Antalya Ekspres Gazetesi'nden Fahrettin Hepkeskin'in kaleminden.

Röportaj konuğum Ece Arcan’a ‘Size hayvan hakları aktivisti mi diyeyim?’ diye sorduğumda aldığım yanıt ‘Hayır’ oldu. ‘Peki nasıl hitap edeyim?’ dediğimde ise cevabı şuydu; "Ben insanım, insan olduğum için de vicdan ve adalet duygularımın yüksek olduğuna inanıyorum. Ben sevmek sevilmek ve iyi geçinmek için rol yapma gereği duymayan insanlarla o sessiz canlara merhamet konusunda paylaşım ve destek arayışında yola çıkan bir insanım"

Ece 2

-Peki Ece Arcan kendisini nasıl tanımlar?

Kendimi bir aktivist olarak görmüyorum. Ben sadece vicdan ve adalet duygusunun insan olmanın doğal bir parçası olduğuna inanan biriyim. Hayvanlara yardım etmek benim için bir kimlik ya da unvan meselesi değil. Bir canın yardıma ihtiyacı varsa ve elimden bir şey geliyorsa, yapmaya çalışıyorum.

-Sizce merhamet nedir?

Merhamet, kime gösterileceğini hesaplayan bir duygu değildir. Güçsüz olana, sesi çıkmayana, kendini savunamayana yönelir. Bu yüzden hayvanlar merhametin en yalın hâlidir. Onlara yapılan iyilik çoğu zaman tamamen karşılıksızdır. Bir teşekkür ya da karşılık beklemezsiniz. Sadece onların daha iyi olmasını istersiniz.

-Sizce hayvan sevgisinin temelinde ne var?

Bence hayvan sevgisi bir başlangıç değil, bir sonuçtur. Temelinde empati vardır. Kendini başka bir canlının yerine koyabilmek vardır. Çünkü bir hayvana yıllarca emek vermek, onun sorumluluğunu almak ve hayatının zor dönemlerinde yanında olmak sadece sevgiyle açıklanamaz. Sabır, emek ve süreklilik gerektirir.

Ece 3

-Toplumda sıkça duyulan ‘Hayvanları sevenler insanları sevmez’ yargısına katılıyor musunuz?

Hayır, tam tersini düşünüyorum. Hayvanlara yönelen insanların büyük çoğunluğu aslında insanları da çok sevmiş, çok değer vermiş insanlardır. Sadece zamanla sevgilerini ve emeklerini doğru yere yönlendirmeyi öğrenmişlerdir.

-Yani hayvanlarla kurulan bağ bir kaçış değil mi?

Hayır. Bu insanlardan kaçmak değil, ilişkilerde sınır koymayı öğrenmektir. Hayvanlarla kurulan bağ daha nettir. Rol yapmazlar, manipüle etmezler, oldukları gibi davranırlar. Bu da insana güven duygusu verir.

Ece 4

-Peki sizde hayvanları sevme ve koruma duygusu nasıl oluştu?

Ben hayvan sevgisini ailemden aldım. Çocukluğum müstakil ve bahçeli bir evde geçti. Babam eve zaman zaman kirpi, tavşan, tavuk getirirdi ve onların bakım sorumluluğunu bana verirdi. Böylece hem hayvanlarla büyüdüm hem de sorumluluk almayı öğrendim.

-Hayatınızda hep hayvanlar mı vardı?

Evet. Hayvansız bir hayatım hiç olmadı. Yaşım ilerledikçe daha fazla cana yardım edebilme imkânım oldu. Bir yandan da hayvan düşmanlığı ve belediyelerin itlaf politikalarına karşı durmak beni mücadele etmeye daha da motive etti. Bu yolda benim gibi düşünen insanlarla dayanışma içinde olmak da bana güç verdi.

1001092338

-Sizi en çok etkileyen kurtarma hikâyeniz hangisi?

Aslında çok fazla var. Yardım ettiğim her can bende farklı izler bıraktı. Ama ikisi benim için çok özel. İlki Vefa Haydar.17 yıllık dostum Dobra'yı yaşlılığında bir an olsun yalnız bırakmadım. Onu kaybettikten sonra büyük bir boşluğa düştüm. Tam o dönemde bir haber sitesinde yardım çağrısı gördüm. Yaşlı, güçsüz, dev bir köpek yolun ortasına yatmış, adeta ölümü bekliyordu. Aynı akşam gidip onu aldım. Vefa Haydar her geçen gün biraz daha iyileşerek adeta mucizevi bir şekilde gençleşti. Onu yeniden ayağa kalkarken, güçlenirken ve hayata tutunurken görmek, yaşlılıktan kaybettiğim Dobra'nın acısını bir nebze olsun hafifletti. Çünkü ilk karşılaştığımızda yerinden kalkamayacak kadar güçsüz olan o köpek, kısa süre sonra bahçemde koşup oynamaya başlamıştı. Onun yeniden yaşama sevinci kazanmasına tanıklık etmek benim için unutulmaz bir deneyimdi.

-Pakize'nin hikâyesi neydi?

Pakize nefes almakta zorlanıyordu. Gün boyunca halsiz yatıyor, göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Hareket etmekten bile çekiniyor gibiydi. İlk başta durumunun bu kadar ciddi olduğunu bilmiyorduk. Yapılan tetkikler sonucunda tüberküloz olduğu ortaya çıktı ve uzun bir tedavi süreci başladı. Hem duygusal hem de ekonomik olarak kolay bir süreç değildi. Ancak vazgeçmedik. Dostlarımızın desteği ve veteriner hekimlerimizin çabasıyla tedavi süreci başarıyla devam ediyor. Her geçen gün daha iyi olduğunu görmek bütün yorgunluğa değiyor.

Ece 5

-Şu anda hayatınızı paylaşan sessiz canlara nasıl sesleniyorsunuz?

Görme engelli alakargam Aşkım, onun arkadaşı olan karga ise Atlas, köpeklerim Tarçın, Kayra, Nova ve Vera. Kedilerimin isimlerini saymaya kalksam sayfalar sürer. Çünkü sadece evimde yaşayanların değil, mahalledeki her canın da benim için bir ismi vardır. Ama ağır yaralı, ciddi sağlık sorunları yaşamış ve hayata yeniden tutunmuş birkaçını saymam gerekirse; Venüs, Odin, Hades, Zeus, Mira, Badem, Patik, Âdem, Panda, Zeliş, Havuç ve Şurup ilk aklıma gelenler olur. Her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir mücadelesi ve ayrı bir kurtuluş öyküsü var.

-Kendinizi ‘Ben barınak değilim’ diye tanımlıyorsunuz. Peki nesiniz siz?

Çünkü gerçekten bir barınak değilim. Kurumsal bir yapım, çalışanlarım ya da düzenli bir bütçem yok. Ama karşıma çıkan canlar düşünülürse, gücüm yettiğince tek kişilik bir rehabilitasyon merkezi gibi çalıştığımı söyleyebilirim. Tabi destek olmak isteyenlere de hayır demiyorum. Yaralılar, yaşlılar, terk edilenler, tedaviye ihtiyacı olanlar. Yolum bir şekilde onlarla kesişiyor ve elimden geldiğince onları yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyorum. Bazıları tedavi olup sağlığına kavuşuyor, bazıları ömürlük ailem oluyor, bazıları ise sahiplendirilerek yeni hayatlarına başlıyor. Benim hikâyem biraz da onların hikâyesi aslında.

Ece 7

-Son olarak, bir insanı tanımak için hangi soruyu sormalıyız?

Ben bir insana hangi arabayı kullandığını, ne kadar para kazandığını ya da hangi görüşü savunduğunu sormam. Bir hayvana nasıl davrandığına bakarım. Çünkü kendini savunamayan bir canlıya gösterilen tavır, insanın karakterini en çıplak hâliyle ortaya koyar. Bir insanın merhamet kapasitesini anlamak istiyorsanız, çoğu zaman buna bakmanız yeterlidir.

Ece 6

Kaynak: ANTALYA EKSPRES GAZETESİ