Genel

Kazanın ritmi, toprağın hafızası: Aşurenin küresel yolculuğu

Kazanlar kaynayıp da kokusu mahalleye yayıldığında, çoğumuz onun sadece bizim coğrafyamıza ait bir imza olduğunu düşünürüz. Oysa antropolojik kayıtlar ve tarihsel kaynaklar başka bir öykü anlatıyor: Aşure, sınırları ve inançları aşan, Mezopotamya’dan doğup dünyaya yayılan insanlığın en eski ortak ritüellerinden biri

EVİN kapısı çalınır, elinde dumanı tüten bir kaseyle komşu belirir. Üzeri nar taneleriyle bezeli, tarçın kokulu o kase, Türk toplumunda sadece bir tatlı değil toplumsal hafızanın, paylaşmanın ve bir arada yaşama sanatının en tatlı vesikası. Bizler aşureyi Muharrem ayının onuncu gününe, Nuh’un Gemisi’nin karaya oturduğu o kurtuluş gününe ya da Kerbela’nın dinmeyen sızısına mühürleriz.

Peki, bu kadim gelenek tüm Müslümanların ortak pratiği midir? İlginçtir ki hayır. Bugün Endonezya, Malezya gibi Asya Müslümanlarında ya da Arap dünyasının büyük bölümünde Muharrem ayının 10. günü oruçla veya dualarla huşu içinde idrak edilse de mutfakta böyle bir 'aşure pişirme ve dağıtma' kültürü bulunmaz. Hatta birçoğu bu geleneği ilk kez Türkiye'ye geldiklerinde hayretle görür. Bizim anladığımız anlamda toplumsal bir festivale dönüşen aşure, İslam aleminde neredeyse tamamen Türk kültür havzasına özgü.

Ancak bu durum aşurenin yerel bir kültür olduğunu göstermez. Tam aksine, akademik makalelerin satır aralarına ve antropolojik kayıtlara bakıldığında, karşımıza tek bir inanca veya topluma sığmayacak kadar devasa bir dünya mozaiği çıkar.

AŞURE SADECE MÜSLÜMAN TÜRKLERDE Mİ VAR? AKADEMİK KAYITLAR NE DİYOR?

Tarihsel ve antropolojik araştırmalar, aşurenin kökeninin İslamiyet öncesine, hatta tarımın ve buğday kültürünün ilk filizlendiği Mezopotamya dönemine kadar uzandığını gösteriyor. Yemek kültürü araştırmacısı Aylin Öney Tan ve çeşitli halk bilimi makalelerinde belirtildiği üzere aşure benzeri ritüel yemekleri Çin’den İngiltere’ye, Ortadoğu’dan Balkanlar’a kadar çok geniş bir coğrafyada, farklı isimler ve inanç kökenleriyle yaşıyor.

Aşure geleneğinin dünyadaki izlerini şöyle sembolleştirebiliriz:

[MEZOPOTAMYA: Tarım ve Buğday Kültürünün Doğuşu]

├─► [MÜSLÜMAN-TÜRK DÜNYASI]: Muharrem Ayı, Paylaşım, Komşuluk, Kerbela (Aşure)

├─► [ERMENİ KÜLTÜRÜ]: Yılbaşı ve Noel Ritüeli (Anoushabour)

├─► [RUM / ORTODOKS KÜLTÜRÜ]: Anma ve Bereket Ritüeli (Koliva / Kollyva)

└─► [SEFARAD YAHUDİLERİ]: Tu BiŞvat / Ağaçların Yılbaşı Bayramı (Trigo Koço)

Görüldüğü gibi, aynı buğday tanesi farklı kazanlarda, farklı dualarla ama hep aynı bereket arzusuyla kaynıyor.

FARKLI İNANÇLAR, AYNI KAZAN: ERMENİ, RUM VE YAHUDİ KÜLTÜRÜNDE AŞURE

Sınırları biraz genişlettiğimizde karşımıza çıkan tablo, bu yiyeceğin dinler üstü bir barış sembolü olduğunu kanıtlar nitelikte:

  • Ermeni Kültüründe 'Anoushabour' (Anuşabur): Ermeni geleneğinde aşure, özellikle Noel (Doğuş) ve Yılbaşı sofralarının başköşesinde yer alır. Nuh’un Gemisi'nin Ararat’a (Ağrı Dağı) inişini kutlamak ve bereketi çağırmak için tıpkı bizim gibi buğday, kuru meyveler ve kuruyemişlerle 'tatlı çorba' formunda pişirilir.

  • Rum ve Ortodoks Dünyasında 'Koliva': Buğday, nar taneleri, susam ve pudra şekeriyle hazırlanan bu ritüel yiyecek, kiliselerde anma günlerinde, özellikle vefat edenlerin ardından ya da azizlerin günlerinde dağıtılır. Buğdayın toprağa düşüp yeniden canlanması, yeniden doğuşu ve yaşam döngüsünü simgeler.

  • Sefarad Yahudilerinde 'Trigo Koço' veya 'B'Lila': Anadolu kökenli Sefarad Yahudileri, doğanın uyanışını kutladıkları Tu BiŞvat (Ağaçların Yılbaşı) bayramında buğdayı şeker, ceviz ve tarçınla kaynatarak yerler. Ayrıca çocukların ilk dişi çıktığında da bu yemek pişirilir ki bizdeki 'diş buğdayı' geleneğiyle birebir aynı kökten beslenir.

NE ZAMAN VE NASIL YAPILIR? TÜRK KÜLTÜRÜNÜN FARKI

Dünyada ya da farklı dinlerde benzer formları olsa da aşureyi İslamiyet içinde harmanlayıp 'sosyal bir kuruma' ve 'kamusal bir paylaşım ritüeline' dönüştürme başarısı Türk-İslam kültürüne ait.

Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü (Aşure Günü) başlayan bu süreç, bir ay boyunca evlerde, dergahlarda ve meydanlarda dev kazanların kurulmasıyla devam eder. Sünni gelenekte Nuh'un kurtuluşu ve şükürle anılırken Alevi-Bektaşi kültüründe Muharrem orucunun ardından 12 imamı temsilen en az 12 malzemeyle hiç hayvansal ürün kullanılmadan (can incitmemek adına) pişirilir ve devasa cemevlerinde binlerce kişiyle paylaştırılır.

Türk toplumundaki en büyük fark, yemeğin ev içine hapsedilmemesi. Komşuluk ilişkilerinin temeli olan "Komşuda pişer, bize de düşer" felsefesiyle en az 7 veya 10 haneye dağıtılması esastır. O tabak asla boş geri çevrilmez; toplumsal bağları cilalayan bir aracıdır.

GELECEĞE MİRAS BİR İMZA: KLASİK AŞURE TARİFİ

Bu kadim döngüyü kendi mutfağınızda yaşatmak isterseniz kural belli: Malzemeler birbirinin tadını bastırmayacak, kazanın içinde bir orkestra gibi uyumla dans edecek.

Malzemeler

  • 2 su bardağı aşurelik buğday

  • 1 su bardağı nohut

  • 1 su bardağı kuru fasulye

  • 1 çay bardağı kuru üzüm

  • 1 çay bardağı doğranmış kuru kayısı

  • 1 çay bardağı doğranmış kuru incir

  • 2,5 - 3 su bardağı toz şeker (damak tadınıza göre)

  • Dilerseniz içine kuruyemiş de ekleyebilirsiniz. Özellikle çocuklar kuruyemiş içeren aşurelere daha çok ilgi duyuyor.

  • Süslemek için: Nar taneleri, tarçın, çiğ badem, ceviz içi, fındık.

1. Ön Hazırlık: Bir gece önceden.

Buğday, nohut ve kuru fasulyeyi yıkayıp ayrı kaplarda bol suyla gece boyunca ıslatın.

2. Bakliyatları haşlama: Sabah saatleri.

Nohut ve fasulyeyi yumuşayana kadar ayrı tencerelerde haşlayın. Buğdayı ise büyük bir kazana alın, bol su ekleyip buğday taneleri çatlayıp nişastasını salana kadar iyice kaynatın.

3. Kazanları birleştirme: Kıvam alma aşaması.

Yumuşayan buğdayın içine haşlanmış nohut ve fasulyeyi ekleyin. Kıvamı koyulaşırsa sıcak su takviyesi yapın. Ardından yıkanmış kuru üzüm ve kayısıları kazana dahil edin. Dilerseniz içine kuruyemiş de ekleyebilirsiniz.

4. Tatlandırma ve son dokunuş: Ateşten almadan önce.

İncirleri yemeği karartmaması için en son aşamada ekleyin. Peşinden toz şekeri ilave edin, şeker tamamen eriyip malzemelerle özleşene kadar 10-15 dakika daha kısık ateşte karıştırarak kaynatın.

Sıcakken kaselere paylaştırın. Biraz kabuk tuttuktan sonra üzerini nar, tarçın ve kuruyemişlerle bir nakış gibi işleyin. Unutmayın, ilk kase her zaman en yakındaki komşunun hakkıdır.

Kadim topraklardan süzülen bu bereketin, sofralarımızdan eksik olmaması dileğiyle...