Hayatta kalmak canlıların içgüdüsü... Sanayi devrimi ile makineleşme fiziki makinelerde kalmayıp insan yaşamına da nüksetti malum. İnsanlar artık sistemde, yaşamsal döngüyü sağlamaya çalışan makineler gibi. Arada bir asgarisinden yıkayıp yağlama, bakım hizmeti ver. Makine bozuk değilse tıkır tıkır işler.

Lükstür diye düşünme... Düşünce, sorgulama, zaman kaybıdır. Üretimi, sistemi belki de zedeler.

Sorun hep bozuk makineler.

Düşünme eylemi öncelikle tok bir karın ister ve başını sokacak bir dam. İnsanlık ormanındaki insan da bu yüzden belki, çoğunlukla düşünmeksizin, sorgulamadan alır kendisine sunulan bilgi ve düşünceleri. Açlığı bastırmak için ayaküstü yenen fastfood gıdalar gibi. Davranışlar, duygular bile hazır kalıp piyasada şimdi.

Bilgi nedir diye sorar “epistemoloji” denen bilgi bilimi. Bilginin doğasını, kaynağını, kapsamını, inancın rasyonelliğini sorgular. İlk bilinen temsilcilerinin Antik Yunan’da Aristoteles, Heraklitos, Platon olduğu söylenir. Ben şüpheliyim, vardır mutlaka daha da  öncesi.

Şüphe mi bilgiyi doğurur, bilgi mi şüpheyi muallakta ama insanlığın lokomotifi bilimlerdeki şüphe, sorgu ve düşünme eylemi. Biz, bu şüpheci dünyanın olağan şüphelileri ve şüphecileriyiz. Peki bu şüphelerimizi nasıl doyuruyoruz?

Tüm seslerin birbirine karıştığı, yazılı, görsel, işitsel her türlü aracın kullanıldığı, internetin bırakın evleri, cepleri, ruhumuza kadar girdiği bu dönemde, ortalıktaki bilginin ne olduğu belirsiz şimdilerde. “Doğru” belirteci kayıp ya da saklanmış bir yerlere.

Bir bankanın meşhur sloganıydı zamanında, hatırlayalım; “Hizmette sınır yok”. Uzun süredir hizmet; kutuplardan uzak kalan ülkelere ve insanlara kutupları aratmamak. Buz gibi kutuplaştırma, ayrıştırma hizmeti.

Evet, medya da siyaset de bildiğiniz gibi. İktidar, muhalefet kutuplaştırması yetmedi. Muhalefeti kendi içinde kutuplaştırmaya çalışmak, sanırım hizmette sınır yok ilkesi. Kutuplaşan medyanın izleyicileri kutuplarına göre almış yerlerini bilgiyi sorgulamadan hazır tüketiyor. Herkes farklı bir dünyada, farklı bir gerçeklikte, sanki paralel evrenlerde yaşıyor. Kesişim noktası ise hayati.

Fastfood her şey zararlı, alabildiğine tehlikeli. Bir müddet sonra bünyeyi tamamen zehirlemesi, işlevsiz hale getirmesi de mümkün tabii. Herkes için özgürlük, eşitlik ve adalet yoksa bu fastfood düşüncelerde, dikkat etmeli tükettiğimize. Unutmayım ki paralel evrenler de paralel hayatlar da aslında sadece filmlerde. Yaşadığımız dünya realite.

Ufak bir not; seyahatteki bir dost sesleniyor fazla da uzak olmayan bir ülkeden; “Az daha tutuklanacaklardı”...

Yer radikal İslam’ın bulunduğu bir ülke. Saçlar başlar örtülmüş, fotoğraflarda tanınmaz halde kadın dostlar. Ama açık kalmış ayak bilekleri nedense, İslam polisi ensede. Hakikaten de bir düşünün. Ya o kadının açık saçından, çıplak kalmış ayak bileğinden bir erkek tahrik olup günaha girerse baştan çıkarsa ne olur bu dünyanın hali bir düşünsenize... Kaos, karmaşa. Neyse ki bu defa ucuz kurtulmuşlar dostlar tutuklanmaktan. Bakalım yarın sırada ne var? Ülkemizde en çok da kadınlarımız demokrasinin ve cumhuriyetin değerini iyi bilmeli. Bırakın kazanılmış haklarımızı kaybetmeyi hep bir adım öteye gitmeli.

Herkes için adil, eşit, huzurlu, barış ve refah dolu, özgür günler ve yarınlar dilerim. Sevgi ve saygılarımla...