En basit, en küçük ilişkilerde bile arkadaşlıkta, dostlukta, ailede, yani iki ayrı insanın bir araya gelmesinde farklılıklar dikkat çeker önce. Tanırsınız birbirinizi, anlamaya çalışırsınız karşınızdakini. Arkadaşlıksa mevzu bahis olan, farklı bakış açılarına sahipseniz anlaşamıyorsanız anlaşabilecek gibi de değilseniz ve bu ilişkiye de mecbur değilseniz ya kesersiniz irtibatı ya da sadece bir selam ve sabahla kalırsınız karşınızdakiyle. Zorunlu iş ilişkileri ve resmiyetten öteye geçmez ilişkiniz bundan böyle. Gerçek dostluk ve arkadaşlıklarda ise maske takmaz insanlar. Oldu, oldu. Olmadı başka dostlar ararlar.

Flörtler, evlilik farklıdır oysa. Çoğu kez bir akittir beklenen. Beğenilen karşı cinse karşı hemen bir gard alınır. Çoğu zaman bir maske takılır suratlara. Alım, gülüm, balım, çiçeğim bedava. Ver gazı karşı tarafa. Sen mükemmelsin, muhteşemsin gelir sonrasında. İlişki resmiyete dökülüp şirketleşene veya karşı taraf almak istediğini alıncaya dek. Sonrası mı? Maskeyle başladıysa ilişki maskeler düşer tek tek. Hep söylerim, özünde neyse kişi aslen öyle kalır sonrasında. Bir gen var sanırım bu noktada. Karakter ya da mizaç mı denmeli?

Görüş, ideoloji, o, bu değil kastettiğim. Kişilerin hayata, insana, yaşama bakış açısı, iyimserliği, kötümserliği, umudu, umutsuzluğu, dürüstlüğü, adaleti, sevgisi veya nefreti kolay kolay değişmez zamanla. Değişirim, değiştim diyenle yola çıkmak hatadır çoğu defa. Değişmez özünde kişi.

İletişim önemlidir birbirini anlamakta. İletiler tek taraflı, biri diğerini duymaz hale gelir geçen zaman sonrasında. Farklı insanlarsınızdır, çoğu kez mecburen birlikte yaşarsınız ayrı dünyalarınızda. Gerçekten aşk, sevgi, saygı varsa sonunda, anlayabiliyorlarsa en azından eşler birbirini, ya da gayret gösteriyorlarsa buna, çaba sarf ediyor, değişimi istiyorlarsa ne mutlu.

Cicim ayları geçtikten sonra, maskeler düştüğünde ortaya “Ben buyum, değişmem, işine gelse de gelmese de” söylemi kimi zaman düşüverir ortaya. Şirket belki küçük, etkisi büyüktür.

Çocuklar vardır ortada ve görünmez bir el her yanda. Aile eğitimin ilk kurumu. Hangi ebeveynin sesi ve etkisi daha çok çıkıyorsa makul veya değil hangisi daha hoş tutuyorsa çocukların gönüllerini veya hangisi baskı kuruyor, korkutuyorsa çocukların hemen yeri belli. Ortak çocukların kararı, tavrı, seçimi belirler çoğu kez ilişkileri. Uyanık taraf bilir bunu, kullanır sonuna kadar. Çocukların huyuna gitmekle aldığı güçle de daha bir cesaretlenir. Eşini de, çocuklarını da daha bir baskılar, hükmeder. Çoğunluğu sağlamıştır küçük klanda, adı “aile içi demokrasi”. Artık ipler elindedir, daha güçlü çıkmaktadır sesi. Çocuklar henüz çocuk, öğreniyorlar ve örnek alınan, öğrenilen kendisi. Hükümrandır evin içinde bu eş, ne yapsa mubah. Diğer eşe baskıymış, güvensizlikmiş, çocukları düşünmüş düşünmemiş, başkası ile yatmış kalkmış, eşine ister fiziki, ister psikolojik, ister ekonomik şiddet uygulamış hak görür kendine. Alır sazı eline, dünyanın merkezi kendisi. Dedik ya, aile içi demokraside lider kendisi.

Nereye kadar sürer bu ilişki? Ya hükümran eş, kendiliğinden bırakır gider bu şirketi. Ya diğer eş bilinçlidir ezdirmez her şeye rağmen kendisini. Ya da çocuklar aile dışına, sosyal hayata açıldıklarında, okuduklarında, eğitim aldıklarında, bilinçlendiklerinde, kabullenirler ve hatta isterler şirketin bitişini, kurtarırlar diğer eşi.

“Ne yaşarsan yaşa, ama katlan,  çocuklar kalmasın ortada”... Önemsemeyen var mıdır çocuklarını? Vardır tabii. Ama bizim toplumumuzun genelinde mutsuz evliliklerin devamındaki nedenlerden biri budur, biri de çoğu kez ekonomi.

Demem o ki çocukları yetiştirmek, bilinçlendirmek önemli. Kendi başına ayakta özgüvenle dimdik duracak, ekonomik anlamda başkasına muhtaç olmadan yaşayabilecek bireyler yetiştirmek ve onlara yaşanacak sağlıklı bir ortam sağlamaksa her şeyden önemli.

Anadolu güzel, alımlı, çekici bir kadın, vefakar ana. Üstünde yaşayan bizlerse onun çocukları, kıymetlileri. Anadolu her rengi içine alıp anlayışla gülümserken, herkese barış, refah, sevgi, adalet, üretkenlik vadederken üzgün, sessiz bir eş sanki.

Düşünelim; yıllar yıllar önce evlere kadar giren, sonrasında kurumlara akseden ideolojik eğitimi. Makro ilişkiler için mikro ilişkilere bakmak gerekir kimi zaman. Bir soru da soralım hemen; Mustafa Kemal Atatürk başlangıç için ilk olarak neden Anadolu’ya geçti? Neden Samsun? Tarihi ezberleri bu defa bırakıp bir yana, biraz da bu yönden düşünsek mi acaba?

Ufak bir not; bireysel silahlanmaya karşıyım. Çok üzgünüm artan şiddet olaylarından. 15 yaşındaki bir gencimiz kutlamalar sırasında maganda kurşununa kurban gitmiş. İleri Gazetesi’nin haberi. Ne için? Değer miydi? Bireysel silahlanmanın, nefret ve şiddet dili ile eylemlerinin, kutuplaştırmanın bir an önce, hiç vakit kaybetmeksizin önüne geçilmeli.

Adaletli, güvenli, hür, eşit, aydınlık, refah dolu güzel yarınlara diyelim. Sevgi ve saygılarımla...