Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından, Batı Akdeniz Sanayici ve İş Dünyası Federasyonu (BAKSİFED) ev sahipliğinde ve Allianz Türkiye iş birliğiyle düzenlenen Antalya Risk Zirvesi, Antalya’da geniş katılımla gerçekleştirildi. “Yangın ve Afet Dayanıklılığı” temasıyla düzenlenen zirvede, iklim kriziyle birlikte artan afetlerin iş dünyasına etkileri, sürdürülebilirlik kapsamında risk yönetimi, yangın güvenliği ve afetlere hazırlık süreçleri kapsamlı şekilde ele alındı.
Zirve, BAKSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Cengiz’in açılış konuşmasıyla başlarken, protokol konuşmalarının ardından alanında uzman isimlerin sunumları ve panelleriyle devam etti.
KADIOĞLU: AFET OLACAK MI? PEKİ BİZ HAZIR OLACAK MIYIZ?
Zirvede “Afet Olsaydı? Yangın, dayanıklılık ve gerçek risk algısı” başlıklı sunumu gerçekleştiren İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, afet yönetiminde zamanın kritik rolüne dikkat çekerek müdahale süreçlerini detaylandırdı.
Kadıoğlu, afet anında ilk 30 dakikanın hayati önem taşıdığını belirterek, “İlgililer afeti duyar duymaz herhangi bir çağrı beklemeden Başbakanlıkta Kriz Yönetim Merkezine, illerde Afet ve Acil Durum Müdürlüklerine veya Afet Koordinasyon Merkezlerine gider veya durumları rapor eder. Afet Yönetiminden sorumlu Devlet Bakanının başkanlığında üst düzey devlet yetkililerinden oluşan koordinasyon ekibi toplanır. Bu ilk anlarda doğru bilgiye hızlı erişim, yanlış bilginin önüne geçilmesi ve karar vericilerin sahaya hakim olması hayati önem taşır. Acil afet ile ilgili bilgi toplanır, ön etki ve ihtiyaç analizi yapılır ve ilk müdahalenin çerçevesi çizilir” dedi.
‘ENTEGRE ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMELİ’
Müdahale süreçlerini zaman çizelgesiyle anlatan Kadıoğlu, “İlk 3 saat içinde acil keşif ekipleri afet bölgelerine gönderilir, arama kurtarma ekipleri sevk edilir, polis, itfaiye ve sivil savunma birlikleri devreye girer ve ülke çapında acil yardım seferberliği başlatılır. 24 saat içinde ise acil tıbbi yardım ve tahliye süreçleri yürütülür, gıda, su, ilaç ve enerji desteği sağlanır, barınma ihtiyaçları karşılanır ve altyapı geçici olarak onarılır. Bu süreçlerin her biri birbiriyle entegre şekilde yürütülmek zorundadır” ifadelerini kullandı.
Afet yönetiminde bütünleşik yaklaşımın önemine değinen Kadıoğlu, “Standart Operasyon Prosedürleri, iş yönergeleri, kontrol listeleri ve haritalar afet yönetiminin temel araçlarıdır. 0-6 saat afetin gelişimi ve SOP’lerin devreye alınması, 6-12 saat afete özel müdahale, 12-24 saat ise yerel, ulusal ve uluslararası koordinasyonun sağlanmasıdır. Bu zincirin herhangi bir halkasındaki kopukluk, tüm müdahale kapasitesini zayıflatır” diye konuştu.
‘RİSKLERİ AŞAĞIDA KONTROL ŞART’
Risk yönetiminin temel formülünü de paylaşan Kadıoğlu, “Risk = Tehlike × Maruziyet × Etkilenebilirlik. Kabul edilemez risk afet seviyesidir, tolere edilebilir risk acil durum seviyesidir, kabul edilebilir risk ise olay düzeyidir. Bizim amacımız bu piramidin en üst basamağına çıkmadan riskleri aşağıda kontrol altına almaktır” dedi.
AFAD’ın 2022 İstanbul deprem senaryosuna da değinen Kadıoğlu, “15 milyondan fazla insan etkilenecek, 41 binin üzerinde can kaybı öngörülüyor, yüz binlerce yaralı ve milyonlarca kişinin barınma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu tablo bize hazırlığın sadece bir tercih değil, zorunluluk olduğunu açıkça gösteriyor” ifadelerini kullandı.
‘KÖR NOKTA’ VE EĞİTİM VURGUSU
Kadıoğlu, eğitim kurumlarında güvenlik için “kör nokta” uygulamasının önemine de dikkat çekerek, ““Deprem olacak mı? Evet. Yangın çıkacak mı? Evet. Bunları tartışmıyoruz artık. Soru şu: Biz hazır olacak mıyız? Mevzuat var, bilgi var, teknoloji var ama sahaya baktığımızda eksik olan şey irade ve eylem. Kağıt üzerindeki planları gerçek hayatta uygulamadığımız sürece hiçbirinin anlamı yok. Sınıfın girişinden en uzak noktada güvenli alan belirlenmeli, acil durumlarda bu alanlar kullanılmalıdır. Deprem tek başına bir afet değildir; toprak kayması, yangın, patlama ve çevre kirliliği gibi domino etkileri yaratır” şeklinde konuştu.
PANELDE SEKTÖR TEMSİLCİLERİ KONUŞTU
Kadıoğlu’nun sunumunun ardından “Otel ve işletmelerde yangın risk yönetimi” başlıklı panel düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü TÜRKONFED Yönetim Kurulu Üyesi Semih Peken üstlenirken; İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman ve Allianz Türkiye Risk Mühendisliği ve Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren panelist olarak yer aldı.
PERİHAN İNCİ: ‘SANAYİDE RİSKLER TURİZMDEN TAMAMEN FARKLI’
İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci, sanayi sektöründeki risklerin doğasına dikkat çekerek, “Biz akü ve jant üretiyoruz. Alüminyum eritiyoruz, kurşun eritiyoruz. Bu süreçlerin her biri başlı başına yüksek risk içeriyor. Yani bizim üretim hattımızın kendisi zaten bir yangın potansiyeli taşıyor. Turizmde can güvenliği çok kritik ama sanayide hem insanı hem prosesi hem de fiziksel varlıkları aynı anda korumak zorundasınız. Bu nedenle risklerin doğası tamamen farklı ve daha kompleks” dedi.
Yangın güvenliği altyapısının uluslararası standartlara göre kurulduğunu belirten İnci, “NFPA standartlarını esas alıyoruz ve sürekli gözden geçiriyoruz. Yangını algılama, otomatik söndürme ve müdahale sistemlerinin entegre çalışması bizim için vazgeçilmez. Bu entegrasyon olmazsa sistemlerin tek başına bir anlamı kalmaz” diye konuştu.
İş sağlığı ve güvenliğinin yönetim kurullarında öncelikli gündem olduğunu vurgulayan İnci, “Bu konu tepeden başlıyor. Yönetim kurullarımızın ilk gündem maddesi her zaman işçi sağlığı ve güvenliği ile afetlere hazırlık konusudur. Bu yaklaşım kurumsal kültürün bir parçası haline gelmek zorunda” ifadelerini kullandı.
‘TEKNOLOJİ ETKİN KULLANILMALI’
Veri odaklı risk yönetimine dikkat çeken İnci, “Performans metriklerini düzenli olarak izliyoruz ve sapmaları erken risk sinyali olarak değerlendiriyoruz. Bu sayede yangın gibi riskleri daha ortaya çıkmadan fark edebiliyoruz. Ancak teknolojiyi bu alanda daha etkin kullanmamız gerektiğini de düşünüyorum, burada hâlâ gelişime açık bir alan var” dedi.
Sürdürülebilirlik yaklaşımını da anlatan İnci, “Risk yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve çevresel sorumluluğu birlikte ele alıyoruz. Döngüsel ekonomi yaklaşımıyla atıkları azaltmak, yanıcı yükü düşürmek ve prosesleri sadeleştirmek mümkün oluyor. Bu sadece çevresel bir kazanım değil, aynı zamanda yangın riskini azaltan ve verimliliği artıran bir yaklaşım” şeklinde konuştu.
HACISÜLEYMAN: GÜVENLİK BİR YAŞAM KÜLTÜRÜ OLMALI
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman ise güvenlik kültürünün önemine dikkat çekerek, “Bu işi bir yönetmelik zorunluluğu olarak değil, bir yaşam kültürü olarak görmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde sürdürülebilir bir güvenlik anlayışı oluşturabiliriz” dedi.
Yangınların çoğu zaman en zayıf anlarda meydana geldiğini belirten Hacısüleyman, “Gece saatlerinde, personelin az olduğu, yetkin personelin sınırlı olduğu zaman dilimlerinde yaşanan olaylar riskleri katbekat artırıyor. Bu nedenle sadece gündüz değil, 24 saatlik bir güvenlik planı yapmak zorundayız” diye konuştu.
Otel yatırımlarında önceliğin can güvenliği olması gerektiğini vurgulayan Hacısüleyman, “Önce can güvenliği, sonra mal güvenliği, en son estetik kaygılar gelmelidir. Bir otelin lobisinin şık olması değil, içindeki insanların güvende olması esastır” ifadelerini kullandı.
‘ESKİ BİNALAR HÂLÂ RİSK TAŞIYOR’
Mevzuat ve denetim konusuna da değinen Hacısüleyman, “2007’den sonra yangın yönetmeliğinde önemli gelişmeler oldu ancak eski binalar hâlâ ciddi risk taşıyor. Ayrıca denetim mekanizmalarının da aynı ciddiyetle işletilmesi gerekiyor. Yönetmelik var ama uygulanmadığında bir anlam ifade etmiyor” dedi.
Yangınların çoğu zaman en zayıf anlarda meydana geldiğini belirten Hacısüleyman, “Gece saatlerinde, personelin az olduğu zamanlarda yaşanan olaylar riskleri artırıyor” diye konuştu.
Otel yatırımlarında önceliğin can güvenliği olması gerektiğini vurgulayan Hacısüleyman, “Önce can güvenliği, sonra mal güvenliği, en son estetik kaygılar gelmelidir” ifadelerini kullandı.
Mevzuat ve denetim konusuna da değinen Hacısüleyman, “2007’den sonra yangın yönetmeliğinde önemli gelişmeler oldu ancak eski binalar hâlâ risk taşıyor” dedi.
CEYHUN EREN: RİSK YÖNETİMİ BİNA YAPILMADAN BAŞLAMALI
Allianz Türkiye Risk Mühendisliği ve Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren ise risk yönetiminde zamanlama konusuna dikkat çekerek, “Risk yönetimi mutlaka proje aşamasında başlamalı. Hatta daha da geriye gidersek, lokasyon seçiminde başlamalı. Çünkü yanlış yerde doğru bina yapmak bile sizi riskten kurtarmaz” dedi.
Sigorta süreçlerinde geç kalındığını belirten Eren, “Maalesef çoğu zaman bina yapılıyor, üretim başlıyor, ondan sonra sigorta akla geliyor. Bu noktada biz risk analizi yaptığımızda iş işten geçmiş oluyor. Çünkü kullanılan malzemeden yer seçimine kadar birçok kritik karar zaten alınmış oluyor” ifadelerini kullandı.
Bir işletmenin ortalama 400 farklı riskle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Eren, “Risk yönetiminin ilk adımı farkındalıktır. Karşı karşıya olduğunuz riskleri bilmiyorsanız, onları yönetmeniz de mümkün değildir. Ortalama bir işletme yaklaşık 400 farklı riskle aynı anda mücadele etmek zorundadır” dedi.
‘30 SANİYEDE AFETE DÖNÜŞEBİLİR’
Yangınların çok hızlı büyüdüğüne dikkat çeken Eren, “İlk 5 dakikada 500 dereceye ulaşan bir yangın, 30 saniye içinde kontrol edilemez bir afete dönüşebilir. İnsan vücudu 60 dereceye dayanabilirken bu sıcaklıklar ölümcül seviyelerdir. Ayrıca zehirli gazlar nedeniyle insanlar çoğu zaman yanmadan önce bilincini kaybediyor” diye konuştu.
Yangınla mücadelede önceliğin yangının çıkmasını engellemek olduğunu belirten Eren, “Biz genelde yangın çıktıktan sonra ne yaparızı konuşuyoruz. Oysa asıl mesele yangının hiç çıkmamasını sağlamak. Sigara, elektrik ve ısı kaynakları en büyük risklerdir. Önce bunları ortadan kaldırmalıyız, ardından yayılmayı engellemeli ve en son aşamada söndürmeye odaklanmalıyız” ifadelerini kullandı.
‘YAĞMURLAMA SİSTEMİ ÖNEMLİ’
Yeni düzenlemelere de değinen Eren, “Özellikle yağmurlama sistemi arama kriterleri sırasında, 100 oda, 200 yatak gibi bir sınırı vardır yönetmelikte. Bunun çok daha aşağıda aranması ile ilgili bir tasarım var. Yine hiç daha önce olmayan sanayi tesislerinde 5000 metrekarenin üzerinde kullanım alanı olacaksa artık yağmurlama sistemi zorunlu hale gelmesi ve çatıda güneş paneli varsa, ki bu da çok önemli bir konu yenilenebilir enerji noktasında, orada da yine sprinkler aranması gibi bir konu olabilir. Bizler buna nasıl hazırlanmaya çalışıyoruz? Gerçekten bir üst seviyeye daha çıkaralım, neler yapalım? Teknolojiyi de burada kullanalım derken, yapay zeka tabanlı bir risk analizi sistemimize geçiyoruz. Zaten oldukça matematiksel bir altyapımız var, risk skorlaması anlamında. Burada da daha sahadan ayrılmadan risk mühendisimiz telefona konuşarak, sesten yazıya, ilgili raporun ilgili alanların doldurulması, fotoğraf çekilen fotoğrafların sisteme yüklenerek, daha yapay zeka tarafından raporun belirli oranda yazılması gibi hem doğruluğu, hem hızı, hem de müşterilerimize önerilerimizi çok daha verimli bir şekilde sunmayı arzu ediyoruz” dedi.