Birinci dünya savaşı barış görüşmelerinde kazananlar arasında hiçbir şekilde görüş birliği yoktu.
ABD, İngiltere ve Fransa’ya ‘savaş sonrası hedeflerinizi açıklayın!’ diskurunu çekmişti. İtalya, ‘ya ben, ya ben ‘ diye bodur boyu ile sıçrayıp duruyordu. Sacro egoist takılıyor ve haliyle de dünyaya rezil oluyordu. Fransa, Almanya yerle bir olsun istiyordu, İngiltere, ’olabilir ama benim sömürgelerimin düzeni bozulmasın’ derdindeydi. Sovyet Rusya savaşın yaralarını sarmaya çalışıyordu dört bir yandan düşman rejimlerle çevrili olduğunu düşünüyor ve bir an önce kendi etki sahasını yaratmanın yolunu arıyordu. İspanya başından beri dışarda kalmayı becermişti, zaten kimse de ona bir şey sormuyordu. Osmanlı darmadağındı, padişah teselliyi hareminde arıyordu. Viyana ve Buda Peşte şaşkındı, şoku atlatmaya çalışıyorlardı. Avusturya-Macaristan coğrafyasında şimdi 10 yeni devlet vardı. Ve çoğu topraklarını zengin Macar ovalarından kapatmıştı. Amerika bir süre sonra ‘sıkıldım artık’ diyecek ve kendi tecrit politikalarına geri dönecekti.
Barış görüşmeleri bir Fransız generalinin dediği gibi ‘barış falan değildi, olsa olsa 20 yıl sürecek bir ateş kes idi!’
Almanya ağır savaş tazminatının altında ezilip gitmek üzereydi, ülke hiper enflasyonun tehdidi altındaydı. Bir ekmek alabilmek için milyarlarca Mark ödemek gerekiyordu. Ahali de ahlak, ve diğer moral değerlerin hiç biri kalmamıştı. Almanya modern bir Sodon şehri olmuştu….
Açlık tek patrondu, ne kilise, ne ordu, ne adalet mekanizması , ne üniversiteler, ne fabrikalar hiçbir şey çalışmıyordu.
Yahu bu nasıl bir savaştı,
bir yanda Ortodoks Bulgaristan, Katolik Avusturya, Protestan Almanya ve Müslüman Osmanlı,
öte yanda Katolik Fransa, İtalya, Protestan İngiltere, Ortodoks Rusya, ve her dinden ve mezhepten biraz Amerika, birbirlerinin kanını dökmüşlerdi. Osmanlının hali daha da bir tuhaftı kayıplarının çoğu Arabistan çöllerindeydi, diğer Müslüman Arap kabilelerine karşı verilmişti, Müslüman Arap kabileleri, Müslüman Türkleri ortakları, Protestan İngilizler için öldürüyordu.
Alman halkına göre ‘yenilmiş’ olamazlardı, ne var ki görkemli donanmaları tek mermi atmadan teslim olmuştu, orduları geri çekilmişti, e, bu yenilmek değilse ne olabilirdi ki…..
Müttefik askeri komisyonları işe karışıp ‘otur-kalk komutları vermeye başlayınca Almanların aklı başına gelecekti, aklı başına gelen her toplum gibi onlarda bu sonuçtan kim sorumlu onu aramaya başlamışlardı.
Zengin bir ülke olup da güçsüz olmak kadar pis bir durum yoktur, Silahlı kuvvetler suçlanamazdı, keza sanayiciler de yırtmıştı, Kilise şimdilik taca çıkmış top gibiydi. Monarşik kurumlar çoktan dağılıp gitmişti. Ama bir suçlu lazımdı, bir sorumlu bulmak lazımdı. Savaşın kaybedilmesinin mutlak bir sorumlusu olmalıydı…
Ama kim? Ama kim?
Yarına; kim sorumlu olabilirdi ki…..