Sınava hazırlık sürecinin son aşamasına girilirken, öğrencilerin yoğun bir baskı altında hissettiğini ifade eden Anıl Yıldız, kontrol altına alınamayan kaygının akademik performansı düşürebileceğini vurguladı. Bu dönemde yalnızca ders çalışmanın değil, psikolojik dengenin korunmasının da büyük önem taşıdığına işaret etti.
‘KAYGI HEM ZİHNİ HEM BEDENİ ETKİLİYOR’
Öğrencilerin farklı beklentiler arasında sıkıştığını dile getiren Yıldız, “Birçok çocuk sadece kendi hedefleriyle değil, ailesinin ve çevresinin beklentileriyle de baş etmeye çalışıyor. ‘Ya başaramazsam, ya istediğim okula gidemezsem, herkesin beklentisini karşılayamazsam’ gibi düşünceler zamanla yoğun bir baskıya dönüşebiliyor. Bu durum sadece zihinsel bir gerginlik yaratmıyor. Aynı zamanda uyku düzensizlikleri, mide sorunları ve baş ağrıları gibi fiziksel tepkiler de ortaya çıkabiliyor. Üstelik çocuklar ‘Bu sınav bana göre değil’ ya da ‘Ne yaparsam yapayım yetişmeyecek’ gibi düşünceler geliştirdikçe özgüven kaybı yaşayabiliyor ve ders çalışma motivasyonları ciddi şekilde zayıflıyor” dedi.
‘SOSYAL HAYATTAN KOPUŞ RİSKİ’
Uzun süreli ve yoğun çalışma temposunun öğrencilerde tükenmişlik hissi oluşturabileceğine dikkat çeken Yıldız, “Bazı öğrenciler son dönemde tempoyu artırırken, bazıları ise bu yoğunluk karşısında yorulup geri çekilebiliyor. Arkadaşlarıyla görüşememek, sosyal aktivitelerden uzak kalmak çocukların psikolojik dengesini olumsuz etkileyebiliyor. Bu durum zamanla içe kapanma, sinirlilik ve ani duygu değişimleri şeklinde kendini gösterebiliyor. Oysa bu süreçte öğrencilerin tamamen izole olmaması, kendilerini iyi hissettikleri küçük sosyal alanları koruyabilmesi oldukça önemli” ifadelerini kullandı.
Ailelerin sınav sürecindeki tavrının çocukların kaygı düzeyini doğrudan etkilediğini vurgulayan Yıldız, “Sürekli ders odaklı konuşmalar yapmak ve ‘Daha fazla çalışmalısın’ şeklinde baskı kurmak, çocukların üzerinde ekstra yük oluşturur. Bunun yerine ‘Gayretinin farkındayız, elinden geleni yapman bizim için yeterli’ gibi cümleler, çocukların kendini daha güvende hissetmesini sağlar. Ayrıca başka çocuklarla yapılan kıyaslamalar, öğrencide yetersizlik hissini artırır ve kaygıyı derinleştirir. Her öğrencinin öğrenme süreci farklıdır ve bu farklılık göz ardı edilmemelidir” diye konuştu.
‘EVDEKİ ATMOSFER SINAV SÜRECİNİ ETKİLİYOR’
Sınav döneminde ev ortamının sakin ve destekleyici olması gerektiğini belirten Yıldız, “Ev içindeki gerginlikler, tartışmalar ya da baskı ortamı, öğrencinin kaygısını daha da artırır. Çocuklar bu dönemde anlaşılmaya ve duygusal olarak desteklenmeye ihtiyaç duyar. ‘Bu kadar kaygılanacak ne var’ gibi ifadeler yerine, ‘Seni en çok zorlayan şey ne, sana nasıl yardımcı olabiliriz’ gibi yaklaşmak çok daha yapıcıdır. Bu sayede çocuk kendini ifade edebilir ve duygusal olarak rahatlayabilir” dedi.
‘LGS BİR SON DEĞİL, SADECE BİR AŞAMA’
Sınavın abartılı şekilde hayatın merkezine yerleştirilmemesi gerektiğini belirten Yıldız, ailelere önemli bir hatırlatmada bulunarak şunları söyledi: “LGS, öğrencinin hayatındaki tek belirleyici unsur değildir. Bu sınav sadece bir geçiş noktasıdır. Çocuğa ‘Sonuç ne olursa olsun yanında olacağız’ mesajının verilmesi, onun üzerindeki baskıyı azaltır. Kendini güvende hisseden bir öğrenci hem daha sağlıklı düşünür hem de gerçek potansiyelini ortaya koyabilir.”