Antalya’nın Aksu ilçesinde başlayarak Kepez ve Döşemealtı ilçelerine kadar yayılan orman yangınlarının ardından TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ceren Şahin, yangınların yalnızca orman kaybı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Yanan sadece ormanlarımız değil, geleceğimizdir” dedi.
Yangınların kent, doğal yaşam ve ekosistemler açısından ciddi tehdit oluşturduğunu söyleyen Şahin, yerleşim alanlarının tahliye edildiğini, vatandaşların yaşam güvenliğinin tehlikeye girdiğini ve hayvanların yaşam alanlarını kaybettiğini ifade etti. Yangınlara müdahale eden kamu kurumları, yerel yönetimler, sağlık çalışanları, gönüllüler ve sahada görev yapanlara teşekkür eden Şahin, yangından etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti ve hayatını kaybeden vatandaş için başsağlığı diledi.
‘YANGINLARI SADECE ORMAN YANGINI OLARAK DEĞERLENDİREMEYİZ’
Antalya’da yaşananların yalnızca bir orman yangını olarak ele alınamayacağını vurgulayan Şahin “28 Temmuz 2021’de Manavgat’ta başlayan ve Akseki, Alanya, Gazipaşa, Gündoğmuş ve Taşağıl’a yayılan büyük yangınlar Antalya için bir dönüm noktası olmuştur. Resmî verilere göre bu yangınlarda toplam 59 bin 985 hektar alan zarar görmüştür” diye konuştu.
2021 sonrasında yangınlarla mücadelede önleme ve erken tespitin güçlendirilmesine yönelik adımlar atıldığını belirten Şahin, riskli alanların belirlenmesi, “Acil Kod” uygulaması, vatandaşların bilinçlendirilmesi ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarına dikkat çekti. Antalya’da 42 yangın gözetleme kulesinin bulunduğunu, bunların 36’sının IP kameralarla donatıldığını ve yangınların takibinde İHA kullanıldığını aktaran Şahin, “ÇMO Antalya Şubesi olarak sahada görev yapan tüm kurumların emeğini ve son yıllarda önleme kapasitesini artırmaya yönelik çalışmaları takdir ediyoruz. Ancak bugün yaşadığımız yangınlar bize bir gerçeği daha açık biçimde göstermektedir: Önleme politikalarını daha da ileri taşımak, kurumlar arasında kalıcı bir risk yönetimi sistemi kurmak ve bu sistemi Antalya’nın mekânsal planlama, tarım, enerji, ulaşım ve afet yönetimi politikalarıyla bütünleştirmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
‘ANTALYA İKLİM KRİZİNİN TAM ORTASINDA’
Antalya’nın iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas kentlerden biri olduğunu belirten Şahin, “Orman yangınları artık istisnai olaylar olarak değil, iklim değişikliğiyle birlikte büyüyen ve süreklilik kazanan bir afet riski olarak ele alınmalıdır” dedi.
2025 yılında Antalya’da 128 orman yangını meydana geldiğini ve 589 hektar orman alanının zarar gördüğünü belirten Şahin, yangınların yüzde 93’ünün 5 hektarın altında tutulduğunun açıklandığını söyledi. Erken tespit ve hızlı müdahalenin önemine dikkat çeken Şahin, “Ancak hedefimiz yalnızca yangını küçükken söndürmek değil, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır” diye konuştu.
‘YANGIN ÇIKMADAN ÖNCE NE YAPIYORUZ?’
Yangınlarla mücadelede yalnızca müdahale hızının sorgulanmaması gerektiğini ifade eden Şahin, “Riskli alanları yeterince hassas biçimde belirliyor muyuz? Orman-kent sınırlarını koruyor muyuz? Elektrik hatları ve diğer altyapılardan kaynaklanan riskleri sistematik biçimde azaltıyor muyuz? Tarımsal faaliyetler, seralar, anız ve bahçe temizliği gibi faaliyetlerin yangın riskini yönetiyor muyuz? Orman yollarını, yangın havuzlarını ve su kaynaklarını kritik dönemler öncesinde yeterli durumda tutuyor muyuz? Orman içindeki ve çevresindeki yanıcı yükü azaltıyor muyuz?” ifadelerini kullandı.
‘AFET YÖNETİMİ SADECE MÜDAHALE DEĞİLDİR’
Afet yönetiminin yangın çıktıktan sonra müdahale etmekten ibaret olmadığını dile getiren Şahin, “Meteoroloji, uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri, uydu görüntüleri, yapay zekâ, insansız hava araçları, haberleşme teknolojileri, ekoloji, şehir planlama ve halk sağlığının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Antalya’da son 20 yıldaki yangınların nerede ve ne zaman çıktığına ilişkin verilerin haritalanması gerekmektedir. Bu veriler imar kararlarından ulaşım ve altyapı yatırımlarına, tarımsal faaliyetlerden enerji nakil hatlarına kadar tüm mekansal kararların temel girdilerinden biri olması gerekiyor. Yanan her hektarla birlikte yalnızca ağaçlarımızı kaybetmiyoruz. Bir kuşun yuvasını, bir canlının yaşam alanını, bir ekosistemin dengesini, toprağın üretkenliğini, suyun geleceğini, havanın kalitesini ve kentimizin nefesini kaybediyoruz” dedi.
Yangın sonrasında başarının yalnızca dikilen fidan sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini ifade eden Şahin, “Doğal gençleşmenin mümkün olduğu alanlarda ekosistemin kendi kendini yenileme kapasitesi korunmalı; ağaçlandırma kararları bilimsel ekolojik değerlendirmelere dayanmalıdır” diye konuştu.
‘YEŞİLİ KAYBEDEN KENT, ISINMAYA MAHKÛMDUR’
Antalya’da artan kentleşme baskısına da dikkat çeken Şahin, “Yeşil alan kaybı yalnızca bir peyzaj meselesi değildir; kentsel ısı adasını, hava kalitesi sorunlarını, ani yağışlarda taşkın riskini ve ekolojik kırılganlığı artırmaktadır. Ormanlık alanlarda ve doğal yaşam alanlarında oluşan düzensiz atık birikimleri de yangın riski oluşturuyor. Cam, ambalaj, pil ve batarya, elektrikli ve elektronik atıklar ile kimyasal içerikli atıkların yalnızca çevre kirliliği açısından değerlendirilmemesi gerekmektedir. Atık yönetimi aynı zamanda risk yönetimidir” dedi.
2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirilen “Orman Benim” etkinliklerinde kuru ot, çalı, budama artıkları ve çevreye atılan atıkların temizlendiğini hatırlatan Şahin, bu uygulamaların kampanya dönemleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirtti. Şahin, “Ormanlık alanlar başta olmak üzere kırsal alanlara atık dökenlerin tespiti için çalışma gerçekleştirilmeli ve caydırıcı cezai işlem uygulanmalıdır” ifadelerini kullandı.
‘ÇABALARI KALICI BİR SİSTEME DÖNÜŞTÜRMELİYİZ’
Manavgat yangınlarının ardından yangınlarla mücadelede önemli adımlar atıldığını belirten Şahin, yeniden ormanlaştırma ve doğal gençleşme çalışmaları, yangın gözetleme kapasitesinin artırılması, kamera ve İHA kullanımı, risk haritaları, erken uyarı, “Acil Kod” uygulaması ve elektrik altyapısına yönelik önleyici çalışmaların önemine dikkat çekti. Şahin, “Şimdi yapılması gereken, bu uygulamaları proje ve sezon bazlı faaliyetler olmaktan çıkarıp Antalya’nın kalıcı orman yangını risk yönetim sisteminin parçaları haline getirmektir. Her yıl hangi riskin ne ölçüde azaltıldığının, hangi hassas bölgede hangi önlemin alındığının, müdahale sürelerinin nasıl değiştiğinin ve yangınların nedenlerinin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerekiyor” dedi.
‘AFET OLMADAN ÖNCE HAREKETE GEÇMELİYİZ’
Antalya’nın yalnızca orman yangınlarıyla değil, aşırı yağış, sel, taşkın, kuraklık, sıcak hava dalgaları ve su krizi gibi birbirleriyle bağlantılı risklerle karşı karşıya olduğunu ifade eden Şahin, “Antalya artık iklim değişikliğine uyum sağlamak, afetlere dirençli hale gelmek ve doğal varlıklarını korumak zorundadır. COP31 sürecinde Antalya’nın iklim gündemi de yeniden ele alınması gerekiyor. İklim değişikliğiyle mücadele yalnızca emisyonların azaltılmasından ibaret değil. Azaltım kadar; uyum, dirençlilik ve afetlere hazırlık da hayati önemdedir. COP31 sürecinde Antalya’nın dünyaya söyleyecek sözü varsa, bu söz önce kendi kentimizde karşılık bulmalıdır: iklim eylem planlarımızda, afet yönetim planlarımızda, kent planlarımızda, yerel yönetim politikalarımızda, ormanlarımızı koruma anlayışımızda ve en önemlisi kararlarımızda” diye konuştu.
‘YANAN SADECE ORMAN DEĞİL, ANTALYA’NIN GELECEĞİDİR’
Orman yangınlarının yalnızca yaz aylarının gündemi olmadığını vurgulayan Şahin, sözlerini şöyle tamamladı: “Bugün Antalya’da yanan alanlara baktığımızda yalnızca siyaha dönmüş ağaçları görmemeliyiz. Orada bir canlının yaşam alanı, bir çocuğun geleceği, bir kentin nefesi, bir su kaynağının geleceği, bir ekosistemin dengesi ve hepimizin ortak yaşam hakkı yanmaktadır. Orman yangınları yalnızca yaz aylarının gündemi değildir. Bir iklim meselesidir. Bir kentleşme meselesidir. Bir biyoçeşitlilik meselesidir. Bir afet yönetimi meselesidir. Bir çevre politikası meselesidir. Ve her şeyden önce bir gelecek meselesidir. Bugün alacağımız kararlar, yarının Antalya’sını belirleyecektir. Yangın söndükten sonra gündem değiştiren değil; yangın çıkmadan önce önlem alan bir anlayışa ihtiyacımız var. Afet olduktan sonra müdahale kapasitesini tartışan değil; riski önceden gören ve azaltan kentlere ihtiyacımız var. Doğayı kaybettikten sonra değerini anlayan değil; doğayı yaşamın vazgeçilmez unsuru olarak koruyan politikalara ihtiyacımız var. Artık bekleyecek zamanımız yok. Çünkü iklim krizi beklemiyor. Doğa kendini koruyacak kararları bizden bekliyor. Gelecek ise bugün ne yaptığımıza bakıyor. Yanan sadece ormanlarımız değil. Yanan, Antalya’nın geleceğidir. Geleceğimizi yakmayalım, Antalya’yı karartmayalım” dedi.