Algının yalnızca fizyolojik bir süreç olmadığını ifade eden Uzman Sosyolog Funda Alpaslan Talay, bireylerin olayları değerlendirirken içinde bulundukları sınıfsal, kültürel ve ideolojik yapıların etkisi altında hareket ettiğini söyledi. Toplumsal cinsiyet, sınıf, etnisite ve dini yapıların insanların dünyayı yorumlama biçimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Talay, sosyolojinin bu noktada önemli bir perspektif sunduğunu kaydetti.

İnsanların dünyayı yalnızca gözleriyle değil; yetiştikleri toplumsal yapı, kültürel kodlar ve bireysel deneyimleriyle algıladığını belirten Talay, “Gördüğümüz şey çoğu zaman gerçeğin kendisi değil, toplumsal formasyonumuzdan süzülen anlamdır” dedi.

‘HER BİREY DÜNYAYI KENDİ TOPLUMSAL GEÇMİŞİYLE OKUR’
Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün “habitus” kavramına değinen Talay, bireylerin düşünme ve algılama biçimlerinin içinde yetiştikleri çevre tarafından şekillendirildiğini belirtti. Talay, “Bir doğa manzarası bir yatırımcı için ekonomik kaynak, çiftçi için geçim alanı, çevre aktivisti için korunması gereken bir ekosistem olabilir. Aynı mekan farklı insanlar için tamamen farklı anlamlar taşır. Çünkü herkes dünyayı kendi toplumsal geçmişinin sınırları içinde okur” ifadelerini kullandı.

Talay

‘YOKSULLUK BİREYSEL DEĞİL YAPISAL BİR MESELE’
Algının sınıfsal farklılıklardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyleyen Talay, özellikle yoksulluk konusunda toplumda farklı bakış açıları oluştuğunu dile getirdi. Bazı bireylerin yoksulluğu kişisel başarısızlık olarak gördüğünü belirten Talay, sosyolojik açıdan bunun yapısal eşitsizliklerin sonucu olduğunu ifade etti. Talay, “Yoksulluk sadece bireysel çabayla açıklanamaz. Ekonomi politikaları, sosyal sermaye, eğitim imkanları ve toplumsal kurumlar bu sürecin temel belirleyicileridir. İnsanlar kendi sınıfsal konumlarına göre aynı olaya farklı anlamlar yükleyebiliyor” dedi.

‘ANLAMLAR TOPLUMSAL ETKİLEŞİMLE OLUŞUYOR’
George Herbert Mead’in simgesel etkileşim kuramına da değinen Talay, insanların anlamları toplumsal ilişkiler ve deneyimler aracılığıyla oluşturduğunu söyledi. Aynı kelimenin farklı bireylerde farklı çağrışımlar yaratabileceğini belirten Talay, “Bir kavram kimi için güven ve aidiyet hissi yaratırken, bir başkası için travmatik deneyimleri hatırlatabilir. Gerçeklik dediğimiz şey de bu nedenle sabit değil, toplumsal olarak sürekli yeniden üretilen bir yapı” diye konuştu.

‘EMPATİ TOPLUMSAL BARIŞIN ANAHTARI’
Toplumsal ilişkilerde empati ve anlayışın önemine dikkat çeken Talay, “Bireyler başkalarını yargılamadan önce kendi bakış açılarını sorgulaması gerekiyor. Hepimiz dünyayı kendi deneyimlerimizin ve öznelliklerimizin filtresinden görüyoruz. Bu farkındalıkla hareket etmek, daha kapsayıcı ilişkiler kurmanın ve toplumsal barışı güçlendirmenin en önemli yollarından biridir” dedi.

Gerçeklik kavramının sosyolojinin temel tartışma alanlarından biri olduğunu söyleyen Talay, toplumsal dönüşümün insanların olaylara bakış açısını değiştirmekle mümkün olacağını belirterek, “Bir toplumu değiştirmek, önce onu nasıl gördüğümüzü dönüştürmekle başlar” ifadelerini kullandı.

Muhabir: AYŞE OKAN SARICA/ÖZEL HABER