GÜNDEM

Kent Konseyi’nden TOKİ projesi raporu

Antalya Kent Konseyi Altyapı Çalışma Grubu Çakırlar TOKİ İmar Alanının Altyapı Açısından değerlendirilmesi ile ilgili bir rapor yayınladı

Antalya Kent Konseyi Altyapı Çalışma Grubu Çakırlar’da yapılması planlanan TOKİ projesi ile ilgili bir çalışma raporu hazırladı. Yayınlanan raporda Çandır Çayı güneyinde 206 blokta 4574 konut ve 34 kapıcı dairesi, 61 dükkânlı ticaret birimi, 2 okul (ilkokul ve ortaokul) ve 1 cami planlandığı açıklanırken proje tamamlandığında, 56,30 hektarlık (562.959 m²) alanda 18 bini aşkın kişinin yaşayacağı öngörüldüğü belirtildi.

TAŞKIN VE SEL RİSKİ
Boğaçay’ın yaklaşık 25 km uzunluğunda yatağı ile 830 km2’lik bir alandan su topladığı belirlenen raporda “Boğaçay havzasının en büyük kolu olan Çandır Çayı, 1350 m kotunda doğar, kuzeye doğru akarak vadi boyunca küçük yan derelerle birleşerek Çakırlar mevkiine ulaşır. Küçükdağ Tepe kuzeyinde diğer kollarla birleşir ve Boğaçay’a karışır. Havzadaki tarım alanları ve köyler geçmişte de taşkın afeti altında kalmıştır. Taşkın önleme tedbirleri alınmadan bölgenin imara açılması ile taşkın riskinin boyutu daha da büyümüştür” denildi.

ÇAY YATAĞI ÜSTÜNDE BULUNUYOR
Raporda “Proje sahasının neredeyse tamamının o dönemki çay yatağı üzerinde bulunmasıdır. 1985 tarihli uydu fotoğrafı üzerinde TOKİ Çakırlar proje sahasının işlenmesi sonucunda proje sahasının neredeyse tamamının o dönemki çay yatağı üzerinde bulunduğu görülmektedir. IRAP (2021) raporuna göre Boğa Çayı’nın Q100 değeri 1355 m3/s, Q500 değeri 1892 m3/s’dir. Q100 dikkate alındığında muhtemel taşkın riski altında bulunan alanının 1530 ha, Q500 dikkate alındığında ise muhtemel taşkın riski altında bulunan alanın 1620 ha olduğu belirlenmiştir” denildi.

ÖLÇÜLER TEKRAR YAPILMALI
Arazinin taşkın sınırları içinde kaldığı belirtilirken “Yerinde ölçümler yapılarak analizlerin tekrarlanması önerilmektedir. Boğaçay taşkın kontrolü gündeme geldiğinde ilk akla gelen yöntem baraj yapımı olmakla birlikte bu yöntem havzanın başka bir sorunu nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Barajla su tutmak mümkün olmakla birlikte, suyun baraja ulaştığı giriş bölgesinde ani olarak suyun hızı düşmekte ve iri taneli sediman memba bölgesinde birikmekte, akış aşağı iletilememektedir. Bu durum Konyaaltı Kumsalı için hayati bir sorun olan kıyı erozyonunu ivmelendirici bir gerekçe olacak, çözüm amaçlı planlanan bir çalışma daha büyük bir sorun doğuracaktır. Çay yatağı tesviyesi yoluyla dere ıslahı yöntemi defalarca denenmiş olmasına rağmen bir veya en geç iki yıl içinde yatağın yine doğal haline döndüğü görülmüştür. Taşkın hesapları ve taşkın kontrolü konularında dikkate alınması gereken bir diğer husus da küresel iklim değişiminin son dönemde hızlanmış olmasıdır. Taşkın hesapları geçmiş dönemdeki iklim koşulları altında yapılan ölçümler ve istatistiki yöntemlere dayalı olarak yapılmaktadır. Oysa son dönemde yağış rejiminin eskiye oranla çok farklılıklar gösterdiği yadsınamaz bir gerçekliktir” denildi.

ZEMİN, DEPREM ve HİDROJEOLOJİ
Yayımlanan raporda “Boğaçay Ovası, Teke Yarımadası’nın Holosen sonrası jeomorfolojik evrimine bağlı olarak, östatik ve relatif deniz seviyesi değişimleri, buna bağlı lagün oluşumları ve dolgu ile düzlüklere dönüşümleri modeline paralel olarak gelişmiştir. Son 15.000 yılda deniz seviyesinin yaklaşık 100 m yükselmesi ve tektonik gerekçeli batma sonucu günümüzden 6000 yıl önce Teke Yarımadası’ndaki eski kara topoğrafyası, boğulmuş kıyı yapıları ile koy ve körfezlere dönüşmüş, bu koy ve körfezlere akarsuların taşıdığı alüvyonlarla deniz dolmaya başlamış, lagünler meydana gelmiş; sonuçta ise yer yer bataklık olan kıyı ovaları oluşmuştur. Boğaçay Ovası’nın bulunduğu bölgede son buzul çağı sonrası deniz seviyesinin yükselmesi ile akarsuların getirdiği malzemeler delta şeklinde dolgu oluşturmaya başlamıştır. Bu granüler malzeme dolgusu kıyı oku şeklinde günümüzde limanın bulunduğu bölgeye kadar ilerleyerek kuzeyinde kalan körfez parçasını lagüne dönüştürmüştür. Günümüzde Sarısu deresi ise lagünün muhtemel çıkış ağzı olmalıdır. Lagün içindeki sedimantasyonun ise başlıca iki kaynağı vardır. Birincisi; yeraltısuyu ile beslendiğinden kısmen tatlı su gölü niteliği kazanan lagün içinde mikro canlıların yaşamsal faaliyetlerinin yan ürünü olarak ortaya çıkan otojenik kil, taşınmış kil ve siltten oluşan ince taneliler, ikincisi ise taşkın dönemlerinde yamaçlardan ve kuzeydeki boğazdan taşınan granüler malzeme. Bölgede deniz seviyesi yükselmesi Milat yıllarına kadar sürmüş, bundan sonra fazla bir jeomorfolojik değişim gözlenmemiştir” denildi.

YAPILAŞMAYA GİDİLMEMELİ
Yayımlanan raporda “Antalya’nın deprem tehlikesi kuzeye doğru azalma eğilimi gösteriyor. Boğaçay Ovası Antalya il merkezi içinde deprem tehlikesi en yüksek alan. Bu nedenlerle, ovada mevcudun dışında daha fazla yapılaşmaya gidilmemelidir. Mevcut binaların yıkılarak daha yüksek ve daha fazla emsalle yeni binaların inşa edilmesi başka sakıncaları olduğu gibi deprem açısından da son derece sakıncalıdır. Döşemealtı-Varsak-Isparta yolu arasında zemini sağlam ve deprem ivmesi göreceli olarak azalmış imar alanları planlanmalıdır. TOKİ toplu konut alanı, mevcut hidrojeolojik veriler ve ilgili kurum görüşleri doğrultusunda değerlendirildiğinde; bölgenin yeraltı suyu açısından hassas bir hidrojeolojik sistem içerisinde yer aldığı ve içme suyu koruma alanı sınırları dahilinde kaldığı açıkça görülmektedir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğü’nün teknik incelemelerine göre söz konusu alan; Boğaçay havzası içerisinde, Çandır Çayı yatağı civarında Konyaaltı ilçesinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan ve ASAT Genel Müdürlüğü tarafından işletilen aktif içme suyu kuyularının beslenim alanındadır. Bu kapsamda, bölgede yaklaşık 12 adet içme suyu kuyusu bulunmakta olup, söz konusu kuyular için yıllık toplam 1,4 hm³ su tahsisinin bulunduğu belirtilmektedir. Mevcut kuyuların proje sahasına olan mesafesinin yaklaşık 1 km mertebesinde olması, yeraltı suyu akım yönü ve bölgenin yüksek geçirgenliğe sahip alüvyon jeolojik yapısı birlikte değerlendirildiğinde; planlanan yoğun yapılaşmanın içme suyu kaynakları üzerinde doğrudan ve dolaylı riskler barındırdığı ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak; söz konusu TOKİ alanında planlanan yoğun yapılaşmanın; yeraltısuyu beslenim alanı üzerinde baskı oluşturacağı, mevcut içme suyu kuyularının atıksu kaynaklı kirlenme riski ile karşı karşıya kalacağı, içme suyu güvenliği ve kamu yararı açısından ciddi çevresel ve hidrojeolojik riskler barındırdığı, bilimsel veriler ve ilgili kurum görüşleri doğrultusunda açıkça görülmektedir. Bu nedenle; içme suyu koruma alanı içerisinde yer alan söz konusu alanda, koruma alanı hükümlerinin eksiksiz uygulanması, yeraltı suyu güvenliğini riske sokacak yoğun yapılaşmalardan kaçınılması ve tüm planlama süreçlerinin hidrojeolojik hassasiyet esas alınarak yeniden ele alınması gerekmektedir” denildi.