engel bu tarz faaliyetlerin sıklıkla propaganda olarak algılanmasıdır. İnandırıcılık, nesnellik ve samimiyet yumuşak gücün ortaya çıkmasında olmazsa olmaz şartlar. İster alttan yukarı kendiliğinden isterse de yukarıdan aşağıya devlet eliyle ve stratejik bir planlama çerçevesinde uygulansın yumuşak gücün başarısı onun propaganda ve ucuz bir halkla ilişkiler çabası olarak algılanmamasına bağlı.
Bu süreçte önemli olan bir diğer nokta ise yumuşak güç devşirmeye çalışan aktörün kendisiyle meşgul olması. Başkalarını karalamak ve onların eksik ve zayıf yönlerini ortaya çıkarmak gibi bir derdinin olmaması önemli. Temel amaç aktörün kendini anlatma ve meşru göstermeye çalışması. Başkalarının korku ya da salt çıkar odaklı motivasyonlarla hareket edip sizinle işbirliği yapmaları ve sizin yolunuzdan gitmeleri, sizin onların gözünde yumuşak güce sahip olduğunuzu asla göstermez. Sizi meşru görmeleri, sizde bir keramet olduğunu düşünmeleri ve nihayetinde size hayran olmaları gerekir. Söz konusu meşruiyet, keramet ve hayranlık kendiliğinden ve sizin bir şey yapmanıza gerek kalmadan otomatik olarak ortaya çıkıyorsa bu en güzeli olur. Otomatik olamıyorsa ve siz bu alanlara yatırım yapıyorsanız bu da olur. Yeterki temel hedefiniz samimi, sahici ve nesnel bir şekilde kendinizi anlatmaya çalışmak olsun.
İşin en hassas noktası da tam burası. Sizin kendinizi anlatma çabalarınız ucuz propaganda olarak görülür ve siz kendinizi anlatmanın ötesine geçip başkalarını karalamaya ve onları sizden daha az meşruiyet ve cazibeye sahip aktörler olarak göstermeye çalışırsanız artık yumuşak gücün bitip keskin/sharp gücün ortaya çıktığı aşamaya geçmişsiniz demektir.
Keskin güç uygulamalarının hedeflediği asıl amaç kendi doğrularınızı ve hikayenizi başkalarına kabul ettirmektir. Bunu da iyi planlanmış bir stratejik akılla yapmak gerekir. Kendinizi yüceltmek, başkalarını karalamak, bilgi kirliliği yaratmak ve bu süreçte ortaya çıkan kuru gürültü ortamında kendi doğrularınızı en gerçek hikaye olarak sunmak keskin güç uygulamalarının olmazsa olmazıdır.
Bilgi ve gerçeklik üzerinde tekel kurmaya çalışmak günümüz uluslararası siyasetinde çok önemli olmaya başladı. Her türlü alternatif aracı kullanarak başkalarının sesini kısıp tek duyulan ses olmaya çalışmak Covid-19 sonrası dünyada küresel güç rekabetlerinin seyrinde çok etkili olacak. Bunun emarelerini zaten görüyorduk ama salgın sürecinde daha fazla görmeye başladık.
Bu süreci kim daha iyi yönetti, kim küresel koordinasyon ve liderlik becerileri gösterme noktasında daha başarılı oldu, kim başkalarını da en az kendisi kadar düşünüp onlara ihtiyaçları olan tıbbi yardımları gönderiyor, kim başkalarının ekonomik refahını en az kendi ekonomik refahı kadar önemsiyor, kim komşusu aç yatarken kendisi tok yatmıyor, kim başkalarının dertleriyle kendi dertleriymiş gibi ilgileniyor, kim insanlığın geleceği noktasında daha iyi bir rol modeli sunuyor?
Bu soruların sorulması keskin güç savaşlarının daha da hızlanmaya başladığını gösteriyor. Bu süreçte kendini parlatmak kadar diğerlerini karalamak da önemli olacak. Ne söylediğinden, ya da söylediğinin doğruluğundan ziyade söylediğine kaç kişinin inandığı daha önemli olacak. Uluslararası arenada maddi gücün çok fazla aktör arasında paylaşıldığı günümüzde tek bir ülkenin ya da merkezin bilgi üzerine tekel kurma durumu artık yok. Amerika liderliğindeki Batı hegemonyasının geçerli olduğu tek kutuplu dünya düzeninden hızlı bir şekilde uzaklaşıp kimine göre çok-kutuplu kimine göre de kutupsuz bir dünya düzenine geçmiş bulunmaktayız. 2008 yılında yaşanan küresel finans krizinin tetiklediği bu süreç Covid-19'la birlikte ivme kazanmış durumda. Küreselleşmenin altın çağını yaşadığı tek kutuplu düzende yumuşak güç devşirmeye çalışmak anlamlıydı çünkü herkes aynı hedefe koşuyordu. Neyin doğru neyin yanlış olduğu noktasında kafalar daha netti. Neoliberal politikalar tek geçer akçe mertebesindeydi. Devletleri birbirinden ayrıştıracak ana unsur bu reçeteyi uygulama noktasında gösterecekleri performanslarıydı. Hedeflerin, standartların ve yöntemlerin nerdeyse evrensel tanımlandığı bu düzende cazibe odaklı yumuşak güç devşirmeye çalışmak anlamlıydı. Halbuki şimdi durum çok farklı. Çok-aktörlü, çok-kutuplu ve çok-hikayeli günümüz uluslararası düzeninde masumiyet ve samimiyet odaklı yumuşak güç yerini hızlı bir şekilde keskin güç uygulamalarına bırakıyor.
Rusya ve Çin keskin güç uygulamalarında batılı liberal demokratik ülkelere nazaran kesinlikle daha başarılılar. Başkalarını karalamak ve kendi lehlerine yönelik olumlu algı oluşturma noktasında stratejik düşünüp buna uygun hareket edebiliyorlar. Kapalı toplumlara ve güçlü merkezî devlet geleneklerine sahip olmak keskin güç savaşlarında önemli bir avantaj. Açık toplum geleneğinden gelen Batı toplumları bu süreçte daha fazla zorlanacaklar. Dış manipülasyonlara daha fazla maruz kalacaklar. Avrupa Birliği varoluşsal bir yaşam mücadelesi verecek. Amerika'da kapitalizme alternatif siyasi ve ekonomik ideolojileri daha fazla duyacağız. İlginç zamanlar bizleri bekliyor.