Zulüm!

Onlarca dert varken bu da dert mi?’ demeyin.
Anlatayım de artık güler misiniz ağlar mısınız?
Bir yazlık sitenin başına gelenlerin hikayesi;
Sahilinde pırlanta gibi parıldayan bir kumu vardı. İnsanlar, turkuazdan maviye dönüveren denizinde yüzerlerdi.
Çocuklar renkli kovaları ile kıyıya su taşırdı.
Kürekleri ile kumdan kaleler yapardı.
Uzun tahta bir iskelesi vardı.
Koşarak suya atlayan kızlı erkekli gençlerin mutluluk çığlıkları duyulurdu.
Onları izleyen ebeveynler mutluydu.
Bir gün bir canavar makine dalıverdi o güzelliklere.
Hoyrat makine sesine
‘Durun ne yapıyorsunuz?’ haykırışları karıştı.
Ve yıkım geldi!
Önce güneş ışığından rahatsız oldukları için altında oturan yaşlı insanlara gölgesini veren güzelim iğde ağacını yerle bir ettiler.
Aralarında para toplayıp yaptıkları uzun tahta iskeleyi parçalara ayırdılar.
Denizle ilişkilerini kestiler.
Pırlanta gibi kumun üzerine de hafriyat dökerek gittiler.
Mutluluğu paramparça ettiler!
Sorgusuz sualsiz.

***

Yıllar sonra vatandaşlar toplandı.
‘İskele yapalım’ dediler.
‘Hayır yapamazsınız yasak’ dediler.
‘Kum getirip dökelim’ dediler.
Ona da ‘Yasak’ dediler.
Ağaç dikelim gölge yapsın
Yok..Yok..

***

O insanlar şimdi komşu sitenin sahilinden denize giriyorlar.
Bir ücret ödeyerek!
Çevre temizliğine katkı parası adı altında bir ücret!
Sahilin sahibi o site.
Devlete ecrimisil ödüyor.
Kendilerine bir alan ayırmışlar
Şemsiye ve şezlonglar onlara ait.
Etrafını çevirmişler.
Bir de tabela koymuşlar. ‘…..sitesi alanıdır.
Girilmez!’
Lordlar kamarası.
Sığıntılar;
Avam kamarası.
İnsanın ağırına gidiyor.
Zulüm!
Her yerde.