Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Başkanı Mehmet Ali Can, Antalya, Burdur ve Isparta’yı kapsayan bölgenin ihracatının 15 Ekim itibarıyla 2 milyar 352 milyon dolara ulaştığını açıkladı. Yaş meyve ve sebze ihracatında 1 milyar dolar hedeflediklerini belirten Can, artan lojistik maliyetler, yüksek faiz ve döviz kuru nedeniyle ihracatçıların rekabet gücünü kaybettiğini söyledi. Can, Rusya’ya karayoluyla yapılan taşımacılık ücretlerinin 12 bin dolara çıktığını, sezonun başlamasıyla bu rakamın 15-20 bin doları bulmasından endişe duyduklarını dile getirdi.
Antalya Gazeteciler Cemiyeti (AGC) tarafından düzenlenen Basın Sohbetleri’nin Ekim ayındaki konuğu Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can oldu. Toplantıda bölgenin ihracat rakamlarını değerlendiren Can, sektörlerin karşılaştığı sorunları, lojistik maliyetleri, üretimdeki gerilemeyi ve ihracatçıların çözüm beklediği konuları gazetecilerle paylaştı. AGC Başkanı İdris Taş da Basın Sohbetleri’nin kent gündemini değerlendirmek ve basın ile toplum arasındaki bağı güçlendirmek amacıyla düzenlendiğini belirtti. Taş, “Bizim Basın Sohbetleri’ndeki amacımız basın ve toplum arasındaki bağı güçlendirmek, kentin sorunlarını gündeme getirmek. Bu buluşmaları sık sık gerçekleştireceğiz” dedi.
MERHUM SAVCI GADEM TAŞ ANILDI
Yakın bir zamanda hayatını kaybeden Savcı Gadem Taş’ı anarak konuşmasına başlayan Can, “Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetimi ve kendi adıma hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Tabii bu program daha önce planlanmıştı, bu vesileyle Gadem Taş arkadaşımıza da tekrar Allah'tan rahmet diliyorum, başımız sağ olsun tekrardan” dedi.

‘YAŞ MEYVE VE SEBZEDE HEDEF 1 MİLYAR DOLAR’
Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği’nin Antalya, Burdur ve Isparta’yı kapsayan bölgesel bir birlik olduğunu belirten Can, 25 farklı sektörü bünyesinde barındırdıklarını söyledi. Can, “Baktığımız zaman 15 Ekim itibarıyla 2 milyar 352 milyon dolarlık bir ihracat rakamına ulaşmış durumdayız. Bölgemizin lokomotif sektörleri her zaman söylediğimiz gibi yaş meyve ve sebze, mermer, ağaç ve orman ürünleri, kimyevi maddeler ile demir ve demir dışı metaller. Yaş meyve ve sebze sektörümüz şu anda 702 milyon dolar civarına ulaşmıştır. Aynı döneme kıyasladığımızda yüzde 27’lik bir artış görülüyor. Hedefimiz ilk defa bir sektörde 1 milyar doları yakalayabilmek. Bu bizim için önemli bir eşik. Birlik olarak 3 milyar dolara, bir sektörde de 1 milyar dolara ulaşmak istiyoruz. Umarım her şey beklediğimiz gibi yolunda gider ve 1 milyar dolar seviyesini aşarız” diye konuştu.
‘RUSYA’YA NAKLİYE MALİYETİ 20 BİN DOLARI BULABİLİR’
Karayolu taşımacılığının hem maliyetli olduğunu hem de mevcut altyapının ihracatın ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını kaydeden Can, “Şu anda özellikle yaş meyve ve sebze sektörünün ciddi bir lojistik problemi var. Çevremizde oluşan savaşlar ve Rusya-Ukrayna savaşının bize yansımaları nedeniyle Karadeniz’de Ro-Ro seferleri yapan, Samsun’dan Rusya’ya giden gemilerimizin seferleri durmuş durumda. Karadeniz’de güvenli bir hat oluşturmak için ülkeler nezdinde çalışmalar devam ediyor. Bu durum özellikle yaklaşan örtü altı sezonumuzu yakından ilgilendiriyor. Çünkü karayoluyla taşımacılıkta altyapımız yetersiz. İhracatımızı gemi seferleri olmadan tırlarla Rusya’ya ulaştırmak hem çok maliyetli hem de mevcut altyapı açısından zor. Her ne kadar tır fiyatları düşmüş olsa da bugün 5-6 bin dolar olan Rusya sefer fiyatı 12 bin dolara geldi ve henüz sezon başlamadı. Narenciye sezonu yavaş başladı, domates sezonumuz daha başlamadı. Bu fiyatların sezonla birlikte 15-20 bin doları bulmasından endişe duyuyoruz” dedi.

Karadeniz’de güvenli taşımacılık hattının yeniden oluşturulmasının önemine dikkat çeken Can, “Burada beklentimiz, bir an önce Karadeniz’de güvenli bir hattın oluşturulması. Bunun için devletler nezdinde görüşmeler devam ediyor” ifadelerini kullandı.
BULGARİSTAN SINIRINDA 72 SAATLİK BEKLEME
İhracatçıların yaşadığı bir diğer sorunun Bulgaristan sınırındaki yoğunluk olduğunu belirten Can, geçiş belgelerinin yetersiz kalması nedeniyle tırların sınır kapılarında uzun süre beklediğini söyledi. Beklemelerin 72 saate kadar çıktığını aktaran Can, “Şu anda Bulgaristan kapılarındaki sınır yoğunluğu, geçiş belgelerinin bitmesinden kaynaklanıyor. Beklemeler 72 saate kadar çıkmış durumda. Belge olmadığı için tırlar orada bekliyor. Yaptığımız görüşmeler sonucunda geçen hafta 10 bin ek belge alındı. Bunların dağıtılmasıyla birlikte oradaki yoğunluğun azalmasını umut ediyoruz” diye konuştu.
Özellikle bozulabilir ürün taşıyan araçların beklemesinin ciddi kayıplara neden olduğunu vurgulayan Can, “Yaş meyve ve sebzenin en büyük problemi bozulabilir olması. Kapıkule’de ve diğer sınır geçişlerinde tırlar bekliyor. Frigo tırlar 24 saat beklerken kuru yük, mobilya ve mermer taşıyan araçların bekleme süresi 72 saate kadar çıkabiliyor. Kuru yükte beklemenin ürünün bozulması açısından aynı sonucu doğurması söz konusu değil. Ancak yaş meyve ve sebzede normalde 6 saatte alınması gereken yol için 24 saat beklenmesi çok ciddi bir sıkıntı. Bu nedenle bütün ihracatçıların desteğe ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

MERMER İHRACATI 415 MİLYON DOLARA ULAŞTI
Bölgenin öne çıkan sektörlerinden mermer ihracatının yüzde 5 artışla 415 milyon dolara ulaştığını belirten Can, mobilya, kâğıt ve orman ürünleri sektöründe de yaklaşık 273 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini açıkladı. Bölgeden 176 ülke ve bölgeye ihracat yapıldığını belirten Can, Almanya, ABD, Çin, Rusya ve Romanya’nın önemli pazarlar arasında bulunduğunu söyledi. Almanya’nın 236 milyon dolarla ilk sırada yer aldığını aktaran Can, ABD’ye yapılan ihracatın 188 milyon dolara ulaştığını ve yıl sonunda 200 milyon doların aşılmasını beklediklerini ifade etti. Çin’in 174 milyon dolar, Rusya’nın yaklaşık 150 milyon dolar ve Romanya’nın 90 milyon dolarlık ihracatla öne çıktığını kaydetti.
Can, yeni pazarlar oluşturmak için yürütülen çalışmalara ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, “Ticari heyetlerin ve fuar katılımlarının sonucunu hemen görmek her zaman mümkün olmuyor. Bu biraz da balık tutmaya benziyor. Sürekli olta atıyorsunuz ama bazen bir balık geliyor, bazen hiçbir şey gelmeden eve dönüyorsunuz. Bizim için önemli olan bu çalışmaları sürdürmek, yeni pazarlar oluşturmak ve mevcut pazarlarımızı geliştirmek” dedi.
ABD pazarının bu çalışmalar açısından önemli bir örnek olduğunu belirten Can, “2010 yılında 12 milyon dolar olan ABD’ye ihracatımız bugün 188 milyon dolara ulaştı. Yıl sonu itibarıyla 200 milyon doları geçeceğimizi öngörüyoruz. Bu seviyeye ticari heyetler, fuarlar ve uzun süren çalışmalarla geldik. Çin de özellikle mermer sektöründe önemli pazarlarımızdan biriydi. Ancak oradaki gelişmeler nedeniyle pazar kaybı yaşadık. Bunu başka pazarlarla telafi etmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘REKABETÇİLİĞİMİZİ KAYBETTİK’
Avrupa pazarındaki gelişmeleri değerlendiren Can, son yıllarda artan üretim maliyetlerinin Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflattığını söyledi. Avrupa’da yaşanan aşırı sıcakların tarımsal üretimi etkilemesinin Türkiye için fırsat oluşturabileceğini belirten Can, “Bizim bulunduğumuz jeopolitik konumun avantajları var. Avrupa’ya, Rusya’ya ve Orta Doğu’ya yakın bir mesafedeyiz. Rusya’da olağan dışı bir durum yaşandığında Avrupa pazarına veya Orta Doğu’ya yönelebiliyoruz. Ancak asıl hedefimiz ihracat yelpazemizi geliştirmek. Afrika, Uzak Doğu, Amerika ve Kanada gibi ülkelere ihracatımızı artırmamız gerekiyor” dedi.
Türkiye’nin geçmişte Avrupa için önemli bir tedarikçi olduğunu hatırlatan Can, artan maliyetlerin bu konumu olumsuz etkilediğini belirterek şöyle konuştu: “Yaş meyve ve sebzede Avrupa için eskiden tedarikçi bir partnerdik. Ürünlere göre 12 aylık veya 6 aylık programlar yapılıyordu. Ancak son 3-4 yıldır oluşan aşırı maliyetler nedeniyle rekabetçiliğimizi kaybettik. Ciddi manada zorlanıyoruz. Avrupa, kendi üretiminde iklim koşullarından kaynaklanan sorunlar yaşadığında bize yöneliyor. Bizim ise yeniden tedarikçi konumuna gelmemiz gerekiyor. Tamamlayıcı konumda kalmamız, özellikle tarımsal ürünlerde üreticilerimiz açısından büyük sıkıntı oluşturuyor.”

Üreticilerin fiyat dalgalanmaları nedeniyle zorlandığını da belirten Can, “Rekoltenin bol olduğu dönemlerde üreticilerimiz çok büyük sıkıntılar yaşıyor. Bir sene 300 lira olan ürün, başka bir sene 20 liraya düşebiliyor. Üretici bu noktada ne yapacağını bilemiyor. Bir an önce ekonomik parametrelerin düzgün işler hale gelmesi, faizlerin makul seviyelere gelmesi ve maliyetlerin düşmesi gerekiyor ki rekabet gücümüzü yeniden kazanabilelim. Yeni pazar bulmak, kaybettiğimiz pazarı geri kazanmaktan çok daha kolay. Biz pazarlarımızı kaybetmek üzereyiz. Kaybetmeden eski konumumuza dönmeyi umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘İHRACAT MİKTARI YÜZDE 7 AZALDI’
Yaş meyve ve sebze ihracatında değer bazında artış yaşanmasına rağmen miktar bazında düşüş görüldüğünü belirten Can, 15 Ekim itibarıyla ihracat miktarının yüzde 7 azaldığını açıkladı. Türkiye’nin yaş meyve ve sebze ihracatının 2021 yılında 5 milyon tonun üzerinde olduğunu, 2025 yılında ise 3,5 milyon tona gerilediğini belirten Can, “Yaş meyve ve sebze ihracatında yüzde 27’lik bir ciro artışımız var ancak miktar bazında yüzde 7’lik bir düşüşümüz bulunuyor. Bunu iki türlü okuyabilirsiniz. Ürünümüzü daha değerli satıyoruz diye değerlendirebilirsiniz. Ancak miktarımız düşüyor ve enflasyonu da üzerine ekleyerek ürünümüzü satıyoruz. İşçilik maliyetleri artmış, ürünün maliyeti yükselmiş ve biz daha yüksek fiyata satış yapmışız. Benim şahsi yorumum, bunun pazar kaybetmemize neden olduğu yönünde” dedi.
İhracattaki düşüşün üreticiler üzerindeki etkisine de değinen Can, “2021 yılında 5 milyon tonun üzerinde olan Türkiye yaş meyve ve sebze ihracatı, 2025 yılında 3,5 milyon tona düştü. İhracat, üreticiler açısından yalnızca satış yapılan bir alan değil, aynı zamanda daha kaliteli ürün yetiştirmek ve daha iyi fiyatlara ulaşmak için bir hedef oluşturuyor. İhracatta düşüş yaşandığında üretici de bu hedefi kaybedebiliyor. Üreticinin daha fazla çaba göstermesinin karşılığını alamaması tarımsal üretim açısından önemli bir sorun” ifadelerini kullandı.
Üreticilerin yaş ortalamasının 50’nin üzerinde olduğunu ve genç neslin çiftçiliğe yönelmek istemediğini kaydeden Can, “Meyvede planlı üretime geçmek zaman alıyor. Bir ağaç dikiyorsunuz, en az 4-5 yıl sonra meyvesini alabiliyorsunuz. Bu nedenle üretim planlaması büyük önem taşıyor. Genç nesil çiftçilik ve üreticilik yapmak istemiyor. Bu durum bizi erken bir tarımsızlaşma endişesine sürüklüyor” diye konuştu.

‘İHRACATÇININ EN BÜYÜK SORUNU YÜKSEK FAİZ’
İhracatçıların en önemli sorunlarının yüksek faiz, artan maliyetler ve döviz kurunun mevcut seviyesi olduğunu belirten Can, “Tüm sektörler için ihracatçının en büyük sorunu yüksek faiz ve yüksek maliyet. Çok ciddi bir maliyet kriziyle boğuşuyoruz. Artık aldığımız ürünün fiyatından çok, o ürünün ihracata hazır hale gelmesi için katlandığımız maliyetleri düşünüyoruz. Örneğin 20 liraya aldığınız bir ürünün hazırlanması ve Avrupa’ya ulaştırılması, ürüne göre 30-40 liraya kadar maliyet oluşturabiliyor. Bazı durumlarda maliyet, ürünün alış fiyatının iki katına çıkabiliyor. Bu koşullarda ihracatçı firmalarımızın çoğu yalnızca işlerini sürdürebilmek için mücadele ediyor” dedi.
Döviz kurunun düşük kalmasının ihracatçılar açısından önemli bir sorun olduğunu dile getiren Can, “Yüzde 3 döviz dönüşüm desteği, döviz kurunun bu kadar düşük olduğu ortamda ihracatçılar için çok değerliydi. Ancak 1 Ekim itibarıyla sistemde değişikliğe gidildi ve farklı koşullar üzerinden destek verilmeye başlandı. Maalesef birçok firmamız bu destekten yararlanamaz hale geldi. Yararlanan firma sayısının artması beklenirken, destekten faydalanabilenlerin sayısında ciddi düşüş yaşandı. Bununla ilgili taleplerimizi Bakanlığımıza ilettik. Döviz dönüşüm desteğinin yüzde 5-6 seviyelerine yükseltilmesini bekliyorduk ancak bu yönde bir artış olmadı” ifadelerini kullandı.
ANTALYA LİMANI İÇİN YATIRIM ÇAĞRISI
Lojistik maliyetlerinin azaltılması için deniz ve demiryolu taşımacılığının daha etkin kullanılmasının önemine değinen Can, demiryolunun üreticiler açısından daha düşük maliyetli bir seçenek olduğunu belirtti. Mersin üzerinden Rusya’ya uzanan demiryolu hattının yaş meyve ve sebze taşımacılığında daha etkin kullanılması için çalışma yürütüldüğünü aktaran Can, Antalya Limanı’nın da yatırıma ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Can, “Üreticiler açısından en maliyetsiz seçenek demiryolu. Karadeniz’de yaşanan lojistik sıkıntıları nedeniyle Mersin’den Rusya’ya, Moskova’ya uzanan demiryolunun yaş meyve ve sebze taşımacılığına uyarlanması ve daha aktif hale getirilmesi üzerinde çalışılıyor. Ancak bunlar bugün karar verip yarın hayata geçirebileceğimiz konular değil. Antalya Limanı’yla ilgili de uzun yıllardır gündemimizde olan bir konu var. Limanın yatırıma ihtiyacı bulunuyor. Demiryolu biraz daha zaman alabilir. Deniz yolu veya demiryolundan birinin bir an önce aktif hale gelmesi Antalya’ya hız katacaktır” dedi.
Deniz taşımacılığının özellikle mermer ve mobilya gibi zaman açısından daha esnek ürünlerde maliyet avantajı sağlayabileceğini belirten Can, “Deniz yoluyla taşımacılık, özellikle zaman açısından aciliyeti olmayan ürünlerde bölgemize önemli katkı sağlayabilir. Bugün karayoluyla Moskova’ya ulaşımın maliyeti yaklaşık 14 bin doları bulurken Almanya’ya taşımacılık masraflarla birlikte 7-8 bin avro arasında değişiyor. Deniz yolu, maliyetleri düşürmek ve ihracatçının rekabet gücünü artırmak açısından önemli bir alternatif” ifadelerini kullandı.

İHRACATTAN DÖNEN ÜRÜNLERLE İLGİLİ AÇIKLAMA
Yurt dışından pestisit kalıntısı nedeniyle geri gönderilen tarım ürünlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Can, Bulgaristan’dan dönen ürünlerin doğrudan iç piyasada tüketildiği yönündeki algının doğru olmadığını savundu. Türkiye’ye geri gönderilen ürünlerin yeniden analiz edildiğini belirten Can, uygun bulunmayan ürünlerin imha edildiğini söyledi.
Can, “Aslında bu konuda kamuoyunda yanlış bir bilgi var. Bulgaristan’dan dönen ürünler iç piyasada tüketiliyor şeklindeki değerlendirme doğru değil. Buradan gönderdiğiniz bir üründe Bulgaristan’da pestisit kalıntısı tespit edilirse ürün ya orada imha ediliyor ya da Türkiye’ye geri gönderiliyor. Türkiye’ye döndüğünde, Edirne’de gümrükten giriş yapmadan önce yeniden analiz ediliyor. Analiz sonucunda ürün uygun bulunmazsa imha ediliyor. Uygun bulunursa ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün olabiliyor” dedi.
Ülkelerin pestisit kalıntısı limitlerinin birbirinden farklı olabildiğini belirten Can, “Bulgaristan’dan geri dönen her ürünün mutlaka çok yüksek pestisit kalıntısı nedeniyle gönderildiğini söylemek de doğru değil. Ülkelerin kalıntı limitleri farklı olabiliyor. Bir ülkede belirlenen limit, başka bir ülkedeki limitten farklı olabiliyor. Bu nedenle ihracattan dönen ürünlerle ilgili değerlendirme yapılırken analiz sonuçlarının ve ilgili ülkenin mevzuatının dikkate alınması gerekiyor. Ancak yurt içinde yeterli denetim yapılıp yapılmadığı ayrı bir tartışma konusu. İç piyasada pestisit denetiminin ne ölçüde yapıldığını ve ne kadar başarılı olduğunu ayrıca değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
ALTERNATİF GÜZERGAHLAR İÇİN ALTYAPI VURGUSU
Bulgaristan sınırındaki yoğunluğun azaltılması amacıyla alternatif güzergâhların değerlendirilmesi gerektiğini belirten Can, yalnızca yeni bir deniz yolu hattı oluşturmanın sorunu tek başına çözmeyeceğini söyledi. Yaş meyve ve sebze taşımacılığında ürünlerin varış noktasında analiz ve sağlık altyapısının da bulunması gerektiğine dikkat çekti. Can, “Ro-Ro seferi koymak tek başına yeterli değil. Yaş meyve ve sebzede ürünün ulaştığı yerde analiz laboratuvarının ve gerekli sağlık altyapısının bulunması gerekiyor. İndiğimiz limanda bu altyapı yoksa bekleme süremiz çok daha fazla uzayabilir. Bu nedenle yalnızca gemi seferini başlatmakla sorun çözülmüş olmuyor. Biz Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği ve sektör kurulu olarak Romanya’da gerekli laboratuvar altyapısının kurulmasını talep ediyoruz. Bulgaristan’daki yoğunluk ve zaman kaybı ihracatçılarımıza ciddi ekonomik yük getiriyor. Hem maliyetler hem de beklemelerden kaynaklanan kayıplar ihracatçılarımızı oldukça yoruyor” diye konuştu.





