Bir gün gelecek; bütün insanlar aynı dili konuşacak, çünkü iletişim bunu gerektirecek,
Bir gün gelecek bütün insanlar birbirine benzeyecek, çünkü baskın genler çekinik genleri bastıracak,
Bunlar benim ütopik öngörülerim. Ancak teknolojik gelişmeleri gördükçe ütopyalarımın bile değiştiğini görmekten ve buna şaşırmaktan keyif alıyorum. Çünkü sanat da değişecek.
Sanatın hayatımızın içinde olabilmesi için öncelikle sanata dair organizasyonların devamlılığının olması, sanatın anlatılması, gösterilmesi, neyin nasıl ifade edildiğinin takip edilmesi, sanat misyonunun güçlenmesi gerekmektedir. Sanat fuarları da bu görevi üstlenen, özellikle yapıldığı şehirdeki en büyük sanat organizasyonlarındandır.
Fuarları bienallerden ayıran en önemli faktör; fuarların daha çok ticari amaca odaklanmasıdır. Bunun yansıması özellikle galerilerin bir araya geldiği, birçok sanatçının katılımcı olduğu, satışa yönelik organizasyonlar olmasıdır. Sonuç olarak bienallerde görülen ve bienallerin yapım amacı olan yenilikler fuarlarda çok fazla görülmez. Özellikle satılamayan çalışmalar bienallerin içeriğidir. Satılamayan çalışma nedir? Performans, yerleştirme, dijital vs... Peki bu satılamayanlar neden yapılır? Sanatın etkisini göstermek için.Bu etki çağdaş sanat ile, çağın teknolojilerinin kullanılması ile mümkündür.
Teknoloji devreye girdiğinde akan sular duruyor. Çünkü teknoloji akademik sanat eğitiminin çok ötesinde. Güzel sanatlar fakültelerinin müfredatı kuruluşundan itibaren çokfazla değişmedi. Temel sanat eğitiminin yanısıra özellikle heykel bölümünde verilen döküm teknikleri günümüz teknolojisinin çok gerisinde. Emeğin kıymetli olması el işçiliğinin de kıymeti anlamına gelmekle beraber, günümüzde el ile yapılabilen her şey teknoloji ile ve insansız da yapılabiliyor.
Teknoloji bu kadar ilerlemiş, yapay zeka, robot, kodlama güncel olmuşken yine de emeğe sahip çıkılması insanların masumluklarının kendilerine anlatılması olarak nereye kadar var olabilir? Sanatçının teknolojinin gerisinde kalması bu açıdan bakıldığında çağa kendisini anlatamaması olarak yansıyacak ve seyirci ile çağdaş olmayacaktır. Gelecek ile ilgili kehanetlerde 'bunu yapan o kadar çok emek verdi ki, kör oldu' söylemleri binbir gece masallarından bir sahne olarak kalacak. Herşey değişiyor. Sergileme yöntemleri çağa ayak uydurmak adına aynı eser üzerinde dijital oynamalar, üç boyutlu gösterimler, planetoryum benzeri salonlar kullanılarak geliştirilmeye çalışılıyor. Ancak çağımız teknolojisi bunun çok ilerisinde. Sanat için teknoloji; pazarlama, marketing yöntemi olarak kullanılmamalı, bizzat üretilen eserler çağın teknolojileri kullanılarak çağın aynası olmalı.
Bu aşamada karşımıza güzel sanatlar fakültesi mezunu olmayan sanatçıları çıkarıyor. Çünkü teknoloji ister istemez matematik, fizik, bilgisayar, simülasyon, yazılım, kodlama vs. gerektiriyor. Bu da sanatçı kimliğini öteleyip sanatın tasarımcı ayağını güçlendiriyor. Çünkü tasarım artık sanatçının vaz geçilmezi, çok yönlü görmenin, düşünmenin, anlatmanın yeni yolu.
Biz çocukken ne kadar masumduk, sokaklarda oynardık, koşardık, düşerdik, bayramlarda el öpmeye gider şeker toplardık dediğimizde çocuklar artık ne kadar enteresan bunu hemen kodlamalı ve çocuklarımıza yaşatmalıyız diyecekler. Teknolojinin zararları konusundaki fetvalar, teknolojik olarak anlatılırken algı yönetimi kodlanarak yapılacak, ikna ve manipülasyon yöntemleri ve beraberinde pazarlama teknikleri değişecek. Ve bununla beraber bir çok şey değişecek, değişecek, değişecek…
Bunlar olurken fuarlarda birçok galeri ve sanatçılar yapılan eserleri sergi düzeninde asarak ziyaretçilere sanatın gerekliliği ve sanatın neler anlattığı ile ilgili paylaşımlarda bulunacak. Fuarlar güzeldir, gereklidir, sanat ortamlarıdır, seyircinin yenilikleri gördüğü, sanatçının kendini tarttığı alanlardır. Umarım teknolojiye de ayak uydurur.