Uzman Sosyolog Funda Alpaslan Talay, yoksulluğun günümüzde yalnızca gelir eksikliğiyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir yapıya dönüştüğünü belirterek, kent yaşamında derinleşen eşitsizliklerin yeni yoksulluk biçimlerini ortaya çıkardığını söyledi. Talay, sosyal yardım politikalarının ise çoğu zaman yapısal dönüşüm üretmekten uzak kaldığını ifade etti.

‘YOKSULLUK ARTIK SADECE PARA EKSİKLİĞİ DEĞİLDİR’
Yoksulluğun klasik tanımların ötesine geçtiğini vurgulayan Talay, “Yoksulluk artık yalnızca gelir eksikliğiyle açıklanabilecek dar bir ekonomik mesele değildir. Bugün yoksulluk dediğimiz olgu, bireyin cebindeki paranın eksikliğinden çok daha fazlasını ifade eder. Zamanın, fırsatların, kamusal hizmetlere erişimin, eğitim hakkının, sağlıklı gıdaya ulaşımın ve dijital imkanların eşit olmayan dağılımı; insanları sadece yoksullaştırmakla kalmaz, aynı zamanda onları toplumsal yaşamın dışına doğru iter. Bu nedenle yoksulluk artık tek boyutlu değil, çok katmanlı bir eşitsizlik sistemidir” dedi.

Sosyolog Funda

KENT YOKSULLUĞU: GÖRÜNMEYEN SINIRLAR
Kentlerde yoksulluğun daha görünür hale geldiğini belirten Talay, “Bugün kentlerde yaşanan yoksulluk, sadece ekonomik zorluklardan ibaret değildir. Barınma krizinden ulaşıma, eğitimden sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda erişim sorunu yaşayan bireyler, aslında kent yaşamının merkezinde değil, giderek çeperinde konumlanmaktadır. Kamusal hizmetlerin eşit dağılmaması, yoksulluğu daha karmaşık ve daha derin bir yapıya dönüştürmektedir. Bu tablo, kent yoksulluğunun yeni bir evreye geçtiğini açıkça göstermektedir” diye konuştu.

‘YOKSULLUĞU YÖNETMEK İLE AZALTMAK AYNI ŞEY DEĞİLDİR’
Sosyal yardımların niteliğine dikkat çeken Talay, mevcut politikaları şu sözlerle eleştirdi: “Uzun yıllardır sosyal yardım mekanizmaları çoğu zaman yoksulluğu ortadan kaldırmayı değil, yönetmeyi hedefleyen bir anlayışla kurgulanmaktadır. Oysa yoksulluğu yönetmek, onu sadece görünür kılmadan sürdürmek anlamına gelir. Bir yardım kartı, bir kira desteği ya da gıda yardımı elbette hayati önemdedir; ancak bu destekler bireyi yeniden üretim sürecine, istihdama ve toplumsal yaşama dahil edecek yapısal politikalarla birleşmediği sürece kalıcı bir çözüm üretmez.”

‘ZAMAN YOKSULLUĞU VE GÖRÜNMEYEN EMEK’
Özellikle kadınlar ve bakım emeği üstlenen bireylerin yaşadığı sorunlara değinen Talay, “Bugün yeni yoksulluk biçimlerinden biri de zaman yoksulluğudur. Özellikle tek ebeveyn kadınlar, düşük ücretli işlerde çalışan yoksullar ve bakım emeğini tek başına üstlenen bireyler için mesele yalnızca gelir değildir. Sabah işe gidip akşam eve dönen, ardından çocuk bakımı, yaşlı bakımı ve ev içi sorumluluklarla ikinci bir mesaiye başlayan kadınların yaşamı, aslında kesintisiz bir emek döngüsüdür. Burada yoksulluk, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda zamansal ve yapısal bir eşitsizliktir” ifadelerini kullandı.

‘YENİ ÇAĞIN EŞİTSİZLİK SINIRI’
Dijital erişimin artık temel bir hak haline geldiğini belirten Talay, “Günümüzde dijital araçlara erişim bir lüks değil, temel bir yurttaşlık meselesidir. İnternete erişemeyen bir çocuk yalnızca bağlantı kuramayan biri değildir; eğitim hakkından, bilgiye erişimden ve sosyal hayata katılımdan da dışlanmış olur. Bu nedenle dijital yoksulluk, modern çağın en kritik eşitsizlik alanlarından biri haline gelmiştir” diye konuştu.

‘YARDIM DEĞİL HAK TEMELLİ YAKLAŞIM’
Sosyal yardım sistemlerinin yeniden yapılandırılması gerektiğini vurgulayan Talay, “Yoksullukla mücadelede temel sorun, bireyi yalnızca yardım alan bir nesne olarak görmekten kaynaklanmaktadır. Oysa yoksul birey eksik bir özne değildir; çoğu zaman sistemin dışında bırakılmış, emeği değersizleştirilmiş bir yurttaştır. Sosyal politika merhamet diliyle değil, hak temelli bir anlayışla kurulduğunda gerçek anlamını bulur. Yardım, bir lütuf değil; yurttaşlık hakkının bir parçası olmalıdır” dedi.

‘ASIL SORU: GEÇİCİ DESTEK Mİ, KALICI EŞİTLİK Mİ?’
Sosyal devlet anlayışına ilişkin temel sorunun yönlerine değinen Talay, “Bugün asıl sormamız gereken soru şudur: İnsanları kısa vadeli yardımlarla ayakta tutmak mı hedefimizdir, yoksa onları eğitimden istihdama, barınmadan bakım hizmetlerine kadar tüm alanlarda güçlendirerek eşit, onurlu ve bağımsız bireyler haline getirmek mi? Eğer bir yurttaş sürekli yardıma ihtiyaç duyuyorsa, orada bireysel bir eksiklikten değil, yapısal bir sistem boşluğundan söz etmek gerekir. Gerçek sosyal adalet, insanı yardım alan konumunda sabitlemek değil; onu kendi yaşamı üzerinde söz ve karar sahibi kılabilmektir” ifadelerine yer verdi.

Muhabir: AYŞE OKAN SARICA/ÖZEL HABER