ÖZEL HABER

TÜİK'ten çarpıcı suç raporu: Antalya alarm veriyor

Turizmin başkenti Antalya’nın TÜİK verilerine göre suç oranlarında üst sıralarda yer alması endişe yaratırken, Uzman Sosyolog Funda Alpaslan Talay 'polisiyenin değil, sosyal adaletin' çözüm olacağını vurguladı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “her yüz bin kişide görülen suç sayısı” verilerini baz alarak hazırladığı son rapor, Türkiye’nin suç haritasını güncelledi. Listede Aydın, Denizli ve Çorum’un ardından turizmin başkenti Antalya’nın dördüncü sırada yer alması, şehirdeki sosyo-ekonomik dengelerin yeniden sorgulanmasına neden oldu. Uzman Sosyolog Funda Alpaslan Talay, verilerin sadece “polisiyelerin başarısı” veya “asayişin zayıflığı” ile açıklanamayacağını, sorunun temelinde derin toplumsal yaraların yattığını belirtti.

‘ANTALYA SADECE TURİZM DEĞİL, BİR GÖÇ LABORATUVARI’
Antalya’nın dördüncü sırada olmasının tesadüf olmadığını, şehrin bir ‘mikro-kozmos’ gibi çalıştığını vurgulayan Uzman Sosyolog Funda Alpaslan Talay, suç oranlarını sadece istatistiksel bir veri olarak değil, kentin geçirdiği sancılı dönüşümün bir aynası olarak değerlendirerek şunları söyledi: “Antalya gibi şehirler, ekonomik cazibesi nedeniyle sadece turistleri değil, umudunu buraya bağlayan geniş bir göç dalgasını da kendine çeker. Ancak bu şehirler, gelen nüfusu kapsayacak sosyal altyapıya yeterince sahip değil. Kentleşme o kadar hızlı ki, sosyal hizmetler, kültürel uyum ve ekonomik entegrasyon bu hıza yetişemiyor. Göçle gelen birey, şehirde bir yandan yüksek kiralar ve yaşam maliyetleri altında ezilirken, diğer yandan ‘öteki’ olmanın getirdiği dışlanmışlığı hissediyor. Bu durum, bireyin sisteme olan aidiyetini koparıyor. Aidiyeti kopan birey ise, toplumsal kuralların dışına çıkmayı bir varoluş yöntemi olarak görmeye başlıyor. Yani Antalya’daki suç artışı, aslında sistemin entegre edemediği kitlelerin yarattığı bir toplumsal çığlıktır.”

‘SUÇ, BİR ÇARESİZLİK PROJEKSİYONUDUR’
Suçun sadece yasal bir ihlal değil, derin sosyolojik bir dışlanma biçimi olduğunu vurgulayan Funda Alpaslan Talay, “Sosyolojik açıdan baktığımızda, suç bireysel bir ‘kötülük’ değil, toplumsal yapının içindeki eşitsizliklerin dışa vurumudur. İnsanlar çoğu zaman hayatta kalmak, aidiyet hissetmek ya da sisteme tepkisini ifade etmek için suça yönelir. Yoksulluk, eğitim sisteminin dışına itilmişlik ve sosyal izolasyon, kişiyi kendi değerlerinden uzaklaştırır. Ekonomik uçurumun bu kadar derin olduğu bir yerde, işsiz kalan veya kayıt dışı çalışmak zorunda bırakılan bir birey, yaşamını sürdürebilmek için yasa dışı alanlara mecburen kayabilir. Antalya özelinde, hizmet sektöründeki mevsimlik çalışma ve bunun getirdiği ekonomik güvencesizlik, genç nüfusun gelecek kaygısını tetikliyor. Genç işsizliği ve sosyal hizmetlere erişimdeki engeller, bir araya geldiğinde suç oranlarını besleyen bir katalizör görevi görüyor” dedi.

ALGI İLE GERÇEKLİK ARASINDAKİ UÇURUM: KORKU SOSYOLOJİSİ

Toplumun suçla olan ilişkisinin medya ve sosyal ağlar üzerinden şekillendiğine de dikkat çeken Talay, “Antalya gibi kozmopolit şehirlerde insanlar, sadece gördükleri suçla değil, ‘suç korkusuyla’ da yaşıyorlar. Medya, bir bölgeyi sürekli ‘tehlikeli’ olarak damgaladığında, oradaki toplumsal kopuş daha da hızlanıyor. Bir mahallenin ‘suç yuvası’ olarak etiketlenmesi, o mahallede yaşayan gençlerin kendilerine biçilen bu rolü içselleştirmesine neden olur. Buna ‘mekânsal etiketleme’ diyoruz. Antalya’da bazı bölgelerin dışlanması, oradaki bireylerin topluma karşı daha fazla duyarsızlaşmasına yol açıyor. Oysa sosyoloji bize şunu gösteriyor: Suç, belirli bir sınıfa, etnisiteye veya göçmen statüsüne indirgenemez. Bu durum yapısal şiddetin sonucudur ve mahalle bazlı bir sosyal kopuklukla doğrudan ilişkilidir” dedi.

‘SOSYAL POLİTİKA, ASAYİŞİN ÖNÜNDEDİR’
Funda Alpaslan Talay, suç oranlarını düşürmenin yolunun sadece daha fazla güvenlik kamerası veya devriye olmadığını savunarak çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

Kapsayıcı Sosyal Politikalar: Suçun kökenindeki yoksullukla mücadele edilmeden, sonuçlarla mücadele etmek beyhudedir.

Mekânsal Entegrasyon: Getto haline gelmiş bölgelerin kentin geri kalanıyla sosyal ve kültürel bağlarının yeniden kurulması şart.

Gençlik Politikaları: Antalya’daki gençlerin işsizlik ve boşluktan kurtarılıp, spor, sanat ve meslek edindirme kurslarıyla topluma kazandırılması.

Adalet Duygusu: Ekonomik adaletsizliğin giderilmesi, bireylerin suça yönelme motivasyonunu kıracak en güçlü silahtır.