Zor dönemeç

Bu köşede Antalya'mızın ekonomisine yön veren çeşitli sektörleriyle ilgili yazdığımız yazılar, ilgi görüyor, galiba ekonomiye farklı bir açıdan bakılmasına da vesile oluyor. Kent ekonomisinin sadece turizm ve tarımla anlaşılmasının zor olduğunu daha önce de belirtmiştik. Şehrin görünmeyen ama ekonomiyi ayakta tutan en önemli kolonlarından biri de uzun yıllardır inşaat sektörü... Konut üretiminden altyapıya, turizm tesislerinden kentsel dönüşüme kadar geniş bir alanı kapsayan bu sektör, bugün ciddi sorunlarla karşı karşıya.

Son yıllarda Antalya’da inşaat maliyetleri adeta kontrolsüz biçimde yükseldi. Demir, çimento, enerji ve işçilik giderleri döviz kuruna paralel olarak artarken, konut fiyatları da buna bağlı olarak erişilemez seviyelere çıktı. Özellikle yerli alıcı için ev sahibi olmak hayal haline gelirken, sektör giderek yabancı talebine bağımlı bir yapıya sürüklendi. Ancak yabancıya satışta getirilen sınırlamalar ve küresel belirsizlikler bu alanı da son zamanlarda daraltmış durumda.

Bir diğer önemli sorun arsa maliyetleri... Antalya’da imarlı arsa bulmak her geçen gün zorlaşıyor. Plansız büyüme, tarım alanlarının baskı altında kalması ve imar süreçlerindeki belirsizlikler hem yatırımcıyı hem de müteahhidi tedirgin ediyor. Üstelik uzun süren ruhsat süreçleri ve bürokratik prosedürler, projelerin finansman yükünü daha başlamadan ağırlaştırıyor.

Finansmana erişim konusu da sektördeki en kritik başlıklardan biri. Yüksek faiz ortamı hem üreticiyi hem de alıcıyı kilitlemiş durumda. Müteahhit krediye ulaşamıyor, vatandaş ise konut kredisi kullanamıyor. Bu sıkışma, yarım kalan projelerin riskini artırırken istihdam kaybını da beraberinde getiriyor. Antalya’da inşaat sektörü doğrudan ve dolaylı olarak on binlerce kişiye iş sağlıyor; yaşanan her durgunluk şehrin tamamını etkiliyor.

Geleceğe baktığımızda ise tablo tamamen karanlık değil. Antalya, nüfusu artan, göç alan ve yaşam talebi yüksek bir şehir. Deprem gerçeği kentsel dönüşümü kaçınılmaz kılıyor. Ancak bu dönüşüm rant odaklı değil, planlı ve altyapı destekli olmak zorunda. Yerel yönetimlerin daha öngörülebilir imar politikaları geliştirmesi, merkezi idarenin ise finansman ve maliyet baskısını hafifletecek adımlar atması büyük önem taşıyor.

Antalya’da inşaat sektörü artık sadece “çok bina yapmak” üzerinden değil, nitelikli, çevreye duyarlı ve ulaşılabilir konut üretimi üzerinden yeniden tanımlanmalı. Aksi halde bugün yaşanan sorunlar, yarının daha büyük krizlerinin habercisi olacaktır. Sağlam temeller sadece binalar için değil, sektörün geleceği için de şart.