AĞRI'NIN Hamur ilçesinde görev yapan 24 yaşındaki genç öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın ölümü, Türkiye’deki kamu düzeninde liyakat, denetimsizlik, mobbing ve genç öğretmenlerin yaşadığı ağır sosyo-ekonomik çaresizlik iddialarını yeniden Türkiye’nin birinci gündem maddesi haline getirdi. Genç öğretmenin, görev yaptığı okulda maruz kaldığı ağır mobbingi, kaldığı lojmanın güvenlik zafiyetini, imkansız ulaşım koşullarını ve maaşını aşan taksi ücretleri nedeniyle içine düştüğü ekonomik çıkmazı resmi dilekçelerle defalarca yetkililere bildirdiği ancak hiçbir yanıt alamadığı öne sürüldü. 7 Haziran’da evinde cansız bedeni bulunan Koparan’ın geride bıraktığı dilekçeler ile okul müdürü tarafından uğradığı iddia edilen ağır hakaret ve fiziksel şiddet tutanakları, kamudaki koruma duvarlarını ve denetim mekanizmalarının işleyişini tartışmaya açtı. Kamuoyunda infiale yol açan olay, son olarak TBMM Genel Kurulu’nun da ana gündemi oldu. Meclis kürsüsünden seslenen milletvekilleri, Ayşe Öğretmen’i ölüme sürükleyen sürecin tüm yönleriyle araştırılması için harekete geçilmesini istedi.
ŞERAFETTİN KILIÇ: DEVLET KAMU ÇALIŞANLARININ RUH SAĞLIĞINI DA KORUMAKLA YÜKÜMLÜ
Konuşmasında kamuda artan intihar vakalarına ve çalışma koşullarına dikkat çeken Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, olayın örtbas edilemeyeceğini belirterek şunları söyledi: "Ağrı'da görev yapan genç öğretmenimiz Irmak Ayşe Koparan'ın hayatına son vermesi hepimizi derinden sarsmıştır. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine ve eğitim camiamıza başsağlığı diliyorum ancak bu olay münferit bir hadise olarak geçiştirilemez. Son yıllarda kamuda görev yapan öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının, polislerin ve diğer kamu görevlilerinin intihar haberlerini giderek daha sık duymaktayız. Mobbing iddiaları, ağır çalışma koşulları, ekonomik sıkıntılar ve psikolojik yıpranma artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Devlet kamu çalışanından sadece fedakârlık bekleyemez, onların onurunu, huzurunu ve ruh sağlığını da korumakla yükümlüdür. Irmak Öğretmenimizin vefatı tüm yönleriyle araştırılmalıdır. Yeni acılar yaşamamak için gerekli adımlar derhâl atılmalıdır."
ALİYE TİMİSİ ERSEVER: AYŞE ÖĞRETMENİN ÇIĞLIĞINI DUYAN OLMADI
Irmak Ayşe Koparan'ın İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne yazdığı dilekçeyi Meclis kürsüsünden gösteren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever, sistemin öğretmenleri koruyamadığını belirterek, "Sayın Başkan, Ağrı'nın Hamur ilçesinde görev yapan öğretmenimiz Irmak Ayşe Koparan'ın İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne verdiği dilekçesi elimde, burada. Bugün Ayşe Öğretmenimiz aramızda değil. Servisin olmadığı, toplu ulaşımın bulunmadığı bir yerde her gün 100 kilometre yol gitmeye mecbur bırakıldı. İddialara göre, maruz kaldığı mobbing görmezden gelindi. Yazdı, anlattı, başvurdu ama Ayşe Öğretmenin çığlığını duyan olmadı. Bugün geriye cevapsız sorular ve derin bir acı kaldı. Tablo acı ve nettir: Millî Eğitim Bakanlığında liyakat yok, denetim yok, öğretmene sahip çıkan bir anlayış yok. Öğretmenini koruyamayan bir sistem geleceğini de koruyamaz" ifadelerini kullandı.
GÜLİSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT: SİSTEM HER ZAMANKİ GİBİ GÜÇLÜYDÜ VE KOLTUĞU KORUYOR
Genç öğretmenin maruz kaldığı öne sürülen hakaretleri, lojman güvensizliğini ve uğradığı fiziksel şiddeti tutanaklara dayanarak aktaran Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, sorunun sistemsel olduğunu ifade etti: "Evet, Irmak Ayşe Koparan Ağrı'da görev yapan genç bir öğretmendi ve henüz 24 yaşındaydı, bir eğitim emekçisiydi, 7 Haziran'da evinde ölü bulundu. Ama geride bıraktığı belgeler, dilekçeler, tanıklıklar aslında onun hikâyesi açısından bize çok şey anlatıyor. Bu ülkede kadın olmak, kamu emekçisi olmak ve yalnız bırakılmaya dair aslında çok çarpıcı bir örnek olduğunu söylememiz gerekiyor.
Şimdi, öncelikle, kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına da baş sağlığı dileklerimi ifade etmek istiyorum. Kendisini kaybettikten sonra öğreniyoruz ki, aslında atandığı görev yerinde Irmak Ayşe Koparan bir ulaşım imkânsızlığı yaşıyor ve ciddi bir ekonomik çıkmaza giriyor. Her gün onlarca kilometre yolu kendi imkânlarıyla gidip gelmek zorunda kalıyor ve 'Taksi ücreti maaşımı aşıyor' diye de aslında bunu ifade ediyor fakat çözüm bulunuyor mu? Maalesef, her zamanki gibi çalışanın, kadının, emekçinin sesi duyulmuyor, duyulamıyor ve bu duyulmama hâlini de sadece münferit, geçici bir durum olarak değil aslında sistemsel bir sorun olarak, idari bir eksiklik olarak ifade etmek sanırım yanlış olmayacaktır.
En önemlisi de kaldığı lojmanın güvenli olmadığını söylüyor fakat bu talebine de bir karşılık bulamıyor. O köyde kalmak istemediğini, başka bir yere tayin olmak istediğini söylüyor ve bütün bunların karşılığında bugün ne yazık ki aramızda yok.
Bütün bunların üzerine aslında görev yaptığı okul açısından da duruma bakmak gerekiyor. Bu okulda mobbinge maruz kalıyor, hakarete maruz kalıyor ve hatta fiziksel şiddete maruz kalıyor. Tutanaklara göre, okul müdürü tarafından kendisine yönelik olarak 'Çingene, sende aşağılık psikolojisi var, çocukluğunda ne yaşadın sen acaba? Sıkıntılı bir insansın, geri zekâlı.' gibi ifadelerle hakaret ediliyor. Yetmiyor, fiziksel şiddete uğruyor ama bu fiziksel şiddete uğrayan öğretmenin hakkı korunmak yerine ne yazık ki onun idari olarak görev yerinin değiştirilmesi gibi bir başvurunun yapıldığını görüyoruz. Aslında burada şiddeti önlemek, şiddete maruz kalan mağduru korumak, bir kadını, bir eğitim emekçisini korumak yerine sistem her zamanki gibi güçlüyü koruyor, mevkiyi koruyor, iktidarı koruyor, koltuğu koruyor yani yerleşik olarak ne varsa o düzenden yana tutum aldığını görüyoruz.
'NEDEN BU KADIN KORUNMADI?'
Milletvekili Koçyiğit, konuya dair birkaç soruyu da Meclis'te gündeme taşıdı: "Burada sormamız gereken birkaç tane soru var: Neden bu kadını kamu koruyamadı -bunu açık ve net sormamız gerekiyor- bir eğitim emekçisini neden koruyamadı? Neden şiddet iddiaları ciddiye alınıp soruşturulmadı ve neden ekonomik, sosyal ve psikolojik koşullar bu kadar görmezden gelindi ve bir cana mal oldu? Burada aslında sistemsel bir sorun yaşadığımızı, kadın emeğinin değersizleştirildiğini, kamu hizmetlerinin güvencesizleştirildiğini ve en önemlisi de aslında kamuda büyük bir denetimsizliğin, büyük bir başıboşluğun olduğunu görüyoruz. O anlamıyla burada yapısal ve büyük bir sorunla karşı karşıyayız. O anlamıyla burada da yapısal önlemler alarak ancak bunun önüne geçilebilir. O anlamıyla bireysel bir şiddet meselesinden değil, münferit bir şiddet meselesinden değil, münferit bir cezasızlık politikasından değil sistematik bir sorundan bahsediyoruz ve ancak bu sistem değişip dönüştürülerek, sistem demokratikleştirilerek, katılımcı bir akılla düzeltilebilir; bunu ifade etmemiz gerekiyor. Eğer bunlar yapılabilirse bir daha bu ülkede hiç kimse güvende olmadığı için belki de böyle şeyler yaşamayacak, hiçbir eğitim emekçisi ekonomik ya da başka nedenlerle bu sorunlara maruz kalmayacak. İnsana değer veren, emekçiye değer veren, kadına değer veren bir sistemi, insana değer veren bir sistemi hep beraber inşa etmemiz gerekiyor. O anlamıyla Irmak Ayşe Koparan'ın yaşamını yitirme meselesinin bu tartışmaları başlatmak açısından da en azından başlangıç olmasını diliyoruz ki yeni Ayşeler, yeni Irmak Ayşeler hayattan kopmasın diye."