Sevgililer Günü, her yıl 14 Şubat’ta aşk ve sevginin simgesi olarak kutlanırken, bireyler üzerinde psikolojik ve ekonomik etkiler de yaratabiliyor. Uzmanlar, bu özel günün romantik yönünün yanı sıra özellikle yalnız hisseden ve ekonomik zorluk yaşayan kişiler için duygusal olarak daha hassas bir sürece dönüşebildiğine dikkat çekiyor.
Uzman Psikolog Anıl Yıldız, 14 Şubat’ın sanıldığı gibi yeni duygular üretmediğini belirterek, “Sevgililer Günü birçok insan için romantizmin ve yakınlığın sembolü olarak görülüyor. Ancak bu gün, ekonomik zorluk yaşayan ya da kendini yalnız hisseden kişiler için duygusal açıdan daha hassas bir hale gelebiliyor. Bir psikolog olarak şunu söyleyebilirim ki özel günler yeni duygular yaratmaz, zaten var olan duyguları büyütür ve daha görünür hale getirir” dedi.

‘TÜKETİM BASKISI PSİKOLOJİK YÜK OLUŞTURUYOR’
Sevgililer Günü’nün yoğun bir tüketim mesajı taşıdığına dikkat çeken Yıldız, bu durumun bireylerde yetersizlik hissini tetikleyebileceğini ifade ederek, “Reklamlar, kampanyalar, sosyal medya paylaşımları ve vitrinler bu günü hediyelerle, pahalı akşam yemekleriyle ve büyük jestlerle sunuyor. Bu atmosfer, ekonomik olarak zorlanan kişilerde ‘yetersizlik’ hissini artırabiliyor. Kişi, sevgisini gösterebilmenin maddi imkanlarla eşdeğer olduğu yanılgısına kapılabiliyor” diye konuştu.
Bu düşüncenin zamanla daha derin bir iç konuşmaya dönüştüğünü vurgulayan Yıldız, “‘Seviyorsam bir şey yapmalıyım ama bunu karşılayamıyorum’ düşüncesi, zamanla ‘demek ki yeterince iyi değilim’ gibi incitici bir algıya dönüşebiliyor. Oysa sevgi, maddi göstergelerle ölçülen bir değer değildir” ifadelerini kullandı.
‘YALNIZLIK SOSYAL MEDYADA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELİYOR’
Yalnız bireyler açısından Sevgililer Günü’nün ayrı bir psikolojik baskı oluşturduğunu dile getiren Yıldız, “Yalnız olan kişiler için mesele çoğu zaman yalnızlık değil, bu yalnızlığın görünür hale gelmesidir. Sosyal medyada paylaşılan çift fotoğrafları, romantik sürprizler ve kusursuz ilişki görüntüleri, kişide yoğun bir kıyaslama duygusu yaratır” dedi.
Bu kıyaslamaların gerçeği yansıtmadığına dikkat çeken Yıldız, “İnsan zihni kendini başkalarıyla karşılaştırmaya yatkındır. Ancak bu karşılaştırmalar genellikle hayatın tamamına değil, seçilmiş ve parlatılmış anlara dayanır. Buna rağmen kişi, ‘herkes mutlu, bir tek ben yalnızım’ ya da ‘bende bir eksiklik var’ gibi genelleyici sonuçlara varabilir” diye konuştu.
‘EKONOMİK ZORLUK VE YALNIZLIK BİRLEŞİNCE ETKİ ARTIYOR’
Hem yalnız hem de ekonomik olarak zorlanan kişilerde duygusal etkinin daha yoğun hissedilebildiğini söyleyen Yıldız, “Kişi bir yandan romantik bir ilişkiye sahip olmamanın, diğer yandan maddi yetersizliğin baskısını yaşayabilir. Bu durum değersizlik duygusunu besleyebilir. Ancak ekonomik koşullar ya da ilişki durumu, kişinin öz değerini belirlemez” dedi.
‘SEVGİ BİR GÜNE SIĞMAZ’
Psikolojik açıdan daha sağlıklı yaklaşımın, Sevgililer Günü’nü bir değer ölçütü haline getirmemek olduğunu vurgulayan Yıldız, “Sevgi bir güne sığmaz. Ekonomik güç, insanın duygusal değerini belirlemez. Yalnız olmak, değersiz olmak anlamına gelmez. Sosyal medyada görülenler hayatın tamamını yansıtmaz” ifadelerini kullandı.
Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı: “14 Şubat gibi özel günler, bazı kişilerde yetersizlik, değersizlik ya da dışlanmışlık duygularını geçici olarak artırabilir. Ancak bu etki günün kendisinden çok, kişinin o anki yaşam koşulları ve içsel değerlendirme biçimiyle ilgilidir. Özel günler duygularımızı yaratmaz; sadece var olanı daha görünür kılar. Asıl önemli olan, kişinin kendi değerini dış koşullardan bağımsız olarak tanımlayabilmesidir” dedi.





