Antalya’da son günlerde etkili olan şiddetli sağanak yağışlar, kentin bazı noktalarında sele yol açarken, yaşanan doğa olayları yalnızca fiziksel değil psikolojik etkileriyle de gündemde. Özellikle sosyal medyada paylaşılan sel görüntüleri ve felaket içerikleri, bireylerde giderek yaygınlaşan iklim kaygısını tetikliyor.
SÜREKLİ TEHDİT ALGISI OLUŞUYOR
Çevre felaketlerine dair yoğun ve duygusal içeriklere sürekli maruz kalmanın insan psikolojisi üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirten Uzman Psikolog Anıl Yıldız, “Art arda görülen sel, yangın ve yıkım haberleri, bireylerde yoğun stres, umutsuzluk ve tükenmişlik hissine neden olabiliyor. Ne kadar çok felaket haberi görürseniz, zihniniz o kadar fazla tehlike algısı üretmeye başlar. Beynin özellikle duygusal yükü yüksek görüntülere karşı hassastır. Seller, yangınlar ve yok olan canlılara dair görüntüler beynin tehdit algı merkezi olan amigdalayı tetikler” dedi.
Bu durumun zamanla geçici bir farkındalık olmaktan çıkıp kronik bir kaygıya dönüşebileceğini söyleyen Yıldız, “Kişinin zihni sürekli ‘Şimdi nerede felaket var?’ sorusuyla meşgul olmaya başlar. Bu da gündelik yaşam kalitesini düşüren bir gerginlik yaratır” dedi.
SOSYAL MEDYADA KÖTÜ HABER DÖNGÜSÜ
Sosyal medyada paylaşılan içeriklerin çoğu zaman bilgilendirmenin ötesinde yoğun duygular uyandırdığını dile getiren Yıldız, “Sürekli olumsuz haber görmenin kişilerde ‘Dünya gerçekten bitiyor’ düşüncesine yol açabilir. Özellikle Antalya’da son günlerde yaşanan sel felaketine ait görüntüler, su altında kalan araçlar, mahsur kalan insanlar, zarar gören ev ve seralar, kişiler üzerinde sarsıcı bir etki bırakıyor. Bu tür görüntülere tekrar tekrar maruz kalmak, bireyin zihninde felaketin hiç bitmeyeceği algısını güçlendirebiliyor” dedi.
‘KAYGI BASTIRILMAMALI, DÖNÜŞTÜRÜLMELİ’
İklim kaygısının yok sayılması değil, sağlıklı şekilde yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, “İklim krizi yüzünden kaygılanıyorum diyebilmek aslında doğaya verdiğiniz değerin bir göstergesidir. Bu duyguyu bastırmak yerine anlamlandırmak kişiyi rahatlatır. Evini, mahallesini ya da alıştığı yaşam alanlarını tehdit altında görmek insanı derinden sarsar. Bu kaygı aslında duyarsız olmadığımızın, çevremizde olup bitene karşı sorumluluk hissettiğimizin bir işaretidir” diye konuştu.
GÜVENİLİR KAYNAK VURGUSU
Antalya’daki sel felaketine ilişkin sosyal medyada hızla yayılan eski görüntüler ya da doğrulanmamış iddiaların panik duygusunu büyütebildiğini ifade eden Yıldız, “Bilimsel ve güvenilir kaynakları takip etmek ruh sağlığını korumada kritik rol oynar. Bilgi kirliliği belirsizlik hissini artırır. Oysa doğru ve net bilgi, kişinin durumu daha gerçekçi değerlendirmesine ve kaygısını kontrol edebilmesine yardımcı olur” diye konuştu.
‘KÜÇÜK ADIMLAR BÜYÜK ETKİ YARATIYOR’
Antalya’da yaşanan sel felaketlerinin ardından birçok kişinin “Ben ne yapabilirim ki?” duygusuna kapıldığını dile getiren Yıldız, “Küçük görünen bireysel adımlar, kişiye kontrol hissi kazandırır. Bu da çaresizlik duygusunu azaltarak kaygının yönetilmesini kolaylaştırır. Küçük ama sürdürülebilir alışkanlıkların psikolojik olarak güçlendiricidir. Geri dönüşüm yapmak, yerel üreticiden alışveriş etmek, gıda israfını azaltmak ve toplu taşıma kullanmak gibi davranışların hem çevreye hem de bireyin ruh haline katkı sağlar” dedi.