Esra Yağcı’dan St. Petersburg ve Vyborg seyahat günlüğü (1)

YAZ mevsiminin gelmesiyle birlikte kavurucu sıcakların ve Rus turistlerin Akdeniz’deki bir numaralı uğrak noktası olan Antalya’dan rotamı tam tersi bir istikamete, kuzeye çevirdim. Antalya’nın termometreleri zorlayan o tanıdık yaz akşamlarını geride bırakıp serin ve hiç kararmayan aydınlık gecelere doğru yola çıkmak, benim için bu sıcak mevsimde yakalanabilecek en güzel şanstı. Bundan yaklaşık altı ay önce, Aralık ayının o kendine has, beyaz örtülü kış atmosferinde Rusya’ya ilk adımımı atmıştım. Bir haftayı aşmayan o ilk seyahat, bu devasa kültürün kalbini tam anlamıyla keşfetmek için ne yazık ki yetersiz kalmıştı. Şehrin kış masalını andıran siluetinden ayrılırken içimde hep aynı özlem vardı: St. Petersburg’u bir de gökyüzünün geceyi unuttuğu o efsanevi günlerde görebilmek. İşte bu yüzden, kuzeyin çağrısına daha fazla kayıtsız kalamadım ve valizimi bu kez ‘Beyaz Geceler’e doğru yola çıkmak üzere yeniden hazırladım. Bu ikinci yolculuğumda rota, ilk seferin o büyüleyici eksenini genişleterek St. Petersburg’un ötesine, Rusya-Finlandiya sınırında yer alan ve Orta Çağ esintili tarihi dokusuyla büyüleyen Vyborg şehrine kadar uzandı. Neva Nehri kenarında gece yarısı güneşini izleme hayalini gerçekleştirmek, bu benzersiz coğrafyaya yeniden ayak basmak aslında günümüzde göz korkutucu vize süreçlerinden de tamamen uzaklaşmış durumda.

Esra Neva Nehri-1

KONSOLOSLUK SIRALARINI UNUTUN: 4 GÜNDE E-VİZE

İlk seyahatimin getirdiği deneyimle ve Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın uygulamaya koyduğu sistem sayesinde, konsolosluk kapılarında beklemek ya da haftalarca evrak toplamak zorunda kalmadım. Türk vatandaşları için vize sürecini tamamen dijitalleştiren tek girişli Birleşik Elektronik Vize (e-vize) sistemi, geleneksel vizelerdeki o meşhur tur operatörü onay belgesi (voucher) ya da resmi davetiye zorunluluğunu tamamen ortadan kaldırıyor. Süreç öylesine pratik işliyor ki resmi portal üzerinden oluşturduğunuz kişisel hesapla başvuru formunu İngilizce veya Rusça karakterlerle pasaport bilgilerinizle birebir eşleşecek şekilde doldurmanız yetiyor. Tabii seyahat bitişinden itibaren en az 6 ay geçerli ve iki sayfası boş olan bir bordo pasaportunuzun bulunması ilk ve en temel şart. Başvuruyu planlanan giriş tarihinden en erken 86 gün, en geç ise 4 takvim günü öncesine kadar yapabiliyorsunuz. Sisteme yüklemeniz gereken yalnızca iki dijital dosya var: Pasaportunuzun kimlik bilgilerini içeren veri sayfasının net bir taraması ve son 6 ay içinde çekilmiş, teknik şartlara uygun biyometrik bir fotoğraf. Formu onayladıktan sonra banka kartıyla online olarak gerçekleştireceğiniz vize ücreti ödemesinin ardından, hafta sonları ve resmi tatiller de dahil olmak üzere en geç 4 takvim günü içinde vizeniz sonuçlanarak e-vize onay belgeniz e-posta adresinize ulaşıyor. Dikkat edilmesi gereken en kritik nokta ise süre hesaplaması, e-vizenin toplam geçerliliği 120 gün olsa da bu süre zarfında Rusya sınırları içinde tek girişle en fazla 30 gün kalabiliyorsunuz. Giriş ve çıkış yaptığınız günler, saat kaç olursa olsun ayrı birer gün sayıldığından uçak biletlerini buna göre organize etmek önem taşıyor. Ülkeye giriş esnasında sınır polisinin talep etme ihtimaline karşı geçerli bir seyahat sağlık sigortası poliçesini yanınızda bulundurmak ve onay belgenizin çıktısını almak da bu dijital sürecin fiziki hazırlık parçaları.

Tüm bu hazırlıkların yanında, küçük ama hayat kurtaran bir detayı da hatırlatmakta fayda var. Yurtdışı çıkış harcınızı havalimanına gitmeden önce ödemeyi sakın unutmayın! Aksi takdirde benim gibi tam pasaport kontrol noktasında bunu hatırlar ve uçağa yetişme telaşıyla son dakikada internet bankacılığı üzerinden ödeme yapmaya çalışırken soğuk terler dökersiniz.

Pasaport-1

YAĞMURUN SESİ VE SLAV MİSAFİRPERVERLİĞİ

Gerekli tüm dijital adımları hızla tamamlayıp onay belgemi aldıktan sonra, içimdeki o ilk seyahatin yarım kalmış heyecanıyla kendimi yeniden St. Petersburg Pulkovo Havalimanı’nda buldum. Pasaport kontrolünden geçip şehre ilk adımımı attığım 24 Haziran günü, St. Petersburg beni Antalya’nın o bunaltıcı sıcağının tam aksine, yaklaşık 14 derecelik hafif serin bir hava ve tatlı bir yaz yağmuruyla karşıladı. Havalimanı çıkışında telefon operatörümün hemen internete bağlanmaması, araç bekleme alanında da havalimanının Wi-Fi ağına bir türlü ulaşamamam nedeniyle uygulama üzerinden taksi çağırmakta oldukça zorlandım. Tam o sırada imdadıma, bir yazılım firmasında çalışan ve iş gezisi için şehre gelen Rus bir genç yetişti. Yaşadığım sorunu paylaştığımda hiç tereddüt etmeden kendi telefonunun internetini açtı ve şifresini benimle paylaştı. Bununla da kalmayıp taksi gelene kadar bana eşlik etti ve beklediğimiz süre boyunca Rusya’da hayatımı kolaylaştıracak seyahat uygulamaları hakkında rehberlik yaptı. Dışarıdan mesafeli ve soğuk olarak bilinen Slavların, aslında bir kez iletişim kurduğunuzda ne kadar derin bir yardımseverlik ve samimiyet barındırdıklarını bu genç sayesinde bir kez daha deneyimlemiş oldum. Taksime bindiğimde, aracın camına vuran yağmur damlalarının sesi, yol boyunca uzanan o devasa, asil ve büyüleyici Çarlık dönemi mimarisiyle birleşti. Her köşesinden tarih fışkıran caddelerin, sarayların ve o karakteristik binaların arasından süzülürken kendimi bir gezi romanının sayfaları arasında ilerliyor gibi hissettim. Yağmurun yıkadığı sokaklar, gökyüzünün o meşhur sedefsi gri-mavi rengiyle birleşerek St. Petersburg’un melankolik ama bir o kadar da davetkar ruhunu önüme seriyordu.

Esra-Petersburg

HAYAL KIRIKLIĞI YARATAN YEMEK VE SMOLNY’NİN NEHİRDEKİ SİLUETİ

Otele varıp yerleştikten sonra, hem yol yorgunluğunu atmak hem de Rusya’da yerel halkın sıklıkla tercih ettiği o meşhur lezzetleri tatmak için soluğu bir Özbek restoranında aldım. Menüden tabii ki meşhur Özbek pilavını seçtim. Aslında bundan birkaç yıl önce bu pilavın orijinal tarifini bulup evde kendim pişirmiş, Rusya Federasyonu vatandaşı olan arkadaşlarıma ikram etmiştim ve onlar da lezzetini çok beğenmişlerdi. Belki de bu yüzden beklentim biraz yüksekti ancak restorandaki pilav ne yazık ki düşündüğüm kadar lezzetli çıkmadı ve beni hafif bir hayal kırıklığına uğrattı. Yine de çalışanların nezaketi ve gösterdikleri ilgi bu eksikliği telafi etti. Yemeğin ardından elimde dumanı tüten sıcak bir kahveyle kendimi St. Petersburg sokaklarına bıraktım. Akşam saatleri olmasına rağmen havanın hala gündüz gibi aydınlık olduğu o büyüleyici Beyaz Geceler atmosferinde, Neva Nehri kıyısına doğru yürüdüm. Göz alabildiğine uzanan nehrin yüzeyinde batmayan güneşin kızıllığı ve altın sarısı yansımaları süzülürken hemen arkada mavi-beyaz renkleriyle bir kuğu gibi yükselen muazzam Smolny Katedrali’nin manzarası belirdi. Katedralin nehir yüzeyine vuran o masalsı yansımasını izleyip kahvemden bir yudum alırken bu büyüleyici şehrin sokaklarında, müzelerinde ve sınırın tarihi şehri Vyborg’da keşfedeceğim anılarımı sabırsızlıkla bekliyordum.

Smolny Katedrali

St. Petersburg’un büyüleyici kanallarından Puşkin Kasabası’nın masalsı Katerina Sarayı’na; Puşkin ve Ahmatova’nın ruhunu yaşatan ev müzelerinden Vyborg’un Orta Çağ esintili sokaklarına uzanacak detaylar bir sonraki yazıda…

Muhabir: ESRA YAĞCI