Bir toplumun modernleşme yolculuğunda attığı en büyük adım, bireylerin hak ve özgürlüklerini eşit bir zeminde koruma altına alması. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından kısa bir süre sonra, 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanunu, sadece bir yasal düzenleme değil toplumsal yaşamın her alanına dokunan köklü bir zihniyet devrimi. Kadın-erkek eşitliğinden aile yapısına, miras hukukundan mülkiyet haklarına kadar hayatın merkezinde yer alan bu kanun, laik ve demokratik bir hukuk devletinin sarsılmaz temeli olarak kabul ediliyor.
BİR DÖNÜM NOKTASI NEDEN 1926?
Osmanlı döneminde uygulanan Mecelle, zamanın ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyordu. Modern bir devlet inşası için kişilerin haklarını eşitlikçi ve laik bir zemine oturtmak şarttı. Atatürk ilke ve inkılaplarının ışığında İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak hazırlanan Türk Medeni Kanunu, laik hukuk sistemine geçişin en güçlü kalesi oldu.
TÜRK MEDENİ KANUNU İLE NE DEĞİŞTİ?
Bu kanunla birlikte toplumsal yaşamda 'teba' olmaktan 'vatandaş' olmaya geçiş yapıldı. İşte en radikal değişimler:
-
Ailede eşitlik: Çok eşlilik yasaklandı, resmi nikah zorunlu hale getirilerek aile kurumu devlet güvencesine alındı.
-
Kadın haklarında devrim: Kadınlara mahkemelerde şahitlik yapma, mirastan eşit pay alma ve dilediği mesleği seçme hakkı tanındı.
-
Modern miras ve mülkiyet: Mal paylaşımı ve mülkiyet hakları, dini referanslar yerine rasyonel ve adil bir hukuk zeminine oturtuldu.
HERKES İÇİN HUKUK
Her ne kadar İsviçre’den esinlenilmiş olsa da Türk hukukçuları bu metni yerel ihtiyaçlara ve Türk toplumunun dinamiklerine göre harmanladı. 2002 yılında yapılan kapsamlı revizyonla (4721 sayılı kanun), 'aile reisi' kavramı kaldırılarak kadın-erkek eşitliği mutlak bir seviyeye taşındı.
TÜRK MEDENİ KANUNU'NUN ÖNEMİ NEDEN HİÇ AZALMADI?
Türk Medeni Kanunu'nun kabulü, Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlaşma vizyonunun hukuki temelini oluşturdu. Bu kanun sayesinde bireylerin evlenme, miras ve mülkiyet gibi temel hakları, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin yasal güvence altına alındı. 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu ile de 'aile reisi' gibi hiyerarşik kavramlar tamamen kaldırılarak kadın-erkek eşitliği mutlak bir hukuki zemine taşındı. Kanun, bugün hala demokratik ve laik bir hukuk devletinin en önemli güvencelerinden biri olma özelliğini koruyor.
ATATÜRK'ÜN HUKUK VİZYONU
Türk Medeni Kanunu, Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet idealinin sosyal hayattaki yansıması. Atatürk, modern bir devletin ancak teokratik hukuktan arınmış, laik ve akılcı bir hukuk sistemiyle yükselebileceğine inanıyordu. Atatürk bir konuşmasında da şu tarihi sözlerle hukuk devrimine bizzat öncülük etti:
"Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."
Bu kanun, onun Türk kadınına hak ettiği değeri verme ve aile yapısını modernleştirme idealinin en somut zaferi.





