Antalya’nın hızla büyüyen nüfusu, yeni yapılaşma alanları, giderek ağırlaşan trafik sorunu, kentsel dönüşümün önündeki ekonomik engeller ve deprem riski kentin geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıyor. İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi İkinci Başkanı ve İnşaat Mühendisi Sadullah Kabakuşak, Antalya’nın imar ve ulaşım politikalarından mevcut yapı stokuna, deprem hazırlığından iklim değişikliğine kadar kentin geleceğini yakından ilgilendiren başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Kabakuşak, Antalya’nın sorunlarının birbirinden bağımsız ele alınamayacağını vurgulayarak, bilimsel verilere dayalı ve 2050 hedefini esas alan bütüncül bir kent planlamasının artık kaçınılmaz olduğunu söyledi.

İşte Sadullah Kabakuşak’ın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği röportaj:
1. Antalya’nın nüfusunun son yıllarda çok arttığını görüyoruz Antalya’nın nüfus artışı ile imar ve altyapı planlaması aynı hızda ilerliyor mu?
Ne yazık ki ilerlemiyor. Antalya’nın nüfusu yalnızca doğal artışla değil, yoğun göç ve turizmin oluşturduğu dönemsel nüfusla da sürekli büyüyor. Ancak kentin ulaşımından içme suyuna, kanalizasyonundan sosyal donatı alanlarına kadar altyapısını aynı hızla büyütemiyoruz. Esas problem nüfusun artması değil; nüfus artarken kentin taşıma kapasitesinin aynı oranda artırılmaması. Yeni konut üretmek tek başına şehir planlamak değildir. O konutta yaşayacak insanın yolu, okulu, parkı, toplu taşıması ve altyapısı da konutla eş zamanlı planlanmalıdır.
2. Daha önce Antalya’nın “imar ve ulaşım sorunları acilen çözülmeli” demiştiniz. Bugün Antalya’nın imar sorunlarını değerlendirdiğinizde hâlâ aynı noktada mıyız? Çözülmeyen temel sorunlar neler?
Maalesef temel sorunlarımızın önemli bölümü devam ediyor. Antalya’da planlama çoğu zaman kentin bütününden ziyade parsel veya bölge ölçeğinde yapılan değişikliklerle ilerliyor. Bir tarafta nüfus yoğunluğunu artırıyoruz, diğer tarafta yol genişliği, yeşil alan, okul, otopark ve altyapı aynı kalıyor. Bunun sonucunu bugün trafik ve altyapı sorunları olarak yaşıyoruz. Antalya’nın ihtiyacı sürekli plan değişikliği değil, uzun vadeli ve siyasi dönemlerden bağımsız bir kent politikasıdır.
3. Antalya’da özellikle emsal ve kat artışları üzerinden yürütülen imar değişiklikleri tartışılıyor. Bir bölgede nüfus yoğunluğu artırılırken altyapı ve ulaşım aynı oranda geliştirilmezse ne gibi sorunlarla karşılaşırız?
Bir bölgede emsali artırdığınız anda yalnızca bina yüksekliğini veya inşaat alanını artırmış olmuyorsunuz; aslında o bölgenin nüfusunu artırıyorsunuz. Daha fazla insan, daha fazla araç, daha fazla su tüketimi, daha fazla atık su ve daha fazla sosyal donatı ihtiyacı demektir. Eğer nüfus iki katına çıkarken yolunuz, kanalizasyonunuz ve toplu taşıma kapasiteniz aynı kalıyorsa bunun adı planlama değildir. Emsal artışının mühendislik karşılığı mutlaka hesaplanmalıdır. Her yoğunluk kararının yanında ulaşım ve altyapı etki değerlendirmesinin de yapılması gerektiğini düşünüyorum.
4. Kepez, Aksu, Döşemealtı ve Konyaaltı gibi bölgelerde yeni yapılaşma devam ediyor. Antalya’nın önümüzdeki 20-30 yıllık gelişimi sizce hangi anlayışla planlanmalı?
Antalya artık büyümenin kendisini değil, büyümenin niteliğini tartışmalıdır. Kepez, Döşemealtı ve Aksu gibi gelişme alanlarını yalnızca yeni konut rezervi olarak görmemeliyiz. İnsanların sürekli kent merkezine gitmek zorunda kalmadığı; çalışma, eğitim, sağlık, kültür ve sosyal yaşam ihtiyaçlarını kendi bölgesinde karşılayabildiği alt merkezler oluşturmalıyız. Konyaaltı gibi yapılaşmanın büyük ölçüde oluştuğu bölgelerde ise taşıma kapasitesi çok daha dikkatli ele alınmalı. 2050’nin Antalya’sını bugünün boş parsellerini doldurarak değil, çok merkezli ve dirençli bir kent modeliyle kurabiliriz.

5. Antalya’nın trafik sorunu artık kentin en önemli gündemlerinden biri. Sorunun temelinde yanlış ulaşım planlaması mı, plansız yapılaşma mı, özel araç kullanımının artması mı yatıyor?
Bunların hepsi birbirini besliyor. Plansız yapılaşma yolculuk talebini artırıyor, toplu taşımanın yeterince güçlü olmaması özel aracı teşvik ediyor, özel araç arttıkça yeni yollar ve kavşaklar yapıyoruz. Fakat bir süre sonra o yollar da doluyor. Dolayısıyla trafik sorununu yalnızca kavşak geometrisi veya yol genişliği üzerinden tartışamayız. Trafik aslında bir şehir planlama problemidir. İnsanların nerede yaşadığı, nerede çalıştığı ve oraya hangi ulaşım türüyle gittiği birlikte düşünülmelidir.
6. Daha önce Antalya’nın Ulaşım Master Planı’nın yenilenmesi gerektiğini ifade etmiştiniz. Sizce bu plan uygulamaya koyuldu mu? Bugün Antalya’nın yeni bir ulaşım master planına ihtiyacı var mı?
Ulaşım ana planları yaşayan belgeler olmak zorundadır. Kentin nüfusu, yerleşim alanları ve seyahat alışkanlıkları değişiyorsa ulaşım modelinin de sürekli güncellenmesi gerekir. Bizim yıllardır söylediğimiz şey şu: Ulaşım yatırımları birbirinden bağımsız projeler halinde değil, güncel verilere dayanan bütüncül bir planın parçaları olarak yapılmalıdır. Önce 20-30 yıl sonra Antalya’da insanların nereden nereye seyahat edeceğini belirlemeli, sonra yolu, raylı sistemi ve toplu taşıma ağını buna göre kurmalıyız.
7. Antalya’da sürekli yeni kavşaklar, yollar ve bağlantılar yapılıyor. Yeni yol yapmak trafik sorununu çözebilir mi, yoksa Antalya’nın artık toplu taşımayı merkeze alan farklı bir ulaşım modeline mi geçmesi gerekiyor? Bunla bağlantılı, raylı sistem Antalya’nın ulaşım sorununu gerçekten çözebilir mi? Sizce Antalya’da raylı sistem yatırımlarında öncelik hangi güzergâhlara verilmelidir?
Yeni yol ve kavşak elbette bazı noktalarda gereklidir ama tek başına trafik sorununu çözemez. Dünyadaki büyük kentlerin tecrübesi bize sürekli yeni yol üretmenin bir süre sonra yeni araç talebi oluşturduğunu gösteriyor. Antalya’nın esas hedefi insanların otomobile olan mecburiyetini azaltmak olmalıdır.
Raylı sistem bunun en önemli araçlarından biridir ancak raylı sistem yapmak tek başına yeterli değildir. Hatların nüfus, istihdam ve gerçek yolculuk verilerine göre belirlenmesi; otobüs, bisiklet ve yaya ulaşımıyla bütünleştirilmesi gerekir. Havalimanı, kent merkezi, üniversite, hastaneler ve yoğun yerleşim alanları arasındaki yüksek yolcu talebi bulunan koridorlar öncelikli değerlendirilmelidir.
8. Antalya’da kentsel dönüşüm yıllardır konuşuluyor ancak birçok bölgede beklenen hızda ilerlemiyor. Sizce kentsel dönüşümün önündeki en büyük engel nedir? Bu bağlamda, daha önce ada bazında kentsel dönüşüm ve emsal oranlarının müteahhit açısından da uygulanabilir olması gerektiğini söylemiştiniz. Bugünkü ekonomik koşullarda ada bazlı dönüşüm hâlâ mümkün mü?
Kentsel dönüşümün en büyük problemi bugün ekonomidir. Vatandaş evini yenilemek istiyor fakat ortaya çıkan maliyeti karşılayamıyor; müteahhit ise artan arsa, finansman ve yapım maliyetleri nedeniyle ekonomik olarak uygulanabilir proje bulmakta zorlanıyor.
Ada bazlı dönüşümü hâlâ doğru buluyorum. Çünkü parsel parsel dönüşüm yaptığınızda yalnızca eski binanın yerine yenisini koyuyorsunuz; mahallenin sorunlarını dönüştürmüyorsunuz. Ada bazında ise otopark, yeşil alan, ulaşım bağlantıları ve sosyal donatıları yeniden düzenleme şansınız var. Ancak bugünkü ekonomik koşullarda bunun yalnızca emsal artışıyla finanse edilmesi de doğru değil. Devletin ve yerel yönetimlerin finansal olarak sistemin içinde olması gerekiyor.

9. Kentsel dönüşüm vatandaşa ekonomik yük getirmeden nasıl yapılabilir? Devlet, belediye, müteahhit ve vatandaş arasında nasıl bir finansman modeli kurulmalı?
Kentsel dönüşümü tamamen vatandaş ile müteahhit arasındaki ticari anlaşmaya bırakırsak özellikle ekonomik değeri düşük bölgelerde dönüşüm gerçekleşmez. Çünkü her arsanın rantı kendi dönüşümünü finanse edecek seviyede değildir.
Devlet uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman sağlamalı, belediyeler planlama ve altyapı desteği vermeli, vatandaşın mevcut mülkiyet hakkı korunmalı, özel sektör ise yapım kapasitesini ortaya koymalıdır. Gerektiğinde kamu arazileri ve rezerv alanlar da sistemin finansmanında kullanılabilir. Deprem güvenliği vatandaşın gelir seviyesine bağlı bir ayrıcalık haline gelmemelidir.
10. Deprem konusunda Antalya’da “İstanbul veya İzmir kadar riskli değiliz” şeklinde bir algı var. Bu algı Antalya açısından tehlikeli bir rehavet yaratıyor mu? Antalya gerçekten depreme hazır mı?
Antalya’nın İstanbul veya Hatay ile aynı deprem tehlikesine sahip olmaması, Antalya’nın deprem problemi olmadığı anlamına gelmez. Bence en tehlikeli yaklaşım da tam olarak bu rehavettir.
Bizim özellikle Muratpaşa başta olmak üzere ciddi miktarda yaşlı yapı stokumuz var. Bunun yanında zemin koşullarının dikkatle değerlendirilmesi gereken bölgelerimiz bulunuyor. Ayrıca deprem yalnızca Antalya merkezli bir fayın üreteceği deprem olarak düşünülmemeli; çevremizdeki deprem kaynaklarının kent üzerindeki etkilerini de hesaba katmalıyız. Sorulması gereken “Antalya’da büyük deprem olur mu?” değil, “olursa mevcut binalarımız buna nasıl cevap verir?” sorusudur.
11. Antalya’daki mevcut yapı stokunu düşündüğümüzde olası bir depremde en büyük risk nerede? Binaların yaşı mı, zemin koşulları mı, yapı kalitesi mi, denetim eksiklikleri mi?
Bunlardan yalnızca birini seçmek doğru olmaz. Binanın yaşı bize önemli bir ipucu verir ama tek başına güvenli veya güvensiz olduğunu göstermez. Zemin, taşıyıcı sistem, beton ve donatı kalitesi, projelendirme, uygulama, sonradan yapılan müdahaleler ve binanın zaman içerisinde maruz kaldığı çevresel etkiler birlikte değerlendirilmelidir.
Antalya açısından ayrıca nem ve korozyon etkisini de göz ardı etmemeliyiz. Bu nedenle yıllardır mevcut yapı stokunun envanterinin çıkarılması ve yapıların periyodik mühendislik muayenesine tabi tutulması gerektiğini söylüyoruz. Riskli binaları depremden sonra enkaz altında değil, depremden önce mühendislik çalışmalarıyla bulmalıyız.
12. 6 Şubat depremlerinin ardından deprem bölgesinde yapılan incelemelerde çok sayıda yapının neden yıkıldığı görüldü. O depremlerden Antalya için çıkardığınız en önemli ders ne oldu?
6 Şubat bize çok acı bir biçimde şunu gösterdi: Bir kenti yalnızca yeni yapılan binaların yönetmeliğe uygunluğuyla güvenli hale getiremiyorsunuz. Asıl mesele mevcut milyonlarca binadır.
Deprem bölgesinde aynı sokakta bir bina ayakta kalırken yanındaki binanın tamamen göçtüğünü gördük. Mühendislik hizmetinin, zemin koşullarının, malzeme kalitesinin ve uygulama denetiminin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gördük. Antalya için çıkarılacak en önemli ders şudur: Deprem olmadan önce hangi binaların toptan göçme riski taşıdığını bulmak zorundayız. Kaynaklarımızı da öncelikle can kaybı yaratma ihtimali en yüksek yapılara yönlendirmeliyiz.

13. Yapı denetim sistemi yıllardır tartışılıyor. Bugünkü yapı denetim sistemi gerçekten güvenli yapı üretmeye yeterli mi? Sistemde değiştirilmesi gereken en önemli nokta nedir?
Yapı denetim sisteminin kurulması Türkiye açısından çok önemli bir adımdı ve 2000 öncesine göre ciddi bir ilerleme sağladı. Ancak sistemin kusursuz olduğunu söylemek mümkün değil.
En önemli sorunlardan biri mühendislik hizmetinin zaman zaman teknik bir faaliyet olmaktan çıkarılıp imza ve evrak prosedürüne indirgenmesidir. Proje müellifinden yapı denetim mühendisine, şantiye şefinden laboratuvara kadar sistemde görev alan herkesin yaptığı işin gerçekten başında bulunmasını sağlayacak bir düzen kurulmalıdır. Denetçinin bağımsızlığını güçlendirmeden ve mühendislik hizmetinin niteliğini artırmadan yalnızca mevzuatı ağırlaştırarak güvenli yapı üretemeyiz.
14. İnşaat maliyetleri, arsa fiyatları ve finansman giderleri çok yükseldi. Bugün Antalya’da hem ekonomik hem de deprem güvenliği yüksek konut üretmek mümkün mü? Yoksa maliyetler güvenli yapı üretimini tehdit edecek noktaya mı geldi?
Ekonomik koşullar konut üretimini ciddi biçimde zorlaştırıyor ancak deprem güvenliği tasarruf yapılabilecek bir kalem değildir. Betonun, demirin, mühendislik hizmetinin veya yapı denetiminin niteliğinden taviz vererek ucuz konut üretmiş olmayız; yalnızca geleceğe çok daha büyük bir maliyet bırakmış oluruz.
Buradaki temel mesele güvenli yapının pahalı olması değil, arsa ve finansman maliyetlerinin konut fiyatı içindeki olağanüstü ağırlığıdır. Konutu erişilebilir hale getirmek istiyorsak mühendislik hizmetinden kısmak yerine arsa üretimini, finansman modelini ve planlama sistemini tartışmalıyız.
15. Türkiye’de inşaat sektörünün ekonomik gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yüksek faiz, artan maliyetler ve konut fiyatları sektör açısından önümüzdeki dönemde nasıl bir tablo oluşturacak?
Yüksek faiz hem üreticiyi hem de konut almak isteyen vatandaşı iki taraftan sıkıştırıyor. Müteahhit yüksek finansman maliyetiyle karşı karşıya kalırken vatandaş da konut kredisine erişemiyor. Buna arsa ve yapım maliyetlerindeki artış eklendiğinde yeni konut üretimi giderek daha zor hale geliyor.
Antalya’da buna bir de yüksek arsa değerleri ekleniyor. Önümüzdeki dönemde finansmana erişim kolaylaşmadığı sürece konuta olan ihtiyaç devam etmesine rağmen talebin satın alma gücüne dönüşmesinde problem yaşayacağız. Bu nedenle sektörün geleceğini sadece faiz indirimi beklentisine bağlamak yerine erişilebilir konut üretimini sağlayacak yeni finansman ve arsa politikalarını konuşmalıyız.
16. Antalya iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha fazla hissediyor. Aşırı sıcaklar, ani ve yoğun yağışlar, sel ve kuraklık gibi riskler artık bina tasarımını ve kent planlamasını değiştirmeli mi?
Kesinlikle. Geçmişin iklim verilerine göre geleceğin kentini tasarlayamayız. Antalya’da daha uzun sıcak dönemler, çok kısa sürede düşen yoğun yağışlar, sel ve kuraklık riskleriyle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla yağmur suyu altyapısından dere yataklarına, geçirgen yüzeylerden gölgelendirmeye, bina cephelerinden enerji tüketimine kadar mühendislik kriterlerimizi yeniden değerlendirmeliyiz.
Özellikle her boş alanı betonlaştırdığınızda yağmur suyunun toprağa ulaşmasını engelliyorsunuz ve birkaç saatlik yağışı şehir afetine dönüştürebiliyorsunuz. İklim dirençli kent artık çevreci bir tercih değil, doğrudan mühendislik zorunluluğudur.

17. Son olarak Bir inşaat mühendisi ve İMO Antalya Şubesi yöneticisi olarak baktığınızda bugün kentin en büyük yapısal sorunu sizce nedir? 2050 Antalya’sının nasıl bir kent olması gerektiğini düşünüyorsunuz ve bugünden hangi üç adımı atmazsak gelecekte bunun bedelini ağır öderiz?
Bence Antalya’nın en büyük problemi, sorunları birbirinden bağımsız ele almamızdır. Trafiği başka, imarı başka, depremi başka, suyu başka başlık olarak görüyoruz. Oysa hepsi aynı kentin ve aynı planlama anlayışının sonucudur.
2050 Antalya’sı; nüfusunun nerede yaşayacağını bilen, ulaşımını buna göre planlayan, mevcut yapı stokunun riskini ölçmüş, afetlere ve iklim değişikliğine dirençli, toplu taşıması güçlü ve yaşam kalitesini koruyabilmiş bir kent olmalıdır.
Bugün üç şeyi yapmazsak gelecekte çok daha ağır bedel öderiz: Birincisi, Antalya’nın mevcut yapı stoku envanterini çıkarıp riskli yapıları depremden önce tespit etmek. İkincisi, imar ile ulaşımı aynı planlama sistemi içerisinde ele almak. Üçüncüsü ise günlük ve parçacı kararlar yerine 2050’yi esas alan, bilimsel veriye dayalı ve yönetimler değişse dahi ana ilkeleri değişmeyecek bir Antalya planı oluşturmak.
Çünkü Antalya’nın önündeki temel soru artık “Kent daha ne kadar büyüyebilir?” değil, “Bu büyümeyi daha ne kadar taşıyabilir?” sorusudur.





