Bazen Aziz Nesin gibi bakmak lazım hayata. Hatta bazen mi? Belki sürekli.

Sanat sanat derken geçeklerden uzaklaşıyoruz. O kadar çok dert sıkıntı varken sanat diye çırpınmanın bir anlamı yok aslında. Üstelik karın da doyurmuyor. Bir sürü Güzel Sanatlar Fakültesi ve bir sürü mezun var. Ama bir tabelacı ara sanki hepsi kaybolmuş gibi bulamazsın. Komşunun sanatçı oğlundan rica et; sen bilirsin şu duvarları ne renge boyayalım diye sor, o kadar burnu havadadır ki cevap bile vermez. Sergi açılışlarına kokteyl olmazsa kimsenin uğrayacağı yok. Birkaç sergiye gittim kokteyl yoktu, hiç keyif almadım. Sergilerdeki tablolar ne kadar pahalıysa ikramlarda o kadar güzel oluyor. O yüzden pahalı ressamların sergilerini mutlaka takip ediyorum ama bazen ön açılış falan diye almıyorlar, onu çok anlamadım. Özel müşteriler gezsin diye haber vermeden mi açıyorlarmış öyle bir şey.

Sergiler mutlaka gezilmeli. Ancak sergilerde anlaşılmayan eserler oluyor genellikle. Kendi çapımda okumuş görmüş geçirmiş biri olarak ben bile anlamıyorum. Resim yada heykel seyredenlere ayrı bir seyretme eğitimi verilmeli. Anlamasa bile belli etmeyecek. Yeri geliyor galeriye gidiyorsun bilmem hangi sanatçının soyut çalışmaları diye, kim soyunmuş nerede ben görmeden geliyorum. Sonra bakmasını bilmiyorsun diyorlar. Yani bakma eğitimi de verilmeli.

Bazen görüyorum bir tablo önünde saatlerce durup seyrediyorlar. Bence bu kadar uzun süre ayakta durabilmek içinde spor yapılmalı. Ben iki dakikada yoruluyorum. Birde nedendir bilmem oturacak yerde koymuyorlar. Sanat eserlerinin ayakta seyredilmesi gerektiğini de o zaman anladım. Ama herkes bunu bilmiyor ki. Oturacak yer aramakla geçiyor sergi. Aramayın oturacak yer yok.

Sanatçılarla bir araya gelmemek içinde özel çaba sarf etmek gerekiyor sergilerde. Bir gün bir baktım sanatçı yanımda, gözlerimin içine bakıyor. Bir şey sormam gerek fark ettim ama ne sormam gerektiğini bir türlü çözemedim. En sonunda nasılsınız dedim de durumu kurtardım.

Sergilerde birde çaktırmadan fiyat listesine bakmak çok önemli. İlgileniyor gibi görünürsen saatlerce anlatıyorlar. Adamlar çalışmış tabii. Ben fiyatını bilsem ona göre bilgi alırım. Fiyatını bilmediğinle ilgilenmek ne kadar büyük risk. Genelde fiyat listeleri tezgahın altında yada kenarda köşede duruyor. Oradan bir şey alacakmış gibi eğilip fiyat listesine bakabilirsiniz.

Sergilerde kıyafet zorunluluğu da yok. Ne giyersen giy sanat camiası zaten sürekli kir pas içinde bunu mu yadırgayacak. Kendilerine emekçi sanatçı denilmesini seviyorlar. Emeğine sağlık demek aslında düşüncene sağlık demek değil ama yine de sanatçının hoşuna gidiyor. Beğenmedikleriniz hakkında zinhar kötü demeyin, ama eline sağlık çok emek vermişsin diyebilirsiniz.

Evet şu beğenmeme olayı çok tehlikeli. Hadi beğenmedin, bunu söylemeyi bırak beğenmemiş bakışını bile fark ediyorlar. Radar var sanki bütün gözler seni takip ediyor. Beğenmediğini de ilgilenmemenden bile anlıyorlar. Sanki seni kolluyor, her an biri gelip nasıl olmuş diye soracakmış gibi gergin bir ortam gerim gerim geriliyor. Şu mu o diye sanki beni gösteriyorlar. Ben aslında anlamadım, anlasam belki beğenirim. Ama anlatamazsın orada, zaten dene böyle bir şeyi diye sana bakıyorlar, dene de haddini bildirsinler. Adamlar çok okumuş tabii, konuşacak çok şeyleri varda dilleri şişmiş gibi.

Ben şahsen bütün sanatçıları destekliyorum ama biraz halka inmeli. Sergi açılışlarındaki müzik seçimleri genelde klasik müzik oluyor. Şayet alışkın değilseniz bir süre dinlemek zor geliyor ama sonra alışıyorsunuz. Halkın gerçek yüzünü gösteren arabesk müzik neden dinlenmez anlamam. Kaç kişi onları dinliyor biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabii. Çünkü arabesk müzik dinleyenleri senfoni konserine gelenlerin sayısını toplayarak bulamazsınız. Kaset sayısını sayarak da... Ben bazen yalnız dinlerim, bazen arkadaşlarla. Bu yüzden kesin sayı yok. Bana sorduklarında bazen söylemiyorum arabesk dinlediğimi çünkü o zaman entel değil bu diye dalga geçiyorlar. Dalga geçmek bir yana parmakları ile gösteriyorlar beni; evet o evet o; duygu karmaşası yaşayıp, toplumsal sorunları ajite eden boyutuyla irdeleyip, kendisini mazlumun yerine koyarak vicdanını rahatlatmaya çalışan kişi. Emekçi kişilikle sömürenin ayırdında olmamayı tercih edip bulunduğu her koşulda hassas olmayı lütuf sayarak ve bu hassaslığı iyi insan olmakla eşdeğer kılıp hayatta kalmaya ve yapılan haksızlıklara ve adaletsizliğe karşı gelemeyince kabullenmek için ihtiyaç duyduğu aşkın paylaşımlarını yapan insan; diye arkamdan konuşurlar.

Unutmadan, sakın sergideki eserleri başka eserlere benzetmeyin, benzetsenizde ya kendinize saklayın, ya da alçak sesle söyleyin. Hemen sanatçının morali bozuluyor, bütün günü mahvoluyor. Yazık! O kadar emek vermiş, hazırlanmış. Zaten sergi boyunca herkesin gözünün içine bakıyor acaba beğendiler mi diye. O yüzden çok beğenmiş gibi gözlerinizi açın, ara sıra etrafınıza gördünüz mü der gibi bakın, başınızı aşağı yukarı sallayın. Şaşırıp da kafanızı sağa sola sallamayın sakın kötü oluyor. Ben bir gün yanlışlıkla sağa sola salladım da sonra ah kalbim diyerek kalp krizi geçiriyormuş numarası yapmam gerekti.

Sanatta eğitim şart. Bana bunları daha önce anlatsaydılar şimdi çok farklı olurdu. Eleştirmen bile olmuştum kanımca. Çünkü ben yeniliğe ve öğrenmeye açığım. Önemli olan da bu değil mi?