Antalya’nın Kaş ilçesi açıklarında meydana gelen peş peşe depremler Antalya’da tedirginliğe neden oldu. AFAD ve Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi verilerine göre 6 Mart 2026 sabah saatlerinde Akdeniz açıklarında 3.5 ile 4.6 büyüklüğünde 10 ayrı deprem kaydedildi. AFAD verilerine göre bölgede son 26 yılda 2 bin 659, son 1 yılda ise 165 deprem meydana geldi.
‘DEPREMLER BU COĞRAFYANIN GERÇEĞİ’
Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Osman Uyanık, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olduğunu söyledi. Uyanık, “Ülkemiz, üzerinde yaşadığımız toprakların acı gerçeğiyle her an yüzleşmek zorunda olduğumuz bir coğrafyada bulunuyor. Depremler kader değildir ancak bu coğrafyanın bir gerçeğidir. Depremleri önleyemeyiz ama depremleri afete dönüştüren süreçleri durdurabiliriz” dedi.

‘BİLİMSEL VERİLER YAPILAŞMANIN TEMELİNİ OLUŞTURMALI’
Deprem riskinin azaltılmasında bilimin yol gösterici olması gerektiğini belirten Uyanık, 1-7 Mart Deprem Haftasında şehir planlamasında jeofizik çalışmaların önemine dikkat çekti. Uyanık, “Şehirlerimizin taban topoğrafyasının belirlenmesi, binaların temelinin oturduğu zeminin doğru analiz edilmesi hayati önem taşır. Jeofizik mühendisliği, deprem dalgalarını kullanarak zeminin nasıl davranacağını ve zemin-yapı etkileşimini ortaya koyar. Sağlam bir binanın bile uygun olmayan zeminde ayakta kalması mümkün değildir” diye konuştu.
‘ZEMİN DAVRANIŞI DEPREMDE BELİRLEYİCİ OLUYOR’
Zemin yapısının depremde oluşacak hasarı doğrudan etkilediğini vurgulayan Uyanık, “Bir ağacın sağlıklı büyümesi köklerinin tutunduğu toprağa bağlıysa, bir binanın deprem sırasında ayakta kalması da üzerine oturduğu zeminin davranışını bilmekle mümkündür. Yumuşak zeminler deprem dalgalarını büyütebilir ve hasarı artırabilir” ifadelerini kullandı.
Jeofizik mühendislerinin yeraltını görüntüleyerek zemin özelliklerini ortaya koyduğunu anlatan Uyanık, “Sismik dalgalar, elektrik akımları ve manyetik alanlar gibi yöntemlerle yeraltını analiz ederek deprem dalgalarının nerelerde daha fazla hasar oluşturabileceğini öngörebiliyoruz” dedi.

‘İMAR PLANLARINDA BİLİM ESAS ALINMALI’
İmara açılacak alanlarda kapsamlı jeofizik çalışmalar yapılması gerektiğini belirten Uyanık, “Makrobölgeleme ve mikrobölgeleme çalışmalarının zorunlu hale getirilmesi gerekiyor. Bu bölge konut için uygun değildir ya da belirli kat sınırlamasıyla yapılaşabilir gibi kararlar siyasi veya ekonomik kaygılarla değil, bilimsel verilerle verilmelidir. Jeofizik mühendislerinin ortaya koyduğu veriler şehir planlamasının temelini oluşturmalıdır” diye konuştu.
‘ESKİ BİNALAR HIZLI TARAMADAN GEÇİRİLMELİ’
Mevcut yapı stokunun da incelenmesi gerektiğini ifade eden Uyanık, “Öncelikle yaşlı binalar hızlı bir taramadan geçirilerek çürük veya yorgun yapılar belirlenmeli ve kentsel dönüşüm süreci hızlandırılmalıdır” dedi.
‘DEPREM ERKEN UYARI SİSTEMLERİ HAYATİ ÖNEME SAHİP’
Deprem erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Uyanık, “Depremin yıkıcı dalgaları gelmeden saniyeler önce daha hızlı hareket eden P dalgalarını algılayarak uyarı verebilen sistemler mevcut. Bu sistemlerin sanayi tesisleri, hastaneler ve ulaşım ağlarına entegre edilmesi can ve mal kaybını azaltmada büyük rol oynayacaktır” dedi.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerini hatırlatan Uyanık, “Yıkılan binaların enkazı altında sadece canlar değil, aynı zamanda bilime ve mühendisliğe olan güven de kaldı. Bu güveni yeniden tesis etmek zorundayız” diye konuştu.
Vatandaşlara da çağrıda bulunan Uyanık, “Yaşadığınız binanın yanı sıra altındaki zeminin de sağlamlığını sorgulayın. Jeofizik etüt raporlarının sadece bir bürokratik evrak olarak görülmesine izin vermeyin. Sağlam temel olmadan güvenli bir gelecek inşa edemeyiz” dedi.






