Manila da ki yeni ABD büyükelçisi eski bir amiraldi, ve U zak Doğuyu iyi bilirdi. Atandığı günden itibaren görüşmeler yapıyordu, hiç memnun kalmamıştı. Filipinlerde ki Amerikalı resmi görevliler bile rüşvet çarkının içine gırtlaklarına kadar batmıştı. Ramon Magsaysay, daha düzgün bir profil çiziyordu, adam en azından mazbut ve mütevazi bir hayat sürüyordu, e liberal görüşlere yakındı, e anti-Komünistti, e, savaş kahramanıydı e daha ne olsundu.
Ne var ki dünya eski dünya değildi.
Amerika savaşın sonundan beri Sovyet Rusya’ya posta koyup durmuştu ki ’ neden Doğu Avrupa ülkelerinin iç işlerine bu kadar tebelleş oluyorsun’ diye şimdi özgür ve medeni dünyanın temsilcileri adama sormaz mıydı ‘senin ne işin var Filipinlerin seçimlerinde’ diye…
Yeni büyükelçi sakinliği ile ünlü bir deniz subayı idi Ramon’a destek verecekti, bu konuda başkentin onayını da almıştı, ama eğer adam seçimi kazanmaz ise ilk önce kendi makamından ve savaş sırasında binlerce şehit askerin ona kazandırdığı ünden de mahrum kalacaktı. Üstelik eski başkan da dünkü çocuk değildi, yeni büyükelçinin kendisinden hoşlanmadığının farkına varmıştı. Bu adam hiçbir rüşvete veya hediyeye kanmıyordu, daha da beteri yanında çalıştırdığı kadroya da demir elleriyle sahipti. Elçilik binasından değil haber almak çıt bile çıkmıyordu. Amerikalıların Magsaysay’ı destekleyecekleri belli olmuştu Elpidio sinirlenmişti; ‘ne oluyordu soyuyorsa gariban Filipinlileri soyuyordu bu Amerikalılara da ne oluyordu.’
Tamam hırsızın önde gideniydi ama anti-Komünistti ya yetmez miydi? Ne var üç beş muhalifin ve gazeteci ve aydının anasını bellediyse.. sonra seçimlerde hile-hurda var deniyordu, yok bir de hilesiz seçim mi olacaktı bu Batılılar kulaklarını iyice açıp dinlemeyi öğrenmeliydiler: Filipinler çok kritik bir bölgedeydi, etrafı düşmanla çevriliydi bu işler burada böyle yürürdü öyle Amerikan tarzı demokrasi falan olmazdııı.. tek adam yönetimi vazgeçilmezdi, üstelik halk da halinden şikayetçi falan değildi ei tek adam hiç mi nasiplenmesin o kadar mesaiden… hiç mi sandığını doldurmasın..
İnsan idare ederdi yahu…
‘Bak yoksa memleket kaosa giderdi ha’…tehditlerin bini bir paraydı. Büyükelçi Magsaysay ile görüşmelerini olabildiğince sınırlamıştı, üstelik bir açıklama yaparak Filipinlerde yerleşik Amerikalıların seçimlere müdahale gibi anlaşılacak her türlü tasarruftan uzak durmaları gereğini duyurmuştu. ABD Dış işleri bakanlığı da ‘vallahi de öyle Billahi de öyle’ denebilecek bir başka açıklama yapmıştı. Elpidio iyot gibi açığa çıkmıştı, şimdi durduk yerde Amerikan-Magsaysay ilişkisini açıklamak için bahane arayıp duruyordu. ABD elçiliği , mesela bir davet mi verdi, iktidar kanadından kaç kişi çağrıldı, muhalefet kanadından kaç kişi onun hesabını yapıyor ve kendi kontrolünde ki basın vasıtası ile ortalığı karıştırmayı hedefliyordu . Hatta bir ara elçiyi ‘persona non grata= istenmeyen adam’ ilan etme hazırlığı içindeydi ama Washington’dan sıkı bir zılgıt yemiş ve susmuş oturmuştu. Kendi halkına kabadayılık yapmak gibisi yoktu, Amerikalılar anlamıyordu bu işlerden….
Lakin seçimlerin hilesiz-hurdasız yapılamayacağı da açıktı, formül Amerikan askeri ataşesinden gelecekti. Filipin ordusunu adam etmek için birkaç yüz Amerikalı askeri uzman vardı. Bu adamlar sandıkları denetlemek için seçim günü dağılacaklardı, ama sathi görev belgelerinde Amerikan ordusunun Filipin ordusuna verdiği askeri malzemenin envanterini yapmak ve doğru yerlerde kullanılıp kullanılmadığını soruşturmaktı. İki ülke arasında yapılan anlaşma onlara bu hakkı resmen tanıyordu. Denetleme için seçilen günün tam seçim günü olması ise tamamen ‘duygusaldı’.
Plan hem Washington ve hem elçilik tarafından benimsenmiş ve onaylanmıştı.
Elpidio karşı taarruza geçer… bir sonra ki yazıda…