EKONOMİ

Özel Röportaj | BAKSİFED Başkanı Mustafa Cengiz: Antalya turizme bağımlı olmamalı

Batı Akdeniz Sanayici ve İş İnsanları Federasyonu (BAKSİFED) Başkanı Mustafa Cengiz, Antalya ekonomisinin en belirgin sorununun turizme aşırı bağımlılık olduğunu söyledi. “Bu durum talebi mevsimsel hâle getiriyor ve işletmelerin gelir akışını düzensizleştiriyor. Sezon dışı dönemlerde finansal sürdürülebilirlik zorlaşıyor” dedi

Batı Akdeniz Sanayici ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Cengiz, iş hayatına atılma sürecinden Antalya’da düzenlenecek TÜRKONFED Zirvesi’ne, Antalya ekonomisinin detaylı değerlendirmesinden enflasyon ve maliyet artışlarının piyasalara yansımasına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.


İşte Batı Akdeniz Sanayici ve İş İnsanları Federasyonu (BAKSİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Cengiz’in Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği özel röportaj:

1- Sizi bugün bulunduğunuz noktaya taşıyan sürecin başlangıcını merak ediyoruz. Eğitim geçmişiniz ve profesyonel kariyerinizin ilk yılları hakkında neler söylemek istersiniz?

Eğitim hayatıma Manavgat Anadolu Lisesi’nde başladım. Ardından Antalya Metin Nuran Çakallı Anadolu Lisesi’ni tamamladım. Üniversite eğitimimi Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde tamamladıktan sonra, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptım. Akademik yolculuğuma Doğu Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi Turizm Yöneticiliği bölümünde doktora yaparak devam ettim ve eğitim hayatımı bu şekilde tamamladım.

2- Eğitim hayatınızın ardından iş dünyasına atılma süreciniz nasıl başladı?

İş hayatına atılmam aslında biraz da zorunlulukla, oldukça erken yaşlarda gerçekleşti. Babamın rahatsızlığı nedeniyle ailenin tek çocuğu olarak henüz 15 yaşındayken Side’deki pansiyonumuzda sorumluluk almaya başladım. Bu süreç, hem iş hayatını çok erken tanımamı sağladı hem de bana önemli bir tecrübe kazandırdı. Pansiyon işletmeciliğimiz 2012 yılına kadar devam etti.

3- Gençlik yıllarınızda sizi çok etkileyen kişi ya da olay var mı? Varsa bahsedebilir misiniz?

Çok genç yaşta iş hayatına atılmam nedeniyle aslında pek çok zorlukla karşılaştım. Tecrübesizliğin getirdiği engellerle adeta duvara çarptığım zamanlar oldu. Ancak bu süreçte en büyük gücüm, ailemin bana olan desteğiydi. Özellikle o yaşta bir gence duydukları sınırsız güven, beni en çok etkileyen ve motive eden unsur oldu.

4- İş hayatındaki deneyimlerinizin sizi taşıdığı noktada, bugün BAKSİFED çatısı altında önemli bir sorumluluk üstleniyorsunuz. Bu kapsamda yürüttüğünüz çalışmalar ve geleceğe yönelik projeleriniz nelerdir?

Batı Akdeniz Sanayici ve İş Dünyası Federasyonu’nun iki temel misyonu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, üye dernekler arasındaki koordinasyonu ve iletişimi güçlendirmek; ikincisi ise bağlı bulunduğumuz Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ile derneklerimiz arasında köprü görevi görmektir. Bu doğrultuda, bölge iş dünyasının ortak akıl çerçevesinde hareket etmesini sağlamak, iş birliğini artırmak ve üyelerimizin daha etkin temsil edilmesine katkı sunmak adına çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Önümüzdeki süreçte ise bu yapıyı daha da güçlendirecek, özellikle bölgesel kalkınmaya ve iş dünyasının gelişimine katkı sağlayacak projeleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz.

5- BAKSİFED’in TÜRKONFED ile olan ilişkisi kapsamında, geçtiğimiz dönemde Antalya’da düzenlenen TÜRKONFED İş Dünyası Zirvesi de dikkat çekti. Zirvenin Antalya’ya katkıları neler oldu? Önümüzdeki yıllarda bu zirveyi yeniden Antalya’da görebilecek miyiz?

TÜRKONFED 26. İş Dünyası Zirvesi’ni, 28–30 Kasım 2025 tarihleri arasında; jeopolitik çalkantıların, teknolojik ayrışmanın, iklim risklerinin ve küresel korumacılığın arttığı günümüzde, dışa açık kalırken kritik bağımlılıklarını azaltması, dayanıklı ve rekabetçi bir ekonomik yapı inşa etmesi gereken “Küresel Kırılma Döneminde Türkiye” başlığıyla gerçekleştirdik. Bu kapsamda ortaya çıkan çıktıları ve basın yansımalarını çok kıymetli buluyorum. Bu etkinliğin her yıl düzenli olarak Antalya’da yapılması için lobi çalışmalarımız devam ediyor. Bu noktada, başta Konfederasyonumuz İcra Kurulu olmak üzere, konfederasyona bağlı federasyonlardan gelen olumlu geri bildirimler en güçlü motivasyon kaynağımız.

6- BAKSİFED’in bölge ekonomisine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAKSİFED, üyelerinin ekonomik, sosyal ve ticari gelişimlerini desteklemek amacıyla güçlü bir iş birliği ortamı oluşturur. Bu yapı sayesinde üye dernekler arasında bilgi paylaşımı ve koordinasyon artarken, bölgedeki iş dünyasının ortak akıl çerçevesinde hareket etmesine katkı sağlanmaktadır.

Aynı zamanda BAKSİFED, temsil ettiği geniş yapı ile bölge iş dünyasının ulusal ve uluslararası platformlarda daha etkin bir şekilde yer almasına destek olmakta, bu sayede Antalya ve Batı Akdeniz ekonomisinin daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına katkı sunmaktadır.

7- Antalya ekonomisini bugün en çok etkileyen faktörler neler?

Turizm gelirleri Antalya ekonomisinin ana kaynağıdır. Yabancı turist sayısı ve harcama düzeyi ise bu gelirlerin doğrudan belirleyicisidir. Jeopolitik gelişmeler ve güvenlik algısı, turist akışını hızlı bir şekilde artırıp azaltabilmektedir. Bunun yanı sıra seracılık ve yaş meyve-sebze ihracatı bölgemiz için önemli bir yer tutmaktadır. Bu noktada düşük seyreden döviz kurları hem gelirleri hem de maliyetleri etkilemektedir. Antalya’da sanayi ise turizmi destekleyen ve tarıma dayalı bir yapıdadır. Dolayısıyla Antalya’daki tüm sektörler birbiriyle ekonomik olarak ilişkili olup, benzer risklerden benzer şekilde etkilenmektedir.

8- Antalya’da turizm dışındaki sektörlerin gelişimini yeterli buluyor musunuz?

Antalya’da turizm dışındaki sektörlerin gelişimi kısmen ilerlese de genel olarak yeterli görmüyorum. Bölge ekonomisi hâlâ büyük ölçüde turizme bağımlı durumdadır. Tarım tarafında, özellikle seracılık, ihracat ve gıda işleme alanlarında ciddi bir kapasite bulunuyor. Bu alanlar istikrarlı şekilde büyümesine rağmen, bu büyüme daha çok düşük ve orta katma değerli üretime dayanıyor. Sanayi ise organize sanayi bölgelerimiz etrafında gelişse de ileri teknoloji üretim, büyük ölçekli yatırım ve yüksek katma değer yaratma konusunda sınırlı kalmaktadır. Turizm dışındaki hizmet sektörü (lojistik, sağlık, eğitim vb.) potansiyel taşısa da henüz Antalya ekonomisini dengeleyecek ölçekte değildir. Bu durum, şehrin ekonomik olarak dış şoklara açık kalmasına neden olmaktadır. Özetle, Antalya’da turizm dışı sektörler gelişiyor; ancak bu gelişim, ekonomiyi çeşitlendirecek ve riskleri dengeleyecek düzeye henüz ulaşmış değildir.

9- Kent ekonomisinin çeşitlenmesi için hangi adımlar atılmalı?

Öncelikle tarımın yapısı dönüştürülmelidir. Antalya güçlü bir üretim merkezi olmasına rağmen hâlâ büyük ölçüde ham ürün satmaktadır. Oysa gıda işleme, markalaşma, paketleme ve ihracat odaklı üretim teşvik edilirse birim başına gelir ciddi şekilde artar. Bu dönüşüm, tarımı tek başına bir geçim alanı olmaktan çıkarıp sanayiyle entegre bir yapıya kavuşturur. Sanayi tarafında ise nicelik değil, nitelik odaklı büyüme gerekmektedir. Klasik düşük teknoloji üretim yerine; tarım teknolojileri, yenilenebilir enerji ekipmanları, medikal ürünler ve otomasyon gibi alanlara yönelim sağlanmalıdır.

Hizmet sektöründe ise turizm dışı alanların büyütülmesi kritik önem arz etmektedir. Sağlık hizmetleri, eğitim, yazılım ve dijital hizmetler gibi alanlar Antalya’da yıl boyu gelir yaratabilecek potansiyele sahiptir. Özellikle uzaktan çalışma trendiyle birlikte şehrin “yaşam kalitesi yüksek üretim merkezi” olarak konumlandırılması mümkündür.

10- Antalya’da yatırım yapmayı düşünen girişimciler için öne çıkan fırsatlar ve dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

Antalya’da yatırım yaparken en sık yapılan hata, “sezonluk düşünmektir.” Başarılı yatırımlar genellikle 12 ay gelir üreten, döviz kazandıran ve mümkünse ihracata dayalı modellerdir. Tarım ve gıda sektörünü, gelişme potansiyeli en yüksek ve en rasyonel alanlardan biri olarak görüyorum. Katma değerli tarım ürünleri, organik üretim ve özellikle ihracata yönelik paketleme–işleme yatırımları Antalya’da önemli bir büyüme potansiyeli taşımaktadır. Burada asıl fırsat, ham üretimden ziyade markalaşma ve işlenmiş ürün tarafındadır. Sanayi tarafında ise klasik üretim yerine niş ve verimlilik odaklı alanlar tercih edilmelidir. Tarım teknolojileri (agritech), soğuk zincir çözümleri, otomasyon sistemleri ve enerji verimliliği sağlayan ekipmanlar gibi alanlar; hem yerel ihtiyaçtan beslenmesi hem de ihracat potansiyeli taşıması nedeniyle gelişime açıktır. Turizme girmek isteyenler için ise geleneksel otel yatırımlarını, yüksek rekabet ve maliyetler nedeniyle riskli buluyorum. Bunun yerine sağlık turizmi, yaşlı bakım hizmetleri, spor turizmi veya uzun süreli konaklama gibi daha spesifik ve yıl geneline yayılan segmentler daha avantajlıdır.

11- Rusya-Ukrayna savaşı ile İsrail-İran geriliminin Antalya turizmi ve ekonomisi üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya-Ukrayna savaşı ile İsrail-İran gerilimini birbirinden ayrı değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Rusya-Ukrayna savaşı, Antalya’yı doğrudan etkileyen bir krizdir. O dönemde üçüncü büyük pazarımız olan Ukrayna’dan bugün maalesef yalnızca sembolik düzeyde misafir ağırlayabiliyoruz. Ayrıca bu savaşın etkisiyle Rusya pazarı da istenilen düzeyde ivme kazanamamıştır. Bunun yanı sıra finans sistemine yönelik yaptırımlar nedeniyle gerek Rusya merkezli seyahat acenteleri gerekse Rus turistlerin harcama ve ödeme süreçlerinde yaşanan sıkıntılar kısmen devam etmektedir. İsrail-İran gerilimi ise daha çok bölgesel güvenlik algısı üzerinden etkili olmaktadır. Orta Doğu’da tansiyon yükseldikçe turistlerin bölgeye yönelik risk algısı artmakta, bu da talebi zayıflatabilmektedir. Aynı zamanda hava sahası ve uçuş rotalarındaki değişiklikler ulaşım maliyetlerini artırırken, petrol fiyatlarındaki yükseliş turizm işletmeleri için ciddi bir maliyet unsuru haline gelmektedir. Sonuç olarak Antalya ekonomisi, turizme olan yüksek bağımlılığı nedeniyle bu tür jeopolitik gelişmelere oldukça hassastır. Bu etkiler kısa vadede talep ve fiyat dalgalanmaları yaratırken, uzun vadede pazar çeşitlendirme ihtiyacını daha görünür hale getirmektedir.

12- Türkiye ekonomisinin mevcut gidişatını nasıl yorumluyorsunuz? Enflasyon ve maliyet artışları iş dünyasını nasıl etkiliyor?

Genel çerçevede bakıldığında iş dünyası şu anda belirsizlik, maliyet baskısı ve finansmana erişim zorluğu ile mücadele etmektedir. Bu süreçte en dayanıklı firmalar genellikle maliyet kontrolünü iyi yapan, döviz geliri olan ve operasyonel verimliliğini artırabilenlerdir. Buna karşılık döviz kurunun seviyesi, ihracat yapan firmalar için zorlayıcı olabilmektedir. Buna yüksek enflasyon da eklendiğinde rekabet gücü kalıcı şekilde zedelenmektedir. Maliyet tarafında özellikle enerji, kira, işçilik ve finansman giderlerindeki artış, işletmelerin kâr marjlarını ciddi şekilde etkilemektedir. Özellikle sabit gelirli firmalar bu baskıyı daha yoğun hissetmektedir. Aynı zamanda krediye erişimin zorlaşması ve faizlerin yüksek olması, yatırım iştahını da sınırlamaktadır. Enflasyonun uzun süredir yüksek seyretmesi ise iş dünyası açısından en kritik sorunlardan biri haline gelmiştir. Çünkü fiyatlama davranışı bozulmakta; firmalar maliyetlerini öngörmekte zorlandığı için ya sık fiyat güncellemek zorunda kalmakta ya da riskten kaçınmak adına yüksek fiyat belirlemektedir. Bu durum talebi baskılamakta ve iç piyasada daralma yaratabilmektedir.

13- Bu genel tabloyu Antalya özelinde değerlendirdiğinizde iş dünyasının en büyük yapısal sorunları neler?

Antalya özelinde iş dünyasının temel yapısal sorunları, ekonominin karakterinden kaynaklanmaktadır. En belirgin sorun, turizme aşırı bağımlılıktır. Bu durum talebi mevsimsel hâle getirmekte ve işletmelerin gelir akışını düzensizleştirmektedir. Sezon dışı dönemlerde kapasite kullanımı düşmekte, bu da finansal sürdürülebilirliği zorlaştırmaktadır. Buna paralel olarak şehrimizde düşük katma değerli üretim yapısı öne çıkmaktadır. Tarım ve sanayi faaliyetlerinin çoğunlukla ham üretim veya basit işleme seviyesinde kalması; markalaşma, ileri teknoloji ve Ar-Ge eksikliği nedeniyle birim başına gelirin artırılmasını zorlaştırmaktadır. Bir diğer önemli sorun ise ölçek problemi ve KOBİ ağırlıklı yapıdır. İşletmelerimiz genellikle küçük ve orta ölçekli olduğu için finansmana erişim, kurumsallaşma ve verimlilik konularında zorluk yaşamaktadır ve bu durum rekabet gücümüzü sınırlandırmaktadır. Ayrıca yüksek maliyetler ve enflasyon baskısı, işletmelerimizin kârlılığını aşındırmaktadır. Enerji, kira ve işçilik giderlerindeki artış, şehrimizdeki tüm sektörler üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır.

14- Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm konusunda iş dünyası yeterince hazır mı?

Kısmen hazır, ancak genel olarak yeterli değildir. Türkiye’de iş dünyasında dijitalleşme ve yeşil dönüşüm farkındalığının son yıllarda belirgin şekilde arttığını görüyorum. Özellikle büyük şirketler ve ihracat yapan firmalar bu alanlarda ciddi adımlar atsa da tablo henüz bütüncül görünmemektedir. Dijitalleşme tarafında birçok işletme hâlâ temel seviyede ilerlemekte ve yatırımlar çoğu zaman operasyonel verimlilikten ziyade “zorunluluk” nedeniyle yapılmaktadır. KOBİ’lerde ise hem finansman hem de nitelikli insan kaynağı eksikliği, dönüşümü yavaşlatmaktadır. Yeşil dönüşüm tarafında ise durum daha da kritiktir. Avrupa Birliği regülasyonları (özellikle karbon düzenlemeleri) nedeniyle ihracatçı firmalar bu sürece daha hızlı adapte olmaya çalışırken; enerji verimliliği, karbon ayak izi ölçümü ve sürdürülebilir üretim konularında geniş bir kesim henüz başlangıç aşamasındadır. Çoğu firma için bu dönüşüm hâlâ stratejik bir gereklilikten ziyade bir maliyet unsuru olarak görülmektedir.

15- Son olarak, genç iş insanlarına ve girişimcilere çalışma hayatına dair en önemli önerileriniz neler olur?

Bugünün iş dünyasında öne çıkanlar, sadece çok çalışanlar değil; öğrenme hızını yüksek tutan, değişime adapte olabilen ve değer üreten becerilere yatırım yapanlardır. Bu nedenle teknik bilgi kadar analitik düşünme, iletişim ve problem çözme yetkinliklerini geliştirmek, genç girişimciler için kritik önem taşımaktadır. Ayrıca mümkün olduğunca erken dönemde uluslararası perspektif kazanmak, gençlerimiz için uzun vadede ciddi bir avantaj sağlayacaktır. Bir diğer önemli nokta ise risk yönetimidir. Girişimcilik cesaret gerektirir; ancak kör risk değil, hesaplanmış risk almak gerekir. Küçük başlayıp hızlı öğrenmek, hatalardan ders çıkarmak ve esnek kalmak, gençler için sürdürülebilir başarıyı beraberinde getirecektir.