Antalya Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı (ANTÇEV), şair ve yazar Şükrü Erbaş’ı edebiyatseverlerle buluşturdu. ANTÇEV Başkanı Figen Bostancı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda Erbaş, şiirin nasıl doğduğunu, bir şiirin oluşum sürecinde şairin üstlendiği sorumluluğu ve edebiyat eserlerinin kendine özgü yapısını anlattı. Kendi şiirlerinden ve edebî eserlerinden bölümlerin de seslendirildiği söyleşide katılımcılar, Erbaş’ın şiir ve edebiyat üzerine değerlendirmelerini dinledi.

“ÜLKEMİZİN EN ÜRETKEN ŞAİRLERİNDEN”
Şükrü Erbaş’ı ANTÇEV’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Figen Bostancı, şaire ulaşmanın yoğun programı nedeniyle kolay olmadığını söyledi. Erbaş’ın Türkiye’nin farklı kentlerinde düzenlenen etkinliklere katıldığını belirten Bostancı, “Kişisel olarak çok istediğim bir şeydi. Çok istiyordum ama bir türlü Şükrü Bey’i yakalamak mümkün değildi. Çünkü her gün bir yerde, her gün bir etkinlikte. Bir gün Ağrı’da, bir gün Amasya’da, bir gün Kastamonu’da böyle geziyor” dedi. Erbaş’ın şiir dünyasındaki yerine ilişkin düşüncelerini de paylaşan Bostancı, “Benim için ve çoğu insan için, aramızda şairler de var, ne olur kusura bakmasınlar, ama ülkemizin yaşayan en büyük ve en üretken şairi. Bana göre öyle” ifadelerini kullandı.



“ŞİİRİN NASIL DOĞDUĞU AÇIKLANAMAZ”
Şiirin ortaya çıkış sürecini anlatan Şükrü Erbaş, şiirin doğuşunun yalnızca akıl yoluyla açıklanamayacağını belirtti. Şiirin ilk dizelerinin nasıl ortaya çıktığı kadar, sonrasında verilen emeğin de önemli olduğunu vurgulayan Erbaş, “Shakespeare’in şiiri de tıpkı Mozart’ın müziği gibi ya da Mozart’ın müziği de tıpkı Shakespeare’in şiiri gibi doğuşu açıklanamayan bir şeydir. Bir şiirin nasıl doğduğunu bize yerli aklıyla hiç kimse açıklayamaz, şairin kendisi dahi” diye konuştu. Şiirin ilk dizelerinin ortaya çıkmasının ardından şair için yeni bir sürecin başladığını ifade eden Erbaş, “İlk dizeler geldikten sonra da işiniz başka bir cehennem başlar, bir yapı kuracaksınız” dedi.



“ŞİİR BİR MİMARİ YAPIDIR”
Şiirin yalnızca kâğıt üzerinde sıralanan dizelerden ibaret olmadığını belirten Erbaş, bir eserin oluşumunda anlam, ses, uyak ve ritmin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Şiiri mimariye benzeten Erbaş, “Şiir bir mimari, şu yapı gibi bir mimari yapıdır; eni, boyu, yüksekliği, derinliği olan bir yapıdır. Bu yapının kusursuz olması lazım” ifadelerini kullandı. Şiirde dilin farklı unsurlarının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini dile getiren Erbaş, dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün ses ve anlam ilişkisine yönelik yaklaşımına değindi. Erbaş, “Düzenlediğiniz bir kuyumcu terazisi duyarlılığıyla, titizliğiyle anlamı düzenleyeceksiniz. Şiirin sesini düzenleyeceksiniz. Uyak yapısını düzenleyeceksiniz. Bunların hepsinin ötesinde ritmi düzenleyeceksiniz” diye konuştu.

“ŞİİR ŞAİRİN PARMAK İZİDİR”
Şiirin kişiye özgü bir üretim olduğunu ve her şairin kendine ait bir dünyası bulunduğunu vurgulayan Erbaş, edebî eserlerin tamamlanma sürecinde de bu özgünlüğün korunması gerektiğini söyledi. Bir başkasının yarım kalan bir eseri aynı biçimde tamamlamasının mümkün olmadığını belirten Erbaş, “Şiir, parmak izidir, bu biriciktir. 8 milyar parmak izi varsa 8 milyar şair var demektir. 8 milyar şiir ya da müzik ya da resim var demektir” ifadelerini kullandı.



Yarım kalan eserlerin başka kişiler tarafından tamamlanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erbaş, “Hiçbirimiz, hiç kimsenin yarım kalmış bir şiirini ya da yazısını tamamlayabilecek bir yapıya sahip değildir. Bunu yapabilecek yeryüzünde insan yoktur” dedi. Her eserin onu ortaya çıkaran kişinin kendine özgü dünyasını taşıdığını belirten şair, yazma sürecinin kişisel niteliğine dikkat çekti.

“YAZMAYI KENDİ İSTEĞİMLE BIRAKMAK İSTİYORUM”
Uzun yıllardır şiir ve edebiyat alanında üretimlerini sürdüren Erbaş, yazmayı bırakma düşüncesini de katılımcılarla paylaştı. 1978 yılından bu yana dergi ve kitap yayımladığını, bugüne kadar 31 kitabının çıktığını belirten şair, yeni kitabının kasım ayının ortalarında ya da sonlarında yayımlanmasının planlandığını söyledi.



Yazmayı kendi iradesiyle sonlandırmak istediğini dile getiren Erbaş, “Şiiri iradi olarak bitireyim diye kendi kendime 10 yıldır, 15 yıldır sayıklıyorum. Yani bitirmeyi ölüme bırakmayın. Ben iradi olarak bir yerde yazmayı keseyim, masamda yarım kalmış tek bir şiir, tek bir yazı olmasın istiyorum” diye konuştu.
Yazmayı bırakma düşüncesini daha önce yazılı olarak da paylaştığını anlatan Erbaş, buna rağmen üretmeye devam ettiğini belirtti. Şair, edebiyat yolculuğunda yazma eylemini ne zaman sonlandıracağına ilişkin düşüncelerini paylaşarak söyleşide edebiyatın yalnızca üretmekten değil, eserin sorumluluğunu üstlenmekten de geçtiğine dikkat çekti.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER SESLENDİRİLDİ
Program boyunca Şükrü Erbaş’ın şiir ve edebiyat üzerine değerlendirmelerinin yanı sıra kendi şiirlerinden ve edebî eserlerinden bölümler de seslendirildi. İnsan acısı, yalnızlık, sevgi ve toplumsal duyarlılık gibi temaları işleyen Erbaş, lirik anlatımıyla Türk şiirinde kendine özgü bir yer edindi. Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü mezunu olan şair ve yazar, şiirlerinin yanı sıra denemeleriyle de edebiyat dünyasındaki üretimini sürdürüyor.

Muhabir: AYŞE OKAN SARICA