ATSO Başkanlığı için adaylığını açıklayan Berkay Bahar, seçim sürecinde merak edilen başlıkları ve Antalya iş dünyasına yönelik projelerini değerlendirdi. Ağabeyi Ali Bahar’ın ATSO’daki mirasından “nitelikli ortak akıl” anlayışına, kentin ulaşım ve su sorunlarından ihracatın geliştirilmesine kadar pek çok konuya ilişkin görüşlerini paylaşan Bahar, oda yönetiminde sonuç odaklı ve üyelerin taleplerini takip eden bir çalışma modeli oluşturacaklarını ifade etti.
İşte Berkay Bahar’ın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği röportaj:
- ATSO Başkanlığına adaylığınızı açıkladığınız ilk günden bu yana en çok konuşulan konulardan biri Ali Bahar'ın kardeşi olmanız. Bu kimlik sizin için bugün ne ifade ediyor?
Ali Bahar'ın kardeşi olmak benim için bir gurur ve bir sorumluluk. Ağabeyim bu odaya ve bu şehre çok emek verdi, insanlar onu hala saygıyla anıyor. Bu adı taşımanın ne gerektirdiğinin farkındayım.
Ama adaylık kararı soyadıyla verilmez. Üyelerimizin karşısına kendi tecrübemle ve ekibimizin hazırladığı projelerle çıkıyorum.
- "Ali Bahar'ın kardeşi olduğu için aday oldu" eleştirisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Seçim dönemlerinde her adayın adı üzerinden konuşulur, bunu doğal karşılıyorum. Ama bu eleştiri gerçeklerle örtüşmüyor. Uzun yıllardır bu şehirde üretim yapan bir şirketi yönetiyorum. Antalya Organize Sanayi Bölgesi'ndeki tesisimiz, çalışanlarımız, ürün aldığımız üreticiler ve mal sattığımız işletmelerle bu ekonominin içindeyim. ATSO meclis üyesiyim, odanın nasıl çalıştığını ve nerede zorlandığını biliyorum. İş dünyasını farklı platformlarda temsil eden görevlerde bulundum.
Adaylığımın temelinde bu birikim var. Üyelerimiz de kararını isme göre değil, ortaya konan projelere ve emeğe göre verecektir.
- Ali Bahar'ın yanında uzun yıllar çalıştınız. Onun ATSO yönetiminden size kalan en önemli çalışma prensibi ne oldu? Başkan olmanız halinde bu prensibin üzerine ne ekleyeceksiniz?
Ağabeyimden öğrendiğim en önemli şey, bir konuyu gündeme getirmekle yetinmemek, sonuç alınana kadar takip etmekti. Korkuteli Organize Sanayi Bölgesi bunun somut örneğidir. Yedi yıldır bekleyen bir dosya, peşi bırakılmadığı için sekiz ayda sonuçlandı.
Bu prensibi aynen sürdüreceğim ve bu takibi kişilerden bağımsız bir işleyişe dönüştüreceğim. Üyelerimizin odaya ilettiği her talep kayıt altına alınacak ve üye kendi talebinin nerede beklediğini görebilecek. Böylece işleyiş bir kişinin hafızasına bağlı kalmayacak. Bir de dönemin şartları değişti. İklim Kanunu yürürlüğe girdi, Antalya COP31'e ev sahipliği yapacak, üyelerimizin önüne her geçen gün yeni yükümlülükler geliyor. O dönemde bunlar gündemde yoktu. Çalışma yöntemlerimizi de bu yeni döneme göre kuracağız.

- "Nitelikli ortak akıl" ifadesini kullanıyorsunuz. Bununla neyi kastediyorsunuz? Nitelikli ortak akıl dediğiniz yapının içinde kimler olacak?
Her görüşü dinlemeyi önemsiyorum. Ancak herkesin her konuda görüş bildirdiği kalabalık toplantılardan çoğu zaman karar çıkmadığını tecrübeyle biliyorum.
Nitelikli ortak akıl derken kastettiğim, sorunu yaşayan ve çözümü bilen kişilerin aynı masada olmasıdır. Su konuşulacaksa turizmci, seracı, sanayici ve üniversite; lojistik konuşulacaksa nakliyeci, ihracatçı ve liman işletmecisi orada olmalı. Bu yapının temelini 49 meslek komitemiz oluşturacak. Onların yanında sektör dernekleri, üniversiteler, kamu kurumlarının uzmanları ve özel sektör temsilcileri yer alacak. Çözüm, konuyu en iyi bilenlerin görüşüyle şekillenecek.
- Antalya'nın ulaşım sorununda sizin önceliğiniz ne? Raylı sistem, yeni yollar, kavşaklar, toplu taşıma, lojistik ya da kent merkezindeki ticari hareketlilik açısından ilk ele alınması gereken başlık hangisi?
İş dünyası açısından öncelik, insanın ve yükün hareketidir. Çalışanın sabah işine ulaşabilmesi, malın gün içinde şehre girip çıkabilmesi ve müşterinin işletmeye gelebilmesi.
Hangi güzergahta, hangi saatte ne kadar zaman ve maliyet kaybedildiğini üyelerimiz her gün yaşıyor, ancak bu veri bütüncül ve sistematik biçimde ortaya konulmuyor. Biz bu veriyi toplayıp ulaşım kararlarını veren kurumların önüne koyacağız; raylı sistem mi, kavşak mı tartışması bu veri olmadan sağlıklı yapılamaz. Bu yılın sonuna kadar, Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi kapsamında her il kendi akıllı şehir yol haritasını hazırlayacak. Bakanlığın açıkladığı takvim bu yönde. Antalya'nın yol haritasında iş dünyasının verisinin yer almasını sağlayacağız.
7. Antalya'nın ihracat ve ticaret potansiyelinin önündeki en büyük altyapı problemi sizce nedir? Demiryolu, otoyol, liman, hava kargo ve lojistik maliyetleri açısından nasıl bir yol haritanız var?
Antalya'nın demiryolu bağlantısının olmaması en temel eksikliktir. Yaş meyve sebze ve gıda ihracatı büyük ölçüde karayoluna bağlı. Hava kargoda kapasite ve maliyet sorunu var. Liman kapasitesi ise ihracatçının ihtiyacıyla aynı hızda büyümüyor. Bunları kendi ihracatımızda da yaşıyoruz.
Biz ihracatçının kaybettiği zamanı ve maliyeti hesaplayıp Bakanlık ve TOBB nezdinde konu çözülene kadar gündemde tutacağız. Bu arada üyeyi de bekletmeyeceğiz. ATSO Yeni Pazar programıyla ihracata ilk kez başlayacak üyelerimize pazar araştırmasından belgelendirmeye ve lojistiğe kadar destek vereceğiz.

- Antalya ekonomisi turizm, tarım ve ticarete büyük ölçüde bağlı. Sizce Antalya bu üçlü yapıdan çıkıp hangi yeni ekonomik alanlara yönelmeli?
Antalya'nın turizm, tarım ve ticaretten uzaklaşmasına gerek yok; bunlar şehrin gücüdür. Turizm bu ekonominin ana motorudur ve diğer sektörler onun çevresinde büyür. Asıl soru bu üç alanın üzerine ne ekleyeceğimizdir.
Üzerine koyabileceğimiz üç başlık görüyorum. Yazılım ve bilişim sektörü Antalya'da hızla büyüyor. Tarım ürünlerini olduğu gibi satmak yerine işleyip markalı ürün olarak satmak katma değeri artırıyor. Su ve enerji verimliliği ise hem ulusal hedeflerimiz hem de yeni mevzuat nedeniyle önümüzdeki yılların en önemli başlıklarından biri olacak. Oda olarak bu alanda tüm üyelerimizin yanında olacağız ve bu yönde atacakları adımları destekleyeceğiz. Bu dönüşüm için mühendislik, danışmanlık ve ekipman hizmeti gerekecek. Bu hizmetleri Antalya'daki firmalar verirse şehre yeni bir sektör ve yeni iş alanları kazandırmış oluruz.
- "ATSO Pazar" gibi projelerle Antalyalı şirketlerin birbirleriyle daha fazla ticaret yapmasını hedefliyorsunuz. Bu bağlamda, şimdiye kadar Antalya'daki işletmelerin birbirinden alışveriş yapmamasının temel nedeni nedir?
Antalya'da işletmeler birbirinden alışveriş yapıyor, birçok üyemiz zaten yerel tedarikçiyle çalışıyor. Ama bu ilişki çoğunlukla tanıdık çevresiyle sınırlı kalıyor. Bir firma ihtiyaç duyduğu ürünü Antalya'da kimin ürettiğini çevresinden bildiği kadarıyla biliyor, ötesini tanımıyor. Üretici de yeni alıcıya nasıl ulaşacağını bilmiyor. Tanımadığı firmaya güvenmek de ayrı bir mesele.
ATSO Pazar bunun için var. Hangi üyemizin ne ürettiği ve ne aradığı, sektör ayrımı olmadan tek platformda görünür olacak; oda alıcı ile satıcıyı bir araya getiren görüşmeleri düzenleyecek. İnşaattan gıdaya, ambalajdan yazılıma her sektör ilk günden platformda yer alacak. İlk yıl için platforma alınacak üye sayısını ve düzenlenecek görüşme sayısını da açıklayacağız.
Aynı bilgi yurt dışı için de kapı açıyor. Üyelerimizin önemli bir kısmı ihracat yapabilecek ürüne sahip, ama nereden başlayacağını, ürününün hangi ülkede alıcı bulacağını, hangi belgelerin gerektiğini bilmiyor. ATSO Yeni Pazar programı bu soruların cevabı olacak. Üyenin ürününe uygun hedef pazarları belirleyeceğiz, ilk ihracat için gereken belge ve lojistik adımlarında yanında olacağız, alım heyetleri ve fuarlarla ilk bağlantıyı kurduracağız.

- Antalya'da turizmin 12 aya yayılması yıllardır konuşuluyor. Sizce neden hala tam olarak başarılamadı? ATSO bundan sonra ne yapmalı?
Bu konuda Antalya'nın başarısız olduğunu düşünmüyorum. Kongre turizmi, spor kampları ve sağlık turizmi on yıl öncesine göre çok daha ileride. Büyük uluslararası toplantılar ve kongreler söz konusu olduğunda Antalya'nın kapasitesi tartışılmaz. G20 Zirvesi'ni, Antalya Diplomasi Forumu'nu, geçen yıl NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'nı bu şehir ağırladı. Eksik olan, bu çalışmaların ortak bir takvim içinde yürütülmesi. Kış sezonu tek başına otellerin dolduracağı bir dönem değil; havayolunun, belediyenin, kamu kurumlarının ve odanın aynı hedefe doğru çalışması gerekiyor.
Odanın bundan sonraki rolü bu takvimi sahiplenmek olacak. Şehrimizi turizm sezonu dışında uluslararası etkinlikler ve fuarlarla hareketlendirmek odamızın öncelikleri arasında yer alacak. Charter uçuşları, spor kampları ve ileri yaş turizmi için dosyalarımızı hazırlayıp ilgili tarafları aynı masaya getireceğiz. Ekim'deki Uzay Kongresi ve Kasım'daki COP31, Antalya'nın en kapsamlı uluslararası etkinlikleri üstlenebildiğini ve bunları doğru biçimde yapabildiğini bir kez daha gösteriyor. Odamız, bu kapasiteyi daha fazla etkinlikle değerlendirmek ve Antalya'yı yılın her döneminde uluslararası organizasyonların adresi haline getirmek için var gücüyle çalışacak.
- Antalya'nın hızlı nüfus artışı, konut maliyetleri ve kentleşme baskısı ticareti de etkiliyor. İş gücünün barınma sorununu çözmeden Antalya'nın ekonomik rekabet gücünü artırmak mümkün mü?
Kolay değil. Bu sorunu her işveren yaşıyor. Eleman bulmak zorlaştı, bulunanın da kalacak yer bulması ayrı bir dert oldu. Oda olarak iki yerden başlayacağız.
Bazı işletmeler lojman, servis ya da barınma desteğiyle kendi çözümünü üretti. Bu örnekleri derleyip üyelerimizle paylaşacağız. Ayrıca barınma sorununun işletmelere ne kadar çalışan ve zaman kaybettirdiğini ölçen bir çalışma yapacağız. Bu çalışma elimizde olduğunda konut politikasını belirleyen kurumlarla daha sağlam bir zeminde konuşabiliriz.
- Kentsel dönüşüm konusunda ATSO'nun daha fazla rol almasını istiyorsunuz. Peki burada ticaret odasının rolü nerede başlamalı, belediyenin ve merkezi yönetimin rolü nerede kalmalı?
Belediye planlar, merkezi yönetim mevzuatı ve finansmanı belirler; oda ise bu kararlar alınırken ticaretin sürekliliğini masaya getirir. Bir bölgede dönüşüm başladığında oradaki işletmelerin ne olacağı, kiracı işletmelerin geri dönüp dönemeyeceği ve yeni yapılarda ticari alanın korunup korunmayacağı plan aşamasında ele alınmalıdır. Bu sorular sorulmadığında dönüşüm tamamlanıyor ama ticaret o bölgeden çekiliyor. Biz bu soruları planlama sürecinde gündeme getireceğiz.
Kentsel dönüşümün üyelerimizi doğrudan ilgilendiren bir tarafı daha var. Belirli büyüklüğün üzerindeki yeni yapılara yağmur suyu toplama zorunluluğu, işletmelere de enerji ve su verimliliği yükümlülükleri geldi. Bunlar ilk bakışta ek maliyet gibi görünüyor. Oda olarak üyelerimize bu şartları nasıl karşılayacaklarını ve hangi desteklerden yararlanabileceklerini anlatacağız.

- Antalya'nın su sorununu da gündeme taşıyor ve 2040 için ciddi bir riskten söz ediyorsunuz. Ticaret odası bu konuda somut olarak ne yapabilir? Üyelerine yönelik bağlayıcı bir uygulama düşünür müsünüz?
2040'ı ben söylemiyorum, projeksiyonlar söylüyor. Türkiye'de kişi başına düşen yıllık su miktarı bugün 1.300 metreküp civarında. Uluslararası ölçüte göre 1.700 metreküpün altı su stresi sayılıyor ve biz bu eşiğin altındayız. Nüfus artışı ve iklim değişikliğiyle bu rakamın 2040'ta 1.100 metreküpe kadar inmesi bekleniyor. Bu, su kıtlığı sınırı olan 1.000 metreküpe yaklaşmak demek. Şehrimizin içinde bulunduğu Akdeniz Havzası dünya ortalamasından yüzde 20 daha hızlı ısınıyor ve her bir derecelik artışta yağışlar yaklaşık yüzde dört azalıyor. Antalya ekonomisinin iki ana alanı olan turizm ve tarım doğrudan suya bağlı. Bu nedenle suyu Antalya iş dünyasının öncelikli gündemlerinden biri olarak ele almak zorundayız.
Bu konuyu gündeme getirmemin bir nedeni daha var. Su ve enerji birbirinin ikizidir, su azaldığında enerjinin maliyeti artar. Kuyular derinleşir, pompalar daha fazla elektrik harcar, barajlar dolmadığında elektrik daha pahalı kaynaklardan üretilir. Su kaynaklarındaki her kayıp bir süre sonra enerji faturası olarak işletmenin önüne gelir. Üyelerimiz zaten pek çok maliyetle mücadele ediyor. Su, bunların arasında sessiz ama giderek büyüyen bir maliyet kalemi. Benim yaptığım, bu gerçeği anlatmak ve buna karşı neler yapılabileceğini konuşmaktır.
Oda bu konuda iki somut iş yapabilir. Su tüketimini ölçen ve azaltan pilot uygulamalar için projeler geliştireceğiz ve bu projelerin finansmanını üyeye yük etmeden uygun fonları bulup odaya getireceğiz. İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu'ndaki üyeliğimizi de su konusunu gündemde tutmak için kullanacağız. Bağlayıcı uygulamaya gelince, Su Verimliliği Yönetmeliği zaten bağlayıcı ve işletmelere belgelendirme şartı getirdi. Bizim işimiz üyelerimizin bu yükümlülükleri cezayla karşılaşmadan önce yerine getirmesini sağlamak.
- Antalya'nın gençlerinin kentte kalması ve beyin göçünün tersine çevrilmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Antalya'da genç bir üniversite mezununun burada kalması için sizce hangi sektörler ve hangi çalışma alanları büyütülmeli?
Genç bir mezun bir şehirde kalmak için iş imkanına, yeterli ücrete ve geleceğe dair bir beklentiye bakar. Antalya'da bunu sağlayabilecek alanlar var: Teknokent'te büyüyen yazılım sektörü, sağlık turizmi, kongre ve etkinlik ekonomisi, tarım teknolojileri, su ve enerji verimliliği hizmetleri.
Biz gençleri bu alanlarla mezun olmadan önce buluşturacağız. Staj eşleştirmesi, meslek lisesi ve girişimcilik programları bunun araçları. Girişimciliğe kapsayıcı bir anlayışla yaklaşıyoruz. Kadın ya da erkek, genç ya da tecrübeli, aklında bir iş fikri olan herkes girişimcidir. Antalya'da kurulan her yeni şirket, bu şehirde kalan bir genç anlamına gelir.

- Son olarak, ATSO üyeleri sandık başına gittiğinde Berkay Bahar'ın başkanlığındaki ATSO'nun ayırt edici özelliği ne olacak? Dört yıl sonra "iyi ki bu tercihi yaptık" dedirtecek somut tabloyu nasıl tarif ediyorsunuz?
Bugünkü ATSO sağlam bir kurum. Bugüne kadar görev yapan başkanlarımızın ve yönetim kurullarımızın emeğiyle oluşmuş bir zemin var, biz o zeminin üzerine inşa edeceğiz. Farkı üye hissedecek. Odayı yılın 365 günü yanında görecek, getirdiği konunun hangi aşamada olduğunu bilecek ve verdiğimiz her sözün bir ölçüsü olacak.
Dört yıl sonra görmek istediğim tablo belli: ATSO Pazar sayesinde birbirinden alım yapan üyeler, odanın desteğiyle ilk ihracatını gerçekleştirmiş işletmeler, belgesine kavuşmuş ustalar ve kış aylarında kapısını kapatmayan işyerleri. Bu sonuçları her yıl üyelerimize açıklayacak ve hesabını vereceğiz. Seçim bittiğinde bana oy vermiş olsun ya da olmasın, her üyemiz aynı odanın üyesi olacak ve ödediği aidatın karşılığını fazlasıyla aldığını görecek.





