Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde eski bir öğrencinin okula düzenlediği silahlı saldırıda 16 kişinin yaralanması ve saldırganın intihar etmesiyle sonuçlanan facia sonrası bir açıklama yapan Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tülin Koç; okullarda artan şiddetin münferit bir olay değil, toplumsal çürüme ve siyasal iklimin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu belirterek yetkilileri acil ve sistematik önlem almaya çağırdı.

69Ddf128Ce3Eb91B24A171Ad

Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan olayda, okulun eski öğrencisi olduğu öğrenilen Ö.K., elinde silahla binaya girerek koridorlarda rastgele ateş açtı. Olayda 10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 polis memuru ve 1 kantin işletmecisi olmak üzere toplam 16 kişi yaralandı. Saldırganın olay yerinde intihar ettiği bildirilirken, yaralıların çevre hastanelerdeki tedavileri sürüyor. Yetkililer, bazı yaralıların durumunun ciddiyetini koruduğunu belirtirken, okulda eğitime 4 gün ara verildiği açıklandı.

Bu kan donduran olayın ardından bir açıklama yapan Veli-Der Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, şiddetin "münferit bir vaka" olarak görülmesine sert karşı çıkarak sistemin kökten sorgulanması gerektiğini vurguladı.

Tülin Koç-4

‘OKULLARDAKİ ŞİDDET TESADÜF DEĞİL’
Siverek’teki saldırının okullarda büyüyen şiddet ve akran zorbalığı gerçeğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunu belirten Tülin Koç, “Okullardaki şiddet tesadüf değildir; bu, toplumsal çürümenin ve mevcut siyasal iklimin doğrudan bir sonucudur! Şanlıurfa'da yaşanan bu vahim olay, hepimize göstermiştir ki mesele yalnızca tekil bir saldırı değil, eğitim ortamlarında giderek derinleşen bir güvenlik ve hak ihlali sorunudur. Türkiye’nin pek çok yerinde benzer durumlar ya yaşanmakta ya da görünmez kılınmaktadır. Bu nedenle meseleye yalnızca ‘olay bazlı’ değil, sistematik bir bakışla yaklaşmak gerekir” dedi.

‘OKULLAR ÇOCUKLARI KORUYAN GÜVENLİ ALANLAR OLMAKTAN ÇIKARILDI’
Eğitim kurumlarının artık çocukları güçlendiren ve eşitleyen kamusal alanlar olmaktan uzaklaştığını savunan Koç, “Bugün milyonlarca yoksul çocuğumuz okula aç gitmekte, temiz suya erişememekte, psikolojik ve sosyal destekten yoksun bırakılmaktadır. Okullar, artık çocuklarımızı koruyan yapılar değildir. Çocuklarımız ‘mesleki eğitim’ adı altında çalıştırılmakta, emekleri sömürülmekte, ağır ve güvencesiz koşullara mahkum edilmekte, hatta yaşamlarını yitirmektedir. Bunun adı eğitim değildir; bunun adı çocuk emeği sömürüsüdür ve bu bir suçtur” diye konuştu.

‘ÇOCUKLUK DENİLEREK GEÇİŞTİRİLEMEZ’
Okul koridorlarındaki görünmez şiddete de değinen Koç, rehberlik hizmetlerinin yetersizliğini eleştirdi. Akran zorbalığının; fiziksel saldırıdan siber zorbalığa, sosyal dışlamadan hakarete kadar geniş bir çerçeveye yayıldığını belirten Koç, şu uyarıyı yaptı: “Okullarımızda rehberlik hizmetleri ya hiç yoktur ya da yalnızca göstermeliktir. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF zorbalığı çocukların temel haklarına yönelik sistematik bir tehdit olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla zorbalık ‘çocuklar arasında olur’ denilerek geçiştirilemez. Bu, açık bir çocuk hakkı ihlalidir. Akran zorbalığı “büyümenin doğal parçası” değildir. Okullar toplumun aynasıdır. Toplumda şiddet dili hâkimse, okulda da şiddet artar. Sokak güvensizse, okul da güvensizleşir. Çocukları korumak istiyorsak; dili değiştirmek, politikaları değiştirmek ve kamusal sorumluluğu güçlendirmek zorundayız. Çocukların yaşam hakkını, laik, bilimsel kamusal eşit eğitim hakkını, güvenliğini ve onurunu korumak devletin asli sorumluluğudur. Şiddetsiz, eşit ve güvenli okullar, şiddetsiz bir toplum mümkündür. Ancak siyasi tercihlerin değişmesi gerekir. Bunun için siyasi irade ve kamusal sorumluluk şarttır.”

‘SİYASİ DİL OKULLARA YANSIDI’
Siyasetteki kutuplaşmanın çocukların dünyasını zehirlediğini belirten Koç, “Siyasi iktidarın yıllardır sürdürdüğü: Ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı söylem, “Biz–onlar” dili, muhalifleri, farklı kimlikleri ve toplumsal kesimleri hedef gösteren üslup, eleştiriyi bastıran, öfkeyi meşrulaştıran yaklaşım toplumsal iklimi sertleştirmiştir. Bu dil, yalnızca siyasetin alanında kalmamış; medyada, sosyal medyada ve gündelik hayatta normalleşmiştir. Nefret söylemi ve hedef gösterme kültürü dijital mecralarda kontrolsüz biçimde yayılmaktadır. Bu ortamda büyüyen çocuklar için hakaret ve linç kültürü sıradanlaşmaktadır. Dijital zorbalık ile fiziksel şiddet arasındaki bağ artık bilimsel olarak da ortaya konmuştur. Çocuklar bu dili model alır. Yetişkinlerin birbirine yönelttiği öfke, aşağılayıcı söz ve tehdit; okul bahçesinde akran zorbalığı ve fiziksel şiddet olarak yeniden üretilir. Şiddetin toplumsal meşruiyet kazandığı bir ortamda, çocuklardan şiddetsiz davranış beklemek gerçekçi değildir. Eğitim politikalarındaki eşitsizlikler, kalabalık sınıflar, rehber öğretmen eksikliği ve psikososyal destek yetersizliği; şiddetin erken fark edilmesini ve önlenmesini zorlaştırır. Derinleşen yoksulluk, işsizlik, aile içi stres, güvencesizlik ve sosyal destek mekanizmalarının zayıflığı; çocukları hem şiddete maruz kalma hem de şiddet uygulama açısından daha kırılgan hale getirmektedir. Sosyal devlet zayıfladıkça, şiddet artar. Kamusal koruma mekanizmaları geri çekildikçe, sokak daha güvensiz hâle gelir. Milli Eğitim Bakanlığı yıllardır okullarda artan şiddet ve zorbalığa karşı bütüncül bir ulusal politika geliştirmemiştir” dedi.

ÇÖZÜM İÇİN ÇAĞRI
Sadece güvenlik görevlisi artırmanın veya polisiye tedbirlerin çözüm olmayacağını, aksine sorunun büyüklüğünün bir itirafı olduğunu belirten Koç şunları söyledi:

Ulusal Eylem Planı: Eğitim, medya, sosyal hizmetler ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunu içeren, ulusal ölçekte bağlayıcı bir “Güvenli Okul ve Şiddetle Mücadele Politikası” ivedilikle oluşturulmalıdır.

Psikososyal Destek: Rehber öğretmen açığı derhal kapatılmalı, okullara psikolojik danışmanlar ve sosyal hizmet uzmanları atanmalıdır.

Kamusal Sorumluluk: Siyasi iktidar, toplumu ayrıştıran dili terk etmeli; kapsayıcı ve hak temelli bir kamusal dili benimsemelidir.

Laik ve Bilimsel Eğitim: Okullardaki güvenliği sağlamanın tek yolu; eşit, kamusal, bilimsel ve kapsayıcı bir eğitim politikasıdır.

‘MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Veli-Der olarak çocukların kaybolan çocukluğunu yeniden kazanmak için mücadeleye devam edeceklerini vurgulayan Koç, “Öğrenci Veli Derneği olarak önerimiz, ulusal ölçekte bağlayıcı bir “Güvenli Okul ve Şiddetle Mücadele Politikası” oluşturulması ve tüm kamu kurumlarının bu politika çerçevesine uyumlu şekilde çalışmasıdır. Bu politika; eğitim, medya, sosyal hizmetler ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunu içeren bütüncül bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır. Bizler; çocuklarımızın kaybolan çocukluluğunu yeniden kazanmak için laik, bilimsel kamusal eşit bir eğitim hakkı için, gençler için, toplumun geleceği için bu düzeni kabul etmiyoruz ve mücadelemiz devam ediyor. Yetkililer, başta eğitimdeki şiddet olmak üzere, toplumsal şiddetin nedenlerini ortadan kaldıracak ve engelleyecek politikaları acilen hayata geçirmek zorundadır. Okullar korkunun değil güvenin alanı olmalıdır” dedi.

Muhabir: AYŞE OKAN SARICA/ÖZEL HABER