Antalya’nın kıyılarında her gün binlerce insan denize girerken, suyun birkaç metre altında bambaşka bir tablo yaşanıyor. Beş yıldır amatör olarak serbest dalış yapan Hüseyin Fırat, denizin altında yalnızca canlıların doğal yaşamına değil, insan kaynaklı kirliliğin ve bilinçsizliğin bıraktığı ağır izlere de tanıklık ediyor. Konyaaltı’nda taşlarla doldurulmuş pet şişelerden misina ve olta atıklarına, kayıp eşyalardan toplu balık ölümlerine kadar çok sayıda görüntüyü kayıt altına alan Fırat, deniz ekosisteminin her geçen yıl daha fazla zarar gördüğünü belirtiyor.
Fırat, eşiyle birlikte yürüttüğü “sualtindahayatvar” çalışmasıyla deniz altındaki yaşamı görünür kılmayı, insanlara deniz canlılarını sevdirmeyi ve denizlerin korunması konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Çıralı’da karşılaştığı çok sayıda ölü balığı “balık mezarlığı” olarak tanımlayan Fırat, özellikle ticari trol avcılığına ve denetim sorununa dikkat çekiyor.
“İnsanlar dışarıdan anlayamıyor ama biz suyun içinden her geçen yıl gidişatın daha da kötüye doğru ilerlediğini gözlemleyebiliyoruz” diyen Hüseyin Fırat, Antalya’nın su altındaki görünmeyen yüzünü anlattı.
İşte Hüseyin Fırat’ın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği röportaj:
-Hüseyin Bey, sizi önce tanıyalım. Dalış hikâyeniz nasıl başladı ve sizi denizin altına çeken ne oldu?
Ben 5 yıldır amatör olarak serbest dalış yapıyorum. Serbest dalışta oksijen tüpü yoktur aşağıya nefes tutarak inersiniz. Hafta sonları yaptığım bu spor benim için o haftanın stresini attığım bir faaliyetti aynı zamanda. Suyun altına inince huzur buluyordum ve oradaki birçok deniz canlısını yakından izlemekten çok keyif alıyorum.

-Dalış sizin için ne zaman bir hobiden çıkıp düzenli olarak yaptığınız bir çalışmaya dönüştü?
Dalışa başladığım ilk günden itibaren dostlarım bir sayfa açmamı ve gözlemlerimi paylaşmamı istedi fakat zamanım olmadığı için bunu hiç yapmadım. Aradan geçen zaman diliminde evlendim ve eşim de aynı şeyleri söyledi yine kabul etmedim fakat eşim benden habersiz bu sayfayı açtı ve bundan sonra çektiğim videoları kendisine vermemi istedi bende kabul ettim. Ardından sayfamız yoğun talep görünce son 1 yıldır bu etkinlik benim için hobiden çıktı ve düzenli bir faaliyete dönüştü.
-Yıllardır Antalya kıyılarında dalıyorsunuz. Denizin altında nasıl bir Antalya var? Karadaki insanların göremediği neler görüyorsunuz?
Denizin altında çok değişik türde canlılar var. Sanki evinizin içinde özene bezene süslediğiniz bir akvaryumun içinde olduğunuzu düşünün. Diğer insanların en fazla belgesellerde görebildiği canlılara ben temas edebiliyorum. Harika bir atmosfer. Fakat maalesef insanoğlu burayı da hızla mahvediyor. Güzelliği kadar kirliliği de ileri seviyede. Düzenli olarak çöp toplasam da bu durum benim bireysel çabamla düzelecek gibi değil.
Deniz altında Hüseyin Fırat'ın bulduğu akıllı bileklik ve çöpler:

-İlk dalış yaptığınız dönemle bugün arasında Antalya'nın denizinde gözlemlediğiniz en büyük değişiklikler neler?
Burada söyleyebileceğim tek şey denizlerimizin kirlilik oranı her geçen gün artıyor.
-“sualtindahayatvar” çalışmanızın amacı ne? İnsanlara denizin altında gördüklerinizi göstererek ne anlatmak istiyorsunuz?
‘sualtindahayatvar’ ismiyle eşim ve benim ortak amacımız : İnsanlara denizin altını tanıtmayı, deniz canlılarını sevdirmeyi ve aslında en önemlisi denizleri korumamız gerektiği mesajı vermek istiyoruz.
-Dalışlarınız sırasında en sık hangi tür çöplerle ve atıklarla karşılaşıyorsunuz?
Burada vereceğim cevapların bazıları için özür dilerim ama gerçekler şöyle : Bira şişeleri özellikle de teneke olanlara daha sık rastlıyorum, plastik su şişeleri, ped ya da tampon gibi kadın hijyen ürünleri, market poşeti, amatör olta balıkçılarının atıkları ilk aklıma gelenler.
Hüseyin Fırat'ın deniz altında bulduğu bank:

-Yaz aylarında deniz dibindeki kirliliğin arttığını söylüyorsunuz. Sizce bunun temel nedeni nedir?
Yaz aylarında insanlar denize girmeyi ve deniz kenarında vakit geçirmek istediği için çöplerini denize atmak kolaylarına geliyor diye düşünüyorum.
-İnsanların denize attığı ya da düşürdüğü, “Bunu burada nasıl buldum?” dediğiniz en ilginç eşya neydi?
Buna verilecek çok cevabım var. Rolex saat, araba lastiği, gelinlik tarlatanı, araba gibi bir çok ilginç materyal buldum. Sanırım bulduğum araba bir intihar vakasına da karışmıştı…
Deniz altında bulunan elektrikli scooter:

-Telefon, saat, gözlük ve ziynet eşyaları gibi çok sayıda kayıp eşya buluyorsunuz. Bunlardan sahiplerine ulaştırabildikleriniz oldu mu?
Tabii ki sahiplerine teslim ettiğimiz çok oldu. Özellikle telefonlardan sahibine teslim ettiğimiz çok oldu. Ama burada temel kriterimiz şu: Değerli bir eşya çıkardık diye paylaşım yaptığımızda herkes sahipleniyor ve kendisine ait olduğunu iddia ediyor. Biz burada sadece iddiaya bakmıyoruz, sahibi olduğunu bir şekilde ispatlayabiliyor mu ona bakıyoruz. Eğer ispatlayabiliyorsa teslim ediyoruz yoksa ürün bizde kalıyor ve bir süre sonra cüzi bir ücret karşılığında satıyoruz.

-Denizin dibinde sizi en çok şaşırtan veya üzen görüntü hangisiydi?
Çok yakın bir tarihte toplu balık ölümü kayda almıştım. Hepsi de yetişkin balıktı. Trol avcılarının ekonomik değeri olmayan veya avlanması yasak balıkları öldürüp denize atmasıyla alakalı. O videoyu çekerken çok üzülmüştüm, gördüğüm balıklar arasında nesli tükenme tehlikesi altında olan balıklar da vardı.
-Pet şişelerin taşla doldurularak denize atıldığını da gözlemlediğinizi söylemiştiniz. Bunun gibi bilinçli olarak denize bırakılan atıklarla ne sıklıkta karşılaşıyorsunuz?
Özellikle Konyaaltı sahilinde bu içi taş dolu pet şişelere her dalışımda 30-40 tanesine denk geliyorum desem abartmış olmam. Bunları elimden geldiğince topluyorum ama ağırlıkları sebebiyle süreç benim için de zor oluyor.
Hüseyin Fırat'ın deniz altında gördüğü, tarihi olduğu düşünülen sütun:

-Misina, olta ve balıkçılık malzemeleri deniz canlıları açısından ne kadar büyük bir tehdit oluşturuyor? Bunun sonuçlarını su altında görüyor musunuz?
Bu konuyu çok değişik açılardan ele alabiliriz. Örneğin bazen amatör oltacı balığı yakalasa da balık hemen kayanın altına kaçınca, ki orfoz, grida gibi balıkla bunu sıklıkla yapar, misinadaki diğer iğneler de kayaya saplanıyor ve balıkçı balığı çekemiyor ve eğer zorlarsa oltası kırılacağı için misinayı da kesiyor. Peki yakalanan balık? O da maalesef orada tutsak kalıyor bir yere gidemiyor. Bu şekilde kurtardığım balık çok oldu. Eğer ben yetişmeseydim balık orada açlıktan ve stresten ölecekti. Yetişemediklerim de olmuştur tabi ki. Bir başka açıdan bakacak olursak olta kurşunlarını denizden çok topluyorum. Bunlar ağır metaller. Eğer denizde kalır ve çözülürse ekosisteme çok büyük zararlar veriyor.
-Bulduğunuz bazı değerli eşyaları satarak elde ettiğiniz geliri sokak hayvanlarına aktardığınızı anlatmıştınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Aslında biz düzenli olarak sokak hayvanlarına bakıyorduk fakat bu durum takdir edersiniz ki maaşla geçinen bizleri ciddi anlamda olumsuz etkiliyordu. Mesela, 15 kg kedi maması bugün ortalama 2-3 bin TL fakat bana bu miktar en fazla 1 hafta yeterli oluyor. Yani aylık ortalama sadece kuru mama masrafım 10 bin TL civarı… Birde yavrular için yaş maması, veteriner ücreti derken aylık ortalama 20 bin gidiyordu. Sonra buradan elde ettiğimiz gelirleri hayvanlara hibe etmeye başlayınca maaşımız bize kaldı. Hatta bazen ürünleri satarken karşılığında para almıyoruz belli oranlarda kuru veya yaş mama ile takas yapıyoruz.
Hüseyin Fırat'ın bulduğu telefonlar:

-Son dönemde denizin altında asma kilitler, yazılı kağıtlar ve çeşitli materyaller de buldunuz. Bu tür nesnelerle karşılaşmak size ne düşündürüyor?
Çok ürkütücü ve ülkemizde buna inanan ciddi bir kesim var demek ki sürekli karşılaşıyorum. Bu konuda ne diyeceğimi de bilmiyorum aslında. Sadece üzülüyorum.
-Bu buluntuları sosyal medyada paylaşmanızın ardından tehdit edildiğinizi ve savcılığa başvurduğunuzu açıkladınız. Bu olay sizi dalışlarınız veya paylaşımlarınız konusunda değiştirdi mi?
Hayır değiştirmedi, bulduğum eşyaları da büyüleri de paylaşmaya devam ediyorum. Şikayet dosyam halen savcılıkta sonucunu bekliyoruz ve sürecin takipçisiyiz.
-Çıralı'da yaptığınız son dalışta çok sayıda ölü balık gördünüz ve bölgeyi “balık mezarlığı” olarak tanımladınız. O an ne hissettiniz ve ne gözlemlediniz?
Bu çektiğim en kötü videom oldu. Gerçekten çekerken kahroldum. Ticari trol avcılığının yarattığı bu üzücü tabloyu umarım yetkili makamlar da görmüştür ve gerekli adımları atarlar.
Hüseyin Fırat'ın bulduğu bisiklet:

-Sizce bu tür balık ölümleri ve deniz kirliliği konusunda Antalya'da yeterli araştırma ve denetim yapılıyor mu?
Dürüst olmak gerekirse ülkemizde bu konuda yeterli araştırma ve denetim yapılmadığı düşünüyordum ancak Sıfır Atık Vakfı ile tanıştıktan sonra fikrim değişti. Vakıf şuan özellikle mikroplastik sorununa odaklanmış vaziyette. Bu kapsamda bilim insanları, kamu kurumlarının üst düzey yetkilileri ve değişik isimdeki topluma yararlı platformların temsilcileriyle ortak çalışmalar yürütüyor ve adımlar atıyor. Bu anlamda ümitlerim tekrardan yeşerdi diyebilirim.
-Sizce Antalya'nın denizindeki en büyük tehdit nedir: bilinçsizlik, denetimsizlik, turizm yoğunluğu, atıklar yoksa başka bir faktör mü?
Bana göre en büyük tehdit eğitimsizlik ve bilinçsizlik. Toplumumuz çok sorumsuz.
-İnsanların kıyıdan bakarak göremediği ama sizin suyun altında her gün tanık olduğunuz bir gerçeği anlatmanızı istesek, ne söylersiniz?
Denizlerimizdeki ekosistem bir diğer deyişle balık popülasyonu hızla azalmakta, insanlar bunu dışarıdan anlayamaz ama biz suyun içinden her geçen yıl gidişatın daha da kötüye doğru ilerlediğini gözlemleyebiliyoruz.
-Son olarak, Antalya'da denize giren milyonlarca insana tek bir mesaj verme hakkınız olsa, onlara ne söylemek isterdiniz?
Lütfen denizlerimizi temiz tutalım ve böylelikle gelecek nesillere de suyun altındaki güzellikleri görme şansı tanıyalım.





