Gazeteci arkadaşım Bülent Ecevit'in 'Kardelen' konusundaki haberlerine ilk başladığı 1980'li yıllardan tanığım. 1984 ya da 85 yılıydı. Dünya Gazetesi Antalya Temsilcisi olarak işe başladım. Bir süre Orhan Şenoğlu arkadaşımın şimdiki kapalı yol üzerindeki 'Şenoğlu Müzik' kasetçi dükkanından idare ettim. Telefonla haber yazdırırken İstanbul'a, müziği kapatırlardı.
Sonra, şimdi yerinde yeller esen Vakıf İşhanı'nın 4. katında kirası uygun tek oda bir büro buldum. Sevgi ve saygıyla andığım patronum Nezih Demirkent'in onayıyla taşındım.
İşte o günlerde de Bülent Ecevit, Cumhuriyet'in temsilcisi olmuştu. Ama bürosu yoktu. Yine Nezih Ağabey'in onayıyla Bülent'e de bir masa verdik. Daha sonra kendi bürolarını tuttular.
Kardelen ve Doğa Sevdası Yazılar...

İlk baskısı 2012 yılında yapılan kitabın kapak tasarımını yapan ve önsözü yazan şimdi bu dünyada olmayan sevgili Fikret Otyam Ağabeyim şöyle diyor: «Ecevit bütün gücüyle kızının adı Kardelen'in ardına düştü, günler, haftalar, aylar... Ve doğanın... Tüm doğacıların yanında dertlerini, dileklerini dinler oldu, Antalya dağlarında, bayırlarında ve dahi Burdur'un ve nice yerlerin. En güzeli aranır oldu, bu ne keremdir bilir misisiniz? Gazeteyi alır almaz 'Ecevit Yollarda'nın sayfalarını çevirir olduk, bunun adı tiryakiliktir.'
Bana bu yazıyı yazdıran da arşivimi karıştırırken bulduğum bir fotoğraf oldu.

Sonra, 2017 Ocak ayında Bülent'in imzalayıp verdiği 'Kardelen ve Doğa Sevdası Yazılar' kitabının ilk okuduğumda altını çizdiğim satırları bir daha okudum...
Kardelenler yasak olmasına karşın kaçak olarak sökülüyor, çiçek soğanı ihracatçısı firmalar tarafından yurtdışına satılıyordu. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. İbrahim Baktır'a göre Türkiye'den başka, dünyanın hiçbir yerinde yetişmeyen kardelenleri kaçak söküp satmak doğaya ihanetti.
'Önemli bir ihracat ürünüydü kardelen ve diğer doğal çiçek soğanları. Hem köylüler, hem aracı tüccarlar hem de ihracatçıların gözbebeğiydi. Resmi rakamlar korkunç derecede ürkütücüydü. 1986-87 sezonunda yalnızca Hollanda'ya 35 milyon adet kardelen soğanı, 30 milyon adet dolaylarında da diğer çiçek soğanlarından ihraç ediliyordu.'
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) öncülüğünde Doğal Hayatı koruma Derneği Proje Sorumlusu Sema Atay'ın öncülüğünde Torosların zirvesinde Karaman'a bağlı Sarıveliler ilçesinin Dumlugöze Köyü'nde ilk kez 1992 yılında üretimi teşvik için kardelen soğanı dağıtılır.
Köylüyü ekime ikna etmek de Dumlugöze'nin Gülbaz Ebe'sine düşer. Bir köyün hayatını değiştiren Gülbaz Ebe, ilk başta gönüllü yaptığı 10 köylüye şöyle der:
'Eğer kardelen şu evlerimizin önündeki boş toprakta yetişmezse ben kefilim, hepinize dağ başlarında topladığınız kadar para ödeyeceğim.'
Ve böylece 10 gönüllü ilk kazmayı vurarak kardelen soğanlarını ekmeye başlarlar.
1996 yılında bir şenlikle ilk kardelenler toplanır.
Bülent arkadaşımızın davetiyle bir grup gazetecinin katıldığı Dumlugöze Kardelen Çiçeği Şenliği'nde ben de vardım.
Dumlugözeli iki müzisyenin fotoğrafı o şenlikten kalma.
Kardelenler kurtuldu kaçak sökümden. Şimdilerde Torosların köylerinde kardelen hasadı şenlikleri yapılır oldu.
'Umudun çiçeğiydi o. Durup durup karların içinden çıkan deli bir çiçek değildi o sadece.'
Arkadaşım Bülent Ecevit'in 160 sayfalık kitabında sadece kardelenlerin öyküsü yok, 'Ecevit Yollarda'dan kalma, kısa kısa insan portreleri, doğa betimlemeleri, siyah beyaz fotoğraflar ve onların öyküleri var...