Ramazan ayında iftar ve sahur arasında yeterli su tüketilmemesi ve susuzluğun asitli–şekerli içeceklerle giderilmeye çalışılması, böbrek taşı başta olmak üzere ciddi böbrek hastalıklarına zemin hazırlarken, Prof. Dr. Ramazan Çetinkaya özellikle risk grubundaki kişileri doğru sıvı tüketimi ve dengeli beslenme konusunda uyarıyor.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ramazan Çetinkaya, yeterli ve doğru sıvı tüketiminin önemine dikkat çekerek, “Ramazan ayında gün boyu süren susuzluk nedeniyle vücutta ciddi bir sıvı kaybı oluşuyor. Bu kaybın doğru şekilde yerine konulmaması idrarın koyulaşmasına, yoğunlaşmasına ve böbreklerde kristal oluşumuna zemin hazırlıyor. Özellikle su yerine tercih edilen asitli ve şekerli içecekler kesinlikle suyun yerini tutmaz. İftar ile sahur arasında en az 2–2,5 litre suyun, bir anda değil zamana yayılarak tüketilmesi gerekir” dedi.
‘BÖBREK TAŞI RİSKİNİ ARTIRIYOR’
İftar sonrası “çok sıvı alıyorum” düşüncesiyle su yerine gazlı içecekler, şekerli meyve suları ve aşırı çay-kahve tüketilmesinin yanlış olduğuna vurgu yapan Çetinkaya, “Hastalarımızın büyük bir kısmı sıvı aldığını düşünüyor ancak tüketilen içeceklerin büyük bölümü su içermesine rağmen vücudun ihtiyaç duyduğu sağlıklı hidrasyonu sağlamıyor. Aksine yüksek şeker oranı ve asidik yapıları nedeniyle böbreklerin yükünü artırıyor. Bu durum da böbrek taşı oluşumuna adeta davetiye çıkarıyor. Özellikle daha önce böbrek taşı düşürmüş ya da ailesinde taş öyküsü bulunan kişiler Ramazan ayında çok daha dikkatli davranmalı” ifadelerini kullandı.
Suyun iftar ile sahur arasında zamana yayılarak tüketilmesi gerektiğini belirten Çetinkaya, “Bir anda litrelerce su içmek yerine, iftardan sonra başlayarak sahura kadar aralıklarla su tüketmek böbreklerin sağlıklı çalışması açısından çok daha faydalıdır. Bunun yanında işlenmiş, tuzlu ve aşırı protein içeren gıdaların tüketimi de sınırlandırılmalıdır” dedi.
‘BU BELİRTİLER VARSA VAKİT KAYBETMEYİN’
Böbrek taşı belirtilerine de değinen Çetinkaya, “Ani başlayan ve özellikle yan bölgede hissedilen şiddetli ağrı, bulantı ve kusma, idrarda kan görülmesi ya da ateş gibi belirtiler böbrek taşı ya da idrar yolu enfeksiyonunun habercisi olabilir. Bu tür şikayetler varsa vakit kaybetmeden bir acil servise başvurulmalı ve ardından mutlaka bir üroloji hekimi tarafından detaylı şekilde değerlendirilmelidir” dedi.
Hastaların büyük bölümünde küçük taşların kendiliğinden düşebildiğini belirten Çetinkaya, “Genellikle 4 milimetreye kadar olan taşlar uygun sıvı tüketimi ve medikal destekle kendiliğinden düşebilir. Ancak 4 milimetreden büyük ve düşmeyen taşlarda müdahale gerekebiliyor. Bu gibi durumlarda günümüzde en sık başvurduğumuz yöntem endoskopik girişimlerdir. İdrar kanalından doğal yollarla girilerek lazer enerjisi yardımıyla taş kırma işlemleri başarıyla uygulanabiliyor” şeklinde konuştu.
‘BÖBREK HASTALIKLARI DÜNYA GENELİNDE ARTIYOR’
Böbrek hastalıklarının dünya genelinde ölüm nedenleri arasında 10. sırada yer aldığını ve bu oranın her geçen yıl arttığını belirten Çetinkaya, “Böbreklerimiz günde yaklaşık 50 kez kanı süzüyor ve dakikada ortalama 1,2 litre kanı temizleme kapasitesine sahip. Vücudumuz için adeta bir arıtma sistemi gibi çalışıyorlar. Hatta böbrek fonksiyonlarının yalnızca yüzde 20’si bile sağlıklı şekilde çalışsa kişi yaşamını sürdürebilir. Bir böbrekle bile hayat mümkündür ancak önemli olan mevcut böbrek sağlığını korumaktır” ifadelerini kullandı.
RİSK GRUBUNDAKİLERE UYARI
Özellikle diyabet, obezite ve hipertansiyon hastaları ile ailesinde böbrek hastalığı öyküsü bulunan bireylerin yüksek risk grubunda olduğunu belirten Çetinkaya, “Bu kişiler herhangi bir şikayetleri olmasa bile düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemelidir. Basit bir kan ve idrar testiyle böbrek hastalıklarını erken dönemde teşhis etmek mümkündür. Erken teşhis sayesinde hastalığın ilerlemesi büyük ölçüde yavaşlatılabilir ve yaşam kalitesi korunabilir” diye konuştu.