Hafta sonu açılan Muratpaşa kapalı meyve sebze pazarı yakınındaki çöp bidonunu karıştırırken gördüm onu. Siyah başörtüsünü başının yan taraflarına doğru gözleri görülmesin diye çekiştirmiş, o kısacık boyu ile bidonun içine düştü düşecek. Uzandığı şeyi alamıyor belli! Parmaklarının ucunda. Yanından geçtim umursamadım önce. Olağan geldi bana. Az uzaklaştım. Çöp bidonu ile yaşlı vücudunun almak istediği yenilmez diye atılan bir domates ya da çürümüş bir patates ile mücadelesini.
İçime dokundu, dayanamadım.
Ters bir tepki görebileceğimi de hesap ederek yanına yaklaştım.
Omuzuna dokundum. İrkilerek döndü sanki bir suç işlerken yakalanmış hırsız gibi!
O bakışı unutamam. Mahzun, utangaç.
Bana ‘Ne var ne istiyorsun, neden bana dokundun? gibi sorular sormadı, gözlerini başörtüsü ile kapatmaya, elindeki sarı renkli naylon torbaya koyduğu her ne ise onu benden saklamaya çalıştı.
Elindeki sarı poşeti çöpten tenekesine atmasını ve beni takip etmesini istedim. ‘Bak’ dedim, ‘Sana pazardan ne istersen alacağım, çöp bidonundan aldıkların kötü, belki de seni hasta edecek, yazık olacak sana. Haydi gel benimle’ diye ısrar ettim.
Önce kabul etmedi, ne yapmak istediğimi anlamadı. Ona yardım etmek istediğimi ama bunu pazar esnafına göstermeyeceğimi anlattım. O utangaç, mahzun yaşlı kadın çekine çekine pazara doğru yürüken beni uyardı; ‘Senin yanında gelemem, sen bana barbunya, domates, salatalık al, bir de ayçiçek yağım kalmadı. Torunuma yemek yapacağım’ dedi.
İkna ettim yan yana pazar esnafı tezgahına yanaştık. ‘Ne istersen al’ dedim ona. Kilosu 70 liradan iki kilo barbunya, kilosu 60 liradan bir kilo domates, kilosu 40 lira olmasına karşın bir kilo değil yarım kilo salatalık aldı. Hepsi 180 lira ödedim. Onu pazar yanındaki parkta bırakıp hemen bir markete gidip bir kilo ayçiçek yağı, bir kilo pirinç, torunu içsin diye bir de meyve suyu aldım, götürdüm verdim.
Aldıklarımı görünce ‘Sana çok ayıp ettim, çok şey almışsın, Allah senden razı olsun ‘dedi, teşekkür etti. Arabamla gitmek istediği yere götürmeyi teklif ettim ‘Yok yok, ben şuradan otobüse biner eve giderim’ dedi. İki eliyle sıkı sıkı tuttuğu erzak paketlerini taşırken ardından baktım.
Pazar yerlerinde çöp bidonu karıştıran insanlar görürüz.
Fotoğraflarını görürüz gazetelerde, dergilerde, medyada.
O çirkin görüntüyü size yaşayarak anlatmak istedim.
Onca yolsuzluk varken
Şu kahrolası yoksulluk yok mu?