Antalya Kudüs Platformu üyeleri, Muratpaşa Camii’nde kılınan cuma namazının ardından, Hamas siyasi hareketinin silahlı kolu olan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın sözcüsü Ebu Ubeyde’nin şehit edilmesi nedeniyle gıyabi cenaze namazı kıldı.

YENİ BİR DİZE EKLENDİ
Cenaze namazının ardından açıklamalarda bulunan Antalya Kudüs Platformu üyesi Mehmet Yıldırım, Ebu Ubeyde’nin hayatını kaybettiğine dair yapılan resmi açıklamanın kendilerine bir kez daha acı bir gerçeği hatırlattığını ifade ederek, “Bu haber yalnızca bir ismin kaybı değildir. Bu haber; yıllardır kanla, gözyaşıyla ve yıkımla anılan bir coğrafyanın bitmeyen yasına eklenen yeni bir dizedir” dedi.
Yıldırım, “Ümmetin kalbine bir hançer daha saplandı. Ebu Ubeyde’nin şehadet haberi, yalnızca bir komutanın değil, bir direniş sembolünün toprağa düşüşünü ifade etmiyor; aynı zamanda mazlumların yüreğinde yankılanan bir çığlığın, adalet arayışının ve özgürlük mücadelesinin yeni bir safhasını işaret ediyor. Ebu Ubeyde yalnızca bir isim değil; zulme karşı dimdik duran bir iradenin, işgale karşı sarsılmaz bir vicdanın timsaliydi. Onun şehadeti, İsrail’in kanlı elleriyle işlediği suçların bir kez daha gözler önüne serilmesidir. Bu şehadet, bir milletin boyun eğmeyeceğini, her damla kanın yeni bir direniş tohumu olduğunu haykırmaktadır” diye konuştu.
BU ÖFKE YAKMAK İÇİN DEĞİL
“Bugün bizler yalnızca Gazze’nin değil, tüm insanlığın yasını tutuyoruz. Çünkü Ebu Ubeyde’nin şehadeti, insanlığın vicdanına vurulmuş bir darbedir. Zulmün karanlığına karşı bir mum gibi yanan bu kahraman, artık toprağın bağrında; ancak kalplerimizin en derininde yaşamaya devam edecektir” diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı ölümler vardır ki ardında yalnızca bir sessizlik değil, derin bir öfke ve ağır bir vicdan yükü bırakır. Filistin topraklarında yıllardır yaşananlar artık yalnızca bir siyasi kriz değil; açık bir insanlık sınavıdır. İsrail’in sürdürdüğü yıkıcı politikalar, gökyüzünü mezarlığa çeviren bombardımanlar, evleriyle birlikte umutları da yerle bir edilen siviller… Bütün bunlar çağımızın utanç vesikası olarak ortadadır. Dünya izlemekte, ekranlar alışmakta, ölümler sıradanlaştırılmaktadır. Biz buna alışmıyoruz. Biz buna razı olmuyoruz. Öfkeliyiz. Çünkü çocukların kefenleri küçük. Çünkü annelerin çığlığı sınır tanımıyor. Çünkü adalet her seferinde biraz daha gecikiyor. Ama bu öfke kinle değil, vicdanla konuşur. Bu öfke yakmak için değil, uyandırmak içindir.”

‘YALOVA’DAKİ ANNE İLE GAZZE’DEKİ ANNE ARASINDA FARK YOKTUR’
“Bugün Filistin’de yanan ateş sadece orada yanmıyor, aynı ateş Anadolu’nun sokaklarına da düşüyor” diyen Mehmet Yıldırım, Yalova’da görev başında şehit olan polisleri de hatırlatarak şunları söyledi: “Yalova’da görev başında şehit olan polislerimiz, bu ülkenin sessiz kahramanları olarak toprağa verildi. Onlar sabah evlerinden bir vatan nöbetine çıkıp akşam dönemeyen evlatlardı. Üniformalarının cebinde sevdiklerinin fotoğrafı, kalplerinde bu millete adanmış bir yemin vardı. Yalova’da bir annenin döktüğü gözyaşıyla Gazze’de bir annenin toprağa düşen bakışı arasında fark yoktur. Acının dili yoktur, yasın pasaportu olmaz. Bugün Ebu Ubeyde’nin ölüm haberinin ardından duyulan sarsıntı ile Yalova şehitlerimizin ardından yükselen feryat aynı yerden yankılanmaktadır: İnsanın değersizleştirildiği bir dünyadan. Bizler ölümleri yarıştıranlardan değiliz, acıyı bölüştürenlerdeniz.”
SUSKUNLUK TARAFSIZLIK DEĞİLDİR
Mehmet Yıldırım açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu topraklarda da Filistin’de de artık yeni mezarlar kazılmasın istiyoruz. Yeni ağıtlar yazılmasın, çocuklar ölümü oyun sanmasın, analar bir sabah daha evlatsız uyanmasın istiyoruz. Bu talep bir ideolojinin değil; insan kalabilen herkesin ortak duasıdır. Uluslararası kamuoyuna, insan hakları savunucularına ve sessiz kalmayı tercih eden herkese sesleniyoruz: Suskunluk tarafsızlık değildir. Suskunluk, adaletsizliğin en sadık müttefikidir. Bugün susanlar yarın bu utancın altında kalacaktır. Biz bu basın açıklamasıyla bir kez daha haykırıyoruz: İsrail’in işgali insanlık tarihinin en kara lekelerinden biridir. Gazze’de dökülen her damla kan, insanlığın vicdanına işlenmiş bir suçtur. Ebu Ubeyde’nin şehadeti, bu suçların en acıklı sembollerinden biridir.”





