Beden algısının bireyin ruh sağlığı üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çeken uzmanlar, kilo fazlalığı ya da kilo düşüklüğünün yalnızca fiziksel bir durum olmadığını; özgüven kaybı, sosyal hayattan uzaklaşma ve psikolojik sorunlar gibi pek çok olumsuz etkiyi beraberinde getirebildiğini vurguluyor.

ÖZGÜVEN KAYBI VE SOSYAL HAYATTAN UZAKLAŞMA
Kilo fazlalığının en belirgin psikolojik sonuçlarından birinin özgüven kaybı olduğunu dile getiren Yıldız, “Kilo konusu, düşündüğümüzden çok daha fazla şekilde insanların psikolojisini etkiliyor. Çünkü kilo sadece bedeni ilgilendiren bir durum değildir. Aynı zamanda insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi, kendine bakışını, özgüvenini ve sosyal hayatını da doğrudan etkileyebiliyor” dedi.

Kilo fazlalığının günlük yaşamda yarattığı baskıya dikkat çeken Yıldız, “Ayna karşısında kendini beğenmemek, kıyafet seçerken sürekli zorlanmak ya da ‘insanlar bana bakıyor mu’ düşüncesiyle yaşamak zamanla kişiyi içe kapanmaya itebiliyor. Bazı insanlar toplum içinde yemek yemekten utanıyor, bazıları fotoğraf çektirmek istemiyor, bazıları ise sosyal ortamlardan tamamen uzaklaşıyor. Bu geri çekilme hali yalnızlık hissini artırıyor ve süreç kaygı bozukluğu, mutsuzluk hatta depresyona kadar ilerleyebiliyor” diye konuştu.

DİYET DÖNGÜSÜ PSİKOLOJİK YÜK OLUŞTURUYOR
Sürekli diyet yapıp bırakmanın ruhsal etkilerine de değinen Yıldız, bu durumun kişinin kendine bakışını olumsuz etkilediğini belirterek, “Sürekli başlayıp yarım bırakılan diyetler, kişide ‘ben iradesizim, başaramıyorum’ düşüncesini güçlendiriyor. Bu düşünce zamanla kişinin kendisine duyduğu saygıyı zedeliyor ve değersizlik hissini besleyebiliyor” ifadelerini kullandı.

‘KİLO DÜŞÜKLÜĞÜ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’
Kilo düşüklüğünün çoğu zaman hafife alındığını ancak psikolojik etkilerinin oldukça önemli olduğunu söyleyen Yıldız, “Kilo düşüklüğü genelde ciddi bir sorun gibi görülmez ama psikolojik etkileri en az kilo fazlalığı kadar derindir. Çok zayıf kişiler sık sık ‘hasta mısın’, ‘hiç mi yemiyorsun’ gibi yorumlara maruz kalabiliyor. Bu söylemler kişide eksiklik, yetersizlik ve güçsüzlük duygularını tetikleyebiliyor” dedi.
Bu durumun sosyal hayata da yansıdığını belirten Yıldız, “Bazı insanlar vücutlarını gizlemeye çalışıyor, kalabalık ortamlarda rahatsız hissediyor ya da sürekli kendilerini açıklamak zorunda kalıyor. İnce olmanın idealize edildiği bir dünyada bile aşırı zayıflık, beden algısı bozukluğu ve özgüven sorunlarına yol açabiliyor” diye konuştu.

ORTAK SORUN: BEDENLE BARIŞAMAMAK
Her iki durumda da temel sorunun beden algısı olduğuna dikkat çeken Yıldız, “İster kilo fazlalığı ister kilo düşüklüğü olsun, ortak nokta kişinin bedenini olduğu gibi kabul etmekte zorlanmasıdır. Kişi bedeninden memnun olmadığında bu durum düşüncelerine, duygularına ve davranışlarına yansır. Sürekli kendini başkalarıyla kıyaslamak, ‘keşke şöyle olsaydım’ demek zamanla ciddi bir ruhsal yük oluşturur” dedi.
Kilonun tek başına bir değer ölçütü olmadığını vurgulayan Uzman Psikolog Anıl Yıldız, “Asıl sorun kilonun kendisi değil, kiloya yüklenen anlamdır. İnsan, kilosu ne olursa olsun değerli bir birey olduğunu içselleştirebildiğinde psikolojik olarak çok daha güçlü hale gelir” ifadelerini kullandı.

Sağlığın yalnızca tartıdaki rakamla ölçülemeyeceğine dikkat çeken Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı: “Elbette sağlıklı olmak önemlidir ancak sağlık sadece tartıda görülen sayıyla değerlendirilmez. Kendinle barışık olmak, bedenine saygı duymak ve kendi ihtiyaçlarını fark edebilmek, en az kilo kadar hatta bazen daha da önemlidir” dedi.

Muhabir: Ayşe Okan Sarıca