Antalya Liman İşletmesi Müdürlüğü görevine 1980 senesi itibariyle başladım ama Antalya sevgim ve bu şehre bağlanmam, çok daha öncelere dayanıyor. İlk kez, 1978 yılında, yeni yapılan limanın Bayındırlık Bakanlığından devir teslim almak için oluşturulan heyetin “başkalığına” getirildiğimde, Antalya’ya şehrine görevli olarak gelmiş ve bu şehre hayran olmuştum. O dönemler Liman İşletme Müdürlüğünde, sevgili Özden Duman’lı bulunuyordu. Özden Dumanlı, bizim idarede “İş Hukukunun” büyük uzmanlarındandı. Milliyetçi Cephe hükümetlerinin ülkeyi “benden-onlardan” diyerek, bölerek yönetmeye kalktıkları zamanlarda görevden alınmış, Antalya Limanı’na sürgüne gönderilmişti. Özden Dumanlı, daha sonraları Denizcilik Bankası TAO’nun limanlara bakan Genel Müdür Muavini olmuş ve kuruluşumuza büyük hizmetlerde bulunmuştur. Yüreğinde sönmeyen Antalya sevgisi olduğundan, soğuk hava deposunu, Dünya Bankası kredisi ile 1983 yılında Antalya Liman İşletmesi’ne kazandırmıştır.
Antalya soğuk hava deposu, devasa bir ambarlama binasıydı. Kapladığı alan, yaklaşık 6000 metrekareyi buluyordu. Bunun yarısı derin dondurucu, diğer yarısı da hafif soğutuyordu. Derin dondurucu kısmı, devasa boyuttaki 6 odayı kapsıyordu. Burada ısı, sürekli -20 derece civarında bulunurdu. Diğer bölümde sebze meyve saklama bölümleri olduğundan, +4 derece ile -1 derece arasında soğutma uygulanıyordu. Ayrıca deponun önünde ve koridorlarından, meyveler ve sebzeler işlenebiliyordu. Kısaca işin özeti; bu deponun rantablı olarak çalıştırılması, piyasa şarlarına göre hareket etmekten, konulacak malzemenin tonu ve süresi ile ilgili pazarlıktan geçiyordu. Açıkçası, bir idareci için son derece tehlikeli bir durum söz konusuydu. Mal pazarlıklarını tek başına yapmak, giyotine kelleyi uzatmak anlamına gelebilirdi. Yönetim Kurulundan yetki isteyip, teklifleri değerlendirme komisyonu kurulmalıydı. Bizde, işe öyle başladık.
Önce, deponun kullandığı elektrik enerjisinden tasarruf etmeliydik. İşletmemiz resmi devlet tarifesinden, kullanılan elektrik enerjisinin bedelini ödüyordu ki bu en yüksek tarifeydi. Öncelikle deponun kullandığı elektrik enerjisi tarifesini, sanayi sarfiyatı tarifesine çevirmeliydik. Bunu yapmamız bize %25 tasarruf sağlayacaktı. Derin dondurucu kısımlardaki kapıların, ısı yalıtım örtüleri yoktu. Derhal bu örtüleri yurt dışından getirttik ve yaklaşık %10 tasarruf sağladık.
Şimdi iş müşteri aramaya gelmişti. Sebze, meyve bölümünün müşterisi, Antalya Hali esnafıydı. Derin dondurucu bölümünün müşterisi için, yurt genelinde araştırma yapılması gerekiyordu. Turistik Tatil Köyleri, et ihtiyaçlarını nerelerden temin ediyordu? Araştırınca gördük ki her tatil beldesi, kendisine ait, kendi ihtiyacını karşılayacak, birer soğuk hava deposu kurmuştu. Bu durum biraz moral bozucu olmuştu ama biz yılmadık. O zamanların TC Ziraat Bankasının iştiraki olan “Köy-Tür” firmasının yetkililerini limana davet ederek, anlaşma sağladık. Bundan böyle “Köy-Tür” firmasının tavuk ürünleri limanımızdan pazarlanacaktı.
İthal edilen balık, ülkemize Norveç’ten geliyordu. “Norveç Uskumrusu” olarak piyasada adı geçen balıkları ithal eden firmalara mektuplar yazarak, limanımıza davet ettik. İstanbul’daki balık ihraç- ithal işleriyle uğraşan firmanın yetkilileri geldiler. Limana gelen genç kadronun hemen hemen tamamı, ya Boğaziçi Üniversitesi Mezunu veya yurt dışında eğitim görmüştü. Uzun görüşmelerden sonra,“etası” Pire Limanı olan bir Norveç balık gemsini, Antalya limanına getirilmesine ikna ettik. Bu kez karşımıza Gümrük çıktı. Efendim; balık ithali için “ihtisas gümrüğü” belgesi gerekiyormuş. Allahtan Gümrük Baş Müdürü ile aram çok iyiydi. Gümrük Baş Müdürünü “bir defaya mahsus” yetkisini kullanarak, 400 ton Norveç Uskumrusunu, soğuk hava depomuza istiflemeye başladık. Balıkların konduğu paketler 20 kilogramlık olduğundan, 400 ton balığın, soğuk hava deposuna istiflenmesi günlerce sürdü.
Bu balıklar Antalya Liman’ına geldikten sonra, gerek Gümrük Müdürlüğünde, gerek bizim Liman İşletmesinde, müfettişler de başımıza üşüştü.
Bizde eksik bulunan husus şuydu: Kuruların üzerinde 20 kilogram yazdığı halde, kutular tartıldığında 21-21,5 kilogram geliyormuş. Eksik ardiye, dolayısıyla eksik gümrük vergisi alınmış. Kutulardaki balıklar buzlu olduğundan, bu 1 kilogramlık fark, o sebeple oluşuyordu. Norveç’teki firmayla işin aslını ispatlamak için, utanç verici yazışmalar yapmak zorunda kaldık. Konuya başka bir yazımda tekrar değineceğim.