Muhasebe... Geçmişle şimdiyle olanla olmuşla koyup külahları masaya düşünmek, hesaplaşmak yaptıklarınla... Her şey bir matematik problemi gibi ortadadır masada. Toplar, çıkarır, ölçer, biçer, bilmediğini danışır, elindeki verilerle yeni bir sayfa açarsın sonra.

Aslında defter aynı defterdir, defterin imgelediği şirket ya da kişi aynı. İster kişi olsun ister şirket, öznenin adı önemsiz. Ne koyarsanız koyun özne yerine, başlangıçta bellidir dünya görüşü veya hedefi. Dikkat, hedef aynı, değişen mi? Sadece yeni bir sayfa aynı defterdeki...

Seçim sonuçlarına, yeni kabineye, seçim sonrası partilerin kendi iç hesaplaşmalarına, “neredeydi eksiklik, neredeydi hata” konularına bu noktadan bakmak gerek kanaatimce. Muhalif partilerin bir kısmı halen muhasebe sürecinde. İktidarsa muhasebesini bitirmiş gibi, aynı defterde yeni bir sayfa açtı böylelikle.

Açılan yeni sayfada ise kuruluşun ister açık, ister gizli olan amacına olabildiğince yaklaşmak veya tutturmak var hedefte.

Defterlerin aslına bakmak gerekli o halde, o defterlerdeki asıl amaç ne?

Hadi ele alalım 2 büyük partiyi...

Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olan CHP’nin önceli Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olarak yer alıyor (wikipedia). Kurtuluş Savaşı sonrası cemiyetin bitmemiş görevi ile hedef ayağa kalkmak, sembol 6 okla çağdaşlaşma yolunda gitmek. İnsan haklarına yaraşır bir düzen olan cumhuriyeti, demokrasiyi ve tabii ki halkın sesi olacak parlamenter sistemi yerleştirmek. Sosyal demokrasi ve ilericilik, Atatürkçülük ideolojileri arasında... Koyun defterin bu ana hedeflerini bir yana.

Gelelim iktidara. AKP ideolojisine bakalım aynı kaynaktan; muhafazakâr demokrasi, sosyal, milli, yani her yönüyle muhafazakarlık, Avrupa şüpheciliği, yeni Osmanlıcılık, kısmi demokrasi ve sıkı durun; Erdoğancılık ya da Erdoğanizm.

AKP’nin öncelini Fazilet Partisi olarak görüyor aynı kaynak. Fazilet Partisi’nin önceli Milli Görüş temsilcisi olan Refah Partisi. Sürün bu izleri üşenmeden. Zincirin başı sanki Demokrat Parti. İdeoloji muhafazakarlık, sağ popülizm, liberalizm.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında halk eğitimine önem verilirken bir yandan da savaştan çıkan bir ülkenin ayağa kaldırılması için kalkınma planları ile yol almaya çalışılırken burjuva sınıfı da oluşturulmaya çalışıldı, desteklendi.

İşte burada Atatürk sonrasında bence kantarın topuzu kaçıvermiş olmalı. Sosyal demokrat bir parti, halkçı bir parti olan CHP, halktan kopmuş olabilir mi? Milli ekonomi ve milli burjuva derken, reayadan ya da tebaadan çıkamayan, halk ve birey dönüşümünü yaşayamayan, anlamayan insanlarımız nasıl kullanacaktı demokrasiyi, ne beklendi?

Evet. Bu açığı sağ muhafazakar görüş hemen aldı, oya gibi işledi. Haksızlık, hukuksuzluk, refah, din, mukaddesat söylemlerini ise boncuk yaptı süsledi. Yaptıkları haksızlık hukuksuzluklar mı? Popülizmi çok iyi biliyorlardı, popülist söylemlerin ardına gizleniliverdi.

Sola yakın gördüğümüz CHP'nin, insan hakları ve özgürlüğe, ilericiliğe sahip çıkması elzemdi tabii. Elzemdi de, bakın şu işe; nedense küçük bir detay olarak gördüğü başörtü konusunu unutuverdi. Laiklik. Din ve vicdan özgürlüğü. Bu açık tabii ki sağ ideoloji için kaçırılmayacak fırsattı ve bu fırsat en güzel şekli ile değerlendirildi.

Şimdi parti içinde kişisel hesap ve muhasebe yerine, Parti’nin gerçek ideolojisi ve eylemlerinin muhasebesinin yapılması ve bu muhasebenin gelecek yol haritası için iyi değerlendirilmesi gerekli. En önemli oklardan biridir Halkçılık. Safi bu 6 oku bile CHP iyi anlatabilse benimsetebilse ve kendi eylemlerinde de kullanabilseydi, bu kadar dönemde bırakın muhalefette olmayı, iktidardan kolay kolay inmezdi.

Yalnız dikkat bu 6 oku ders kitaplarına koymakla ezberletmekle bitmiyor iş. Hatta kimilerinde bıkkınlık yaratıyor, dayatma görülüyor. Söylemle, eylemle nedeni ve niçininin hayatla özümsenmesi, pratikte ne olduğunun anlaşılması çok önemli.

Şimdi, defterler ortada, açık. Yeni sayfalar sadece hedeften sapmaları bertaraf etmek için açılıyor.

Her partide hedeflenen noktalara iyi bakmak, seçmenin bunları görmesini sağlamak gerekli. Sol partilerin ve ana muhalefet CHP’nin ise demokrasi ve insan hakları kavramını, sen ben için değil herkes için hak, hukuk, adalet ve eşitlik kavramını, kula kulluk etmemek gerektiğini halka, vatandaşımıza her yanda, kahvede köşede, orada burada her alanda örnekleri ile yaşananlarla anlatma zamanı. Muhalifler için umutsuzluğa kapılıp oturmak değil, eylem ve söylem zamanı.

Vatandaş bu defterleri ve hedefleri çok iyi görmeli ve anlamalı.

Unutmadım tabii, aklımda her şey gibi. Adalet herkese lazım. Şimdi değilse yarın sıra senin belki. Can Atalay halen tutuklu ve milletvekili... Niye ki?

Herkes için hak ve hukukla adil, huzurlu, güvenli, eşit ve özgür yarınlar dilerim.

Sevgi ve saygılarımla...