KÜLTÜR - SANAT

Tuvalden sızan Rus ruhu: Rus Devlet Müzesi ve Şato’nun gizemleri

Griboyedov Kanalı’nın cıvıl cıvıl enerjisinden bilet gişelerindeki dil duvarına, İvan Şişkin’in devasa ormanlarından suikastların gölgesindeki tarihi şatolara uzanan bir sanat serüveni

Esra Yağcı’dan St. Petersburg ve Vyborg seyahat günlüğü (3)

MİHAYLOVSKİ Bahçesi’nin asırlık ağaçları altında kahvemi yudumlarken St. Petersburg’un sadece edebiyatın değil, plastik sanatların da kalbi olduğunu fısıldayan o devasa saray duvarları beni çağırıyordu: Rus Devlet Müzesi. St. Petersburg’daki bu ikinci seyahatimde, kalacağım yeri değiştirip kalan günler için kiraladığımız eve yerleştikten hemen sonra ilk işim bu muazzam sanat vahhasına doğru yola çıkmak oldu. Ek bina olan Benois Wing’in hemen önündeki Griboyedov Kanalı caddesinde yürürken şehrin o büyüleyici ritmi tüm neşesiyle etrafımı sarmıştı. Hemen yanı başımızda yükselen Kanlı Kilise’nin (Kurtarıcı İsa’nın Dirilişi Kilisesi) o ihtişamlı, rengarenk masalsı kubbeleri kanaldan yansıyan ışıkla parlıyor, caddede dizilen seyyar satıcılar turistlere özgün St. Petersburg hatıralıkları satıyordu. Müzenin hemen giriş kapısının önünde ise yaşları henüz 12-13 görünen bir grup Rus çocuğun, etraftaki kalabalığın alkışları eşliğinde yaptıkları breakdans gösterisi ve topladıkları harçlıklar, bu tarihi atmosfere bambaşka, modern bir enerji katıyordu. Ancak bu neşeli karşılama, müze kapısından içeri adım attığım an yerini St. Petersburg’un o meşhur bürokratik ve dil bariyerli yüzüne bırakacaktı.

GİŞEDEKİ USANÇ VE GENÇ KUŞAĞIN SICAK ÇEVİRİSİ

Müzelerde gezi planı yaparken en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri bilet türleri. Rusya’daki büyük müzelerde genellikle belirli bir süreli sergi alanı ile geniş, kalıcı ana alanlar için farklı ücretlendirmeler uygulanır. Eğer her yeri eksiksiz görmek istiyorsanız gişede ısrarla tam kapsamlı bilet istediğinizi belirtmeniz gerekir; aksi halde salonlar arası geçişte görevliler biletinizin uygun olmadığını söyleyip sizi geri çevirir. Gişedeki görevli kadına tüm alanları gezmek istediğimi anlatmaya çalışsam da o bana ısrarla Rusça yanıt vermeye devam etti. İletişim kurabilmek için telefonumdan çeviri uygulamasını açtığımda ise kadının yüzünde beliren o usanç dolu ifadeyi unutamıyorum; uygulamanın çevirmesini beklemek yerine doğrudan başını çevirdi. Sıramı arkadakilere devredip bu kez telefonun ekranına en net Rusça ifadeyle "Tüm alanları kapsayan bilet" yazarak tekrar gösterdim. Kadın yine tek kelime etmeden, bıkkın bir tavırla oflayarak bilet fiyatını söyledi ve ödemeyi aldı.

Tam 1200 Ruble ödemiştim. Aslında bu yüksek tutarın nedeni, yabancı ziyaretçiler için uygulanan ‘Süreli Blok Sergi’ (Temporary Blockbuster Exhibition) tarifesiydi. Rusya genelindeki 18 farklı müzeden nadide eserlerin toplandığı bu devasa özel sergi için müze yönetimi ayrı bir fiyatlandırma yapmıştı. Ancak ilk salonu büyük bir hayranlıkla gezip ikinci bölüme geçmek istediğimde büyük bir sürprizle karşılaştım. Üst kata çıkan görkemli merdivenlerin önü tamamen kapatılmıştı. Kapanış saatine denk geldiğim için yukarı alanların ziyarete kapandığını o an fark ettim.

Müze içerisindeki restoran bölümüne yakın, ziyaretçilere bilgi veren genç çalışanların yanına gittim. Nereli olduğumu sorup Türk olduğumu öğrendiklerinde son derece sıcak davrandılar. Bana üst katların seyahat saatinin bittiğini, bu biletin sadece ilk katı kapsadığını ve ertesi gün aynı biletle devam edemeyeceğimi anlattılar. Rusya’da orta yaş ve üzeri kesim dil ve sıcakkanlılık konusunda mesafeli olsa da genç nesil hem iyi derecede yabancı dil biliyor hem de yardım etmek için can atıyor. Gençlere teşekkür ederek o gün için sadece giriş katında yer alan resim alanlarını gezmek üzere sergi salonuna yöneldim.

RUS ORMANININ DERİNLİKLERİNDEN AVANGARD BAHÇELERE

Giriş katında beni karşılayan sanat dünyası, yaşadığım tüm o bilet stresini bir anda unutturdu. İlk olarak Rus doğa ressamlığının en büyük dehası İvan Şişkin’in (1832-1898) ‘The Russian Forest’ (Rus Ormanı) adlı muazzam süreli sergisine adım attım. Şişkin’in fırçasından çıkan çam ağaçları, yapraklardan sızan gün ışığı ve sisli nehir kenarları o kadar gerçekçiydi ki tablolara bakarken burnunuza taze yosun ve çam kokusu geliyor gibi hissediyordunuz.

Hemen ardından Rus avangard hareketinin öncülerinden Pyotr Konçalovski’nin (1876-1956) ‘Garden in Bloom’ (Çiçek Açan Bahçe) sergisine geçtim. Şişkin’in realist ve dingin doğasının aksine Konçalovski’nin renk patlamalarıyla dolu, coşkulu ve modern tarzı büyüleyici bir kontrast oluşturuyordu. Bu iki dahi sanatçının eserleri arasında gezinirken Rus ruhunun doğaya ve renklere olan tutkusuna bir kez daha hayran kaldım.

HENDEKLERİN KORUYAMADIĞI BİR İMPARATOR: MİKHAİLOVSKY ŞATOSU

Aslında bu bilet ve dil probleminin bir benzerini bundan altı ay önceki kış seyahatimde de yaşamıştım. Rus Devlet Müzesi’nin ana yerleşkesine bağlı olan ve mimarisiyle göz kamaştıran ünlü Mikhailovsky Şatosu’nu (Mühendisler Şatosu) gezerken de aynı duvarlara çarpmıştım. Şatonun harika resim ve heykel sergileri arasında büyülenmiş bir şekilde ilerlerken bir kapıdan diğerine geçmek istediğimde 50-60 yaşlarında olduklarını tahmin ettiğim görevliler biletimi inceleyip geçemeyeceğimi söylemişlerdi. Çeviri uygulamalarına rağmen bir türlü anlaşamamıştık; sadece danışmadaki orta yaşlı bir kadın dört dili kusursuz konuşuyordu ama benim kendimi ifade edecek kadar olan basit İngilizcemle ek bilet alma talebime o da çare olamamıştı. Belki de yine ziyaret saati geçmişti ama o meşhur Rus aksanı ile benim basit cümlelerim birbiri içinde kaybolmuş, anlaşamamıştık.

O kış seyahatinde bilet krizine rağmen beni en çok büyüleyen şey şatonun bizzat kendisi ve barındırdığı trajik hikayeydi. Şato, Çar I. Pavel tarafından 18. yüzyılın hemen sonunda, kendisini suikastlardan koruması için adeta siber bir kale gibi inşa ettirilmişti. Dört bir tarafı derin hendeklerle, su kanallarıyla ve açılır kapanır köprülerle çevrili olan bu kale-saray, ne yazık ki imparatorun acı sonunu engelleyemedi. I. Pavel, büyük bir güvenlik paranoyasıyla yaptırdığı ve içine taşındıktan sadece kırk gün sonra, bizzat kendi yatak odasında soyluların düzenlediği kanlı bir saray darbesiyle boğularak öldürüldü. Bugün o hendeklerin arasından geçip şatoya girerken koridorlarda hala o ihanetin ve bitmeyen bir paranoyanın soğuk nefesini hissedebiliyorsunuz.

YARIDA KALAN RANDEVU

Rus Devlet Müzesi’nin ek binasındaki o muhteşem iki sergiyi bitirip dışarı çıktığımda, St. Petersburg’un batmayan güneşi caddeleri hala aydınlatıyordu. Gişedeki dil bariyeri, kapanan merdivenler ve altüst olan planlar yüzünden müzenin o dillere destan ana binasını ve üst katlardaki kalıcı koleksiyonları göremeden günü tamamlamak zorunda kalmıştım. Ancak içimde bir hayal kırıklığı yoktu; aksine, bu devasa müzenin beni içine çeken büyüleyici atmosferi, yarın buraya çok daha hazırlıklı ve kararlı bir şekilde geri dönmem gerektiğinin sinyallerini veriyordu.

Rus Devlet Müzesi’nin asıl kalbi olan ana binadaki görkemli salonlar, göz kamaştırıcı başyapıtlar ve o devasa saray koridorlarında attığım adımlar bir sonraki yazıda...