Aile Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. İlkay Eren, aile hekimlerinin artan bürokrasi ve teknik sorunlar nedeniyle sağlık hizmetine yeterince zaman ayıramadığını belirterek, ‘istatistik memuru’na dönüştürüldüklerini söyledi.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) Başkanı Taner Balbay’ın, aile hekimlerinin sağlık hizmeti sunmaktan çok sistemde yaşanan teknik ve idari sorunlarla uğraştığı yönündeki değerlendirmesine Antalya Aile Hekimleri Derneği (ANTAHED) Yönetim Kurulu Üyesi Dr. İlkay Eren’den de destek geldi. Eren, aile hekimliği sisteminin yıllar içinde koruyucu sağlık hizmetlerinin odağından uzaklaştırıldığını belirterek, hekimlerin “istatistik memuru” konumuna itildiğini söyledi.

2005 yılında büyük umutlarla hayata geçirilen aile hekimliği uygulamasının 2026 itibarıyla ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Eren, sistemin temel amacının bireyi doğumundan itibaren takip eden, kronik hastalıkları izleyen ve koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen bir yapı oluşturmak olduğunu hatırlattı.

E3A1C5Ee Fd7B 4F53 B1C0 00Ea3D044358

Bugün gelinen noktada aile hekimlerinin yoğun bir bürokrasi ve teknik sorun yükü altında çalıştığını belirten Eren, “Taner Başkanımızın tespiti son derece yerinde ve sahadaki hekimin her gün poliklinik kapısını açtığında karşılaştığı acı gerçeğin özeti. 2005 yılında sistem ilk kurulduğunda aile hekiminin hastasına yeterli zaman ayırması, bireyi yakından tanıması ve koruyucu sağlık hizmetlerini öncelemesi hedefleniyordu. Ancak bugün hekim, sağlık hizmetinin kendisinden çok sistemin teknik sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalıyor” dedi.

SİSTEM YÜKÜ HEKİMİN OMZUNDA
SİNA, e-Rapor ve e-imza gibi dijital sistemlerde yaşanan aksaklıkların doğrudan hasta hizmetine yansıdığını dile getiren Eren, “2026 yılına geldiğimizde üzülerek görüyoruz ki sistem aile hekimini koruyucu sağlık hizmeti sunan bir konumdan çıkarıp, ekran karşısında veri girişi yapan, sürekli bürokratik engelleri aşmaya çalışan bir ‘istatistik memuru’ konumuna itti. Hekimin asli görevi hastasını dinlemek, muayene etmek ve doğru tedaviyi planlamaktır. Fakat bugün bunun yanında sürekli veri girişi yapmak, sistemde oluşan hataları takip etmek ve teknik sorunların çözülmesini beklemek zorunda kalıyoruz” diye konuştu.

Sistemlerde yaşanan en küçük kesinti veya yavaşlamanın dahi hasta bekleme sürelerini artırdığını belirten Eren, “SİNA, e-Rapor veya e-imza altyapısında yaşanan en ufak bir kesinti ya da sistemsel yavaşlık, doğrudan poliklinik kapısındaki yığılmaya dönüşüyor. Hekim ekrandaki hatayı çözmeye veya sisteme veri işlenmesini beklemeye çalışırken dışarıda hasta geriliyor. Hasta neden beklediğini her zaman bilemiyor, hekim ise teknik sorunu çözmeye çalışırken hastasına yeterli zamanı ayıramıyor. Bu durum sağlık çalışanı ile hasta arasındaki iletişimi zedeliyor ve doğrudan sağlıkta şiddet riskini de artırıyor” ifadelerini kullandı.

Teknik sorunların yalnızca iş akışını değil, hekim-hasta iletişimini de olumsuz etkilediğini belirten Eren, “Biz hastamızın gözünün içine bakarak muayene yapmak, şikayetini ayrıntılı şekilde dinlemek ve kendisine uygun bir tedavi planlamak istiyoruz. Hastamızın karşısında oturup onunla ilgilenmek yerine ekrandaki yükleme ikonunun tamamlanmasını beklemek istemiyoruz. Sağlık hizmetinin merkezinde bilgisayar sistemi değil, hasta ve hekim ilişkisi olmalıdır” dedi.

9F6496Fb 7C3F 45A7 8305 C56B671992E5

Aile hekimlerinin yalnızca teknik problemlerle değil, aynı zamanda idari ve hukuki düzenlemelerle de mücadele etmek zorunda kaldığını belirten Eren, “Hukuki ve idari zeminde aile hekimliği adeta bir ceza ve mevzuat baskısı altına alınmış durumda. Sahadaki meslektaşlarımız yalnızca hastalarının sağlık sorunlarıyla ilgilenmek yerine, hangi uygulamanın hangi idari yaptırımı doğuracağını düşünmek zorunda kalıyor. Bu kadar yoğun bir mevzuat ve ceza baskısı altında hekimden yalnızca sağlık hizmetine odaklanmasını beklemek gerçekçi değildir” diye konuştu.

Esnek çalışma adı altında getirilen bazı uygulamaların zamanla angaryaya dönüştüğünü savunan Eren, “Hekimler, sistemin veya altyapının getirdiği eksiklikler yüzünden sürekli bir ‘savunma verme’ ve kendilerini aklama telaşına düşürülüyor. Bir sistem hatası ya da idari süreçte yaşanan bir problem dahi hekimin sorumluluğundaymış gibi değerlendirilebiliyor. Bu nedenle meslektaşlarımızın önemli bir bölümü enerjisinin ciddi kısmını hekimlik yapmaya değil, idari yaptırımlara karşı kendisini savunmaya harcıyor” dedi.

İdarenin denetim yaklaşımının yapıcı rehberlikten uzaklaştığını ifade eden Eren, “Bir hekimin ‘bugün kaç puan ceza alırım’ ya da ‘hangi katsayıdan kesinti yaşarım’ kaygısıyla poliklinik yapması, o sistemin nitelikli hizmet üretmesini imkânsız kılar. Hekim tıbbi karar verirken öncelikle hastasının ihtiyacını düşünmelidir. Mevzuatın veya performans kriterlerinin sürekli bir baskı unsuru olarak hekimin üzerinde durması hem çalışma barışını hem de sağlık hizmetinin niteliğini olumsuz etkiliyor” ifadelerini kullandı.

EYLÜL YÖNETMELİĞİNE TEPKİ
Eylül ayında yürürlüğe girmesi beklenen yeni yönetmelik konusunda da değerlendirmelerde bulunan Eren, “Sistemin omurgasını oluşturan, sahada her gün yüz binlerce vatandaşa dokunan aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları sürecin hiçbir aşamasına dahil edilmiyor. Oysa bir yönetmeliğin sahada nasıl uygulanacağını en iyi bilenler, o yönetmeliği her gün uygulamak zorunda olan hekimlerdir. Sahadaki hekimlerin görüşü alınmadan hazırlanan düzenlemelerin uygulamada yeni sorunlar doğurması kaçınılmazdır” dedi.
Masa başında ve sahadan kopuk şekilde hazırlanan düzenlemelerin uygulamada yeni sorunlar doğurduğunu belirten Eren, “Aile hekimliği sistemi bir deneme-yanılma tahtası değildir. Her yeni düzenleme, sahada görev yapan hekimlerin ve aile sağlığı çalışanlarının çalışma koşullarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yönetmelik hazırlanmadan önce sahadaki sorunların dinlenmesi, önerilerin alınması ve uygulanabilir bir düzenleme ortaya konulması gerekiyor” diye konuştu.

Yeni yönetmelik taslaklarının sahadaki dernekler, akademisyenler ve uygulayıcı hekimlerle paylaşılması gerektiğini belirten Eren, “Hekimin kabul etmediği, pratik poliklinik şartlarıyla bağdaşmayan, sadece kağıt üstünde istatistik düzeltmeye yarayan hiçbir düzenleme sistemi ileriye taşıyamaz. Bizler sorunları yalnızca eleştirmek istemiyoruz; çözüm önerilerimizi de ortaya koyuyoruz. Ancak bunun için karar alma sürecinin başından itibaren masada olmamız gerekiyor. Aksi durumda sistemden kaçışlar ve hekim istifaları daha da artabilir” ifadelerini kullandı

Kaynak: ANTALYA EKSPRES GAZETESİ