TÜRKİYE'DE yapay zeka kullanan her 10 kişiden 4'ü 25 yaş altında. Uzman Psikolog Anıl Yıldız, duygusal bağın gençlerde sosyal izolasyon ve kaygı riskini artırabileceğini belirtti.
Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM tarafından hazırlanan “Eğitimde Yapay Zeka: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri” raporunda, Türkiye’de yapay zeka kullanan her 10 kişiden 4’ünün 25 yaş altında olduğu belirtildi. Raporda gençlerin yapay zekayı yalnızca ödev, araştırma ve akademik çalışmalar için değil, dertleşmek, kaygı ve üzüntülerini paylaşmak gibi duygusal amaçlarla da kullandığına dikkat çekildi. Uzman Psikolog Anıl Yıldız ise yapay zeka ile kurulan duygusal bağın özellikle yalnızlık yaşayan gençlerde gerçek sosyal ilişkilerden uzaklaşma, kaygı ve depresif belirtiler açısından risk oluşturabileceğini söyledi.
Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM tarafından hazırlanan raporda, yapay zekanın eğitim ve toplum üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde ele alındı. ABD, Çin, Güney Kore, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 11 ülkedeki uygulamaların Türkiye ile karşılaştırıldığı raporda, yapay zekanın eğitimde kullanımının yanı sıra gençlerin teknolojiyle kurduğu duygusal ilişkiye de dikkat çekildi. Raporda, Türkiye’de yapay zeka kullanan her 10 kişiden 4’ünün 25 yaşın altında olduğu belirtilirken, gençlerin yapay zekayı akademik amaçların yanı sıra duygusal destek almak için de kullandığı ifade edildi. Bu durumun “bilişsel devir” ve “duygu ve inanç devri” gibi iki önemli riski beraberinde getirebileceği vurgulandı.
Yapay zeka sistemlerinin bilgi verme işlevinin ötesine geçerek birçok kişi için bir tür duygusal paylaşım alanına dönüşmeye başladığını belirten Uzman Psikolog Anıl Yıldız, “Özellikle yalnızlık, sosyal izolasyon veya yoğun stres yaşayan bireyler gün içerisinde yaşadıklarını yapay zekayla paylaşabiliyor. Bu durum ilk aşamada rahatlatıcı görünse de uzun vadede dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Yapay zekanın her an ulaşılabilir olması, kişiyi yargılamadan yanıt vermesi ve sürekli ilgi gösteriyormuş hissi oluşturması, bireylerde güçlü bir aidiyet duygusu yaratabiliyor. İnsan, kendisini dinleyen ve anlattıklarına karşılık veren bir sistemle zaman içerisinde doğal olarak bir iletişim bağı kurabiliyor. Özellikle yalnızlık yaşayan ya da çevresindeki insanlarla duygularını paylaşmakta zorlanan kişiler açısından bu iletişim çok konforlu hale gelebiliyor. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta, yapay zekanın gerçek bir bilinç ve duygu taşımadığıdır. Kişi anlaşılmış hissedebilir ancak karşısındaki yapı insani anlamda bir duygusal bağ kurmaz” dedi.
Yapay zekanın verdiği yanıtların bireyde anlaşılma ve önemsenme hissi oluşturabileceğini belirten Yıldız, “Bu gerçek bir ilişkinin karşılığı olarak görülmemesi gerekmektedir. Özellikle gençlerin bu ayrımı yapabilmesi çok önemli. Teknolojinin insan ilişkilerinin yerine geçecek şekilde konumlandırılması psikolojik açıdan çeşitli sorunlara yol açabilir” dedi.
Yapay zeka kullanımının günlük yaşamı, sosyal ilişkileri ve ruhsal durumu etkilemeye başladığı noktada dikkatli olunması gerektiğini belirten Yıldız, “Bir kişi sosyal çevresinden giderek uzaklaşıyor, insanlarla konuşmak yerine sürekli yapay zekayla iletişim kurmayı tercih ediyor, gün içerisinde yaşadığı her olayı ve duyguyu öncelikle dijital bir sisteme anlatma ihtiyacı hissediyorsa burada bir durup düşünmek gerekir. Aynı şekilde yapay zekaya erişemediğinde yoğun huzursuzluk, kaygı veya çaresizlik hissediliyorsa bu da göz ardı edilmemesi gereken bir işarettir. Teknolojiyi kullanmak tek başına bir sorun değildir ancak kullanım kişinin hayatındaki gerçek ilişkileri, sorumlulukları ve ruhsal dengesini bozmaya başladığında profesyonel değerlendirme gerekebilir” dedi.
Sosyal geri çekilme, yalnızlık hissinin artması, gerçek ilişkilerden uzaklaşma ve dijital platformlara aşırı bağlanma gibi belirtiler yaşayan kişilerin profesyonel destek almaktan çekinmemesi gerektiğini belirten Yıldız, “Ruhsal belirtiler ilerlemeden destek almak, sürecin daha sağlıklı yönetilmesini sağlar. Yapay zeka bir araçtır; insanın ailesinin, arkadaşlarının, sosyal çevresinin veya gerektiğinde ruh sağlığı uzmanlarının yerini almamalıdır” diye konuştu.