ANSİAD eski başkanı ve iş insanı Akın Akıncı, ekonomiden Antalya’nın sorunlarına, yapay zekânın iş hayatına entegrasyonundan, faiz indirimlerinin vatandaşa yansımasına kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.

İşte Akın Akıncı’nın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği özel röportaj:

1-Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? O zamanlar size göre dünya nasıl bir yerdi? O günlerden özlemini duyduğunuz neler var?

Antalya’nın sakin yemyeşil ve portakal çiçeği kokulu yıllarında 22.03.1960 tarihinde doğmuşum. Çocukluğum o yıllarda ‘’Dedeli bahçe’’ denilen şimdi Doğu Garajı diye anılan bölgede geçti zamanlar bu bölge tümüyle bahçelik alan olup bize özgür bir çocukluk geçirmemize olanak tanıdı.

Tabi ki dijital çağın getirdiği ederek, kolaylıklara sahip değildik ancak o dönem çocukları olarak bizler birçok şeyi temas ederek, koklayarak, bizzat görerek tanıdık öğrendik. Dostluğun, arkadaşlığın, vefanın, empatinin, yardımlaşmanın, sevgi ve saygının hakim olduğu o dönemleri özlememek mümkün değil.

2-Kısaca eğitim-öğretim hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

İlkokulu İnönü İlkokulunda, orta okulu Merkez Ortaokulu’nda bitirdikten sonra 1977-1978 döneminde Endüstri Meslek Lisesinin Elektrik bölümünden mezun oldum. Aynı yıl üniversite sınavlarına girip İ.D.M.M.A Galatasaray Mühendislik Fakültesi (şimdiki adı Yıldız Teknik Üniversitesi)inşaat bölümünü kazandım.1982 yılında yüksek öğrenimimi tamamladıktan itibaren de meslek hayatımı bugünlere dek sürdürmekteyim.

3-Büyük bir mühendislik firmasının sahibi olarak, küçüklüğünüzde buralara gelmeyi hayal etmiş miydiniz?

İşin gerçeği meslek olarak değil ama küçüklüğümden beri içimde olan sorumluluk duygusu, empati yeteneği ve öğrenme arzusunun beni bir şekilde bir yerlere taşıyacağı motivasyonuna hep sahip olmuşumdur zamanlar üniversiteye giriş yıllarımda bugün olduğu gibi meslek tanıtım programlarına sahip değildik. Dolayışı ile ben inşaat mühendisliği bölümünü teknik yönü daha kuvvetli olduğu için seçtim. Meslek hayatımda da eğer bugünlerde bir yer edinebilmişsem bahsetmiş olduğum küçüklükten beri içimde olan motivasyon duygusunun sonucudur.

4-İş hayatında son yıllarda yaşanan en büyük zorluklar neler?

Ülkemizde gerçekten son yıllarda genel olarak iş hayatında ciddi zorluklar var. Aslına bakacak olursak bu zorlukların birçok parametrisi mevcut. İş dünyası ülkemizde zaten yer alan kalifiye eleman sıkıntısı, vergi yükü, haksız rekabet sorunları ile uğraşırken son yıllardaki ekonomi alanında üst üste yapılan ciddi hataların sonucunda da günümüzde adeta var olma savaşı vermektedir.

Dövizin uzun yıllardır baskı altında tutulması ihracatlarımızı çok zorda bırakırken içerideki siyasi çekişmeler ve hukuk alanındaki güvensiz ortam yatırım ve üretim çarklarını adeta durma noktasına getirmiştir. Unutulmamalıdır ki dünyanın her yerinde para güvenli liman arar.

Bu pencereden bakacak olursak iş dünyamızın son yıllarda yaşadığı en büyük zorluk hukukun üstünlüğü gibi toplumun bütününü dizayn eden konulardaki olumsuz gidişatın ortaya çıkardığı belirsizliktir.

5-Z kuşağı diye tabi edilen jenerasyon ile çalışma şansınız oldu mu? İş hayatında ya da sosyal hayatta onları anlamakta zorluk çekiyor musunuz?

Z kuşağı gençlerimiz ile çalışma içinde olduğum gibi aynı zamanda çocuklarından birinin Z kuşağında olan bir babayım. Dolayısı ile Z kuşağını çok iyi tanıdığımı düşünüyorum. Bu kuşaktaki gençlerimizin gerek sosyal hayatlarını gerekse iş hayatlarını bizim alışkanlıklarımızdan farklı yürütmeye çalıştıklarını görmekteyim. Kendilerine doğru bir mentorluk yapıldığı takdirde sahip oldukları teknoloji becerileri ile çok başarılı oldukları bir gerçektir. Bizlerin de dünyayı onların gözünden görmeyi öğrenmemiz şart. Şahsım adına ben bu yolu izlediğim için Z kuşağı ile gerek sosyal gerekse iş hayatında bir zorluk yaşadığımı söyleyemem.

6-Bir inşaat mühendisi olarak Türkiye’deki mimariyi nasıl yorumluyorsunuz? Bir dönem revaçta olan ‘yatay mimari’ konseptine bağlı kalındı mı?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki ben mimarlığa bir kültür olarak bakmaktayım. Bilindiği üzere bir kültürün oluşması ve sürdürülebilir olması için de konu ile ilgili aktörlerin rol alması ve çaba göstermesi gerekmektedir. Türkiye’deki mimarlık mesleğinin ofis profiline baktığımız zaman birçoğunun profil anlamında herhangi bir ülkedekinden farklı olmadığı görüşünü çıkarabiliriz. Ancak küresel mimarlık kültürüne Türkiye’nin yaptığı katkının hala görünmeyecek kadar küçük kalması belki de Türkiye’deki mimarlık ortamı ile ilgili en çarpıcı noktadır. Mimarlık henüz Türkiye de bir kültür alanından çok bir inşaat faaliyeti olarak algılanmakta bence.

Gerek Kültür Bakanlığı gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarında mimarlık kültürü ile ilgili herhangi bir birim ve kadro olmaması da bunun en somut örneği. Bu noktada iş sadece mimarlık fakültelerine kalıyor maalesef.

Bunun sonucunda da Türkiye de mimarlık yerleşik bir kültür olmaktan çok uzak sadece bir an önce okulu bitirip para kazanayım hedefine dönüşüyor. Çünkü son yıllarda bilinçsizce çok fazla açılan mimarlık fakülteleri maalesef mimarlık kültüründen uzak mezun verme durumunda kalmaktadır.

Yatay mimari, dikey mimari tanımları mimarlık mesleği disiplini içinde değerlendirilecek bir tercih olmakla beraber geçmiş yıllarda ‘yatay mimari’ tanımı siyasi bir söylem olarak karşımıza çıkmıştır maalesef. Bu noktada genele bakacak olursak bir takım resmi kurum binaları haricinde de hiçbir zaman revaçta olmamıştır.

7-Antalya özelinde şehir ve yaşam alanlarının planlanması, özellikle konutların inşası açısından eksiklikler var mı? Varsa neler?

Antalya özelinde bence en büyük sorun yapılmış olan imar planlarında değil, süreç içinde belediye meclislerimizde bu planların çok fazla tadilata uğramasıdır. Tabi ki şu ana kadar yapılmış olan imar planlarımızın çok fazla mükemmel olduğunu söylemiyorum ancak ilgili çevrelerce kabul edilip yürürlüğe giren bu planların süreç içerisinde çeşitli zamanlarda ve çok sık olarak delinmesi maalesef kentimizin çarpık yapılaşmasının en önemli nedenlerinin başında gelmektedir.

İmar planları düzenli bir kentleşme adına şehrin ana yasasıdır. Dolayısı ile o kentteki konu ile ilgili tüm dinamiklerinin ve nihayetinde de tüm kentin olur dediği bir imar planı hazırlanır ve ondan sonra da uygulama aşamasında da uygulayıcılar o planın arkasında dururlar. Maalesef şu ana kadar üzülerek ifade etmeliyim ki bu irade Antalya da hiçbir zaman olmadı ve halen de olmuyor.

Sonuç hepimizin de gördüğü gibi güzel şehrimizin mevcut yapılaşmasının durumu.

8-Daha önce verdiğiniz bir demeçte “Kentsel dönüşümü Antalya'nın en büyük tehlikesi olarak görüyorum” demiştiniz. Hâlâ aynı noktada mısınız? Bu konuda eksi ya da artı yönde değişimler gözlemlediniz mi?

Bir kere şunu iyi anlamaya ihtiyacımız var. Şu anda şehrimizde bina bazında yapılan dönüşümler asla bir ‘Kentsel Dönüşüm’ değildir. Kentsel dönüşüm en küçük ölçekle ada bazında yapılan planlı değişikliklerdir. Esas olması gereken de mahalle bazında yapılan sosyal donatıları, otoparkları, yeşil alanları, ulaşım yolları yeniden planlanmış büyük ölçekli uygulamalardır. Antalya da buna verilebilecek en güzel örnek ‘Santral Mahallesidir.’

Dolayısı ile şu anda şehrimizde gördüklerimiz sadece ‘Kentsel Dönüşüm’ adı altında yapılan bina yenilemeleridir.

İşte benim daha önce vermiş olduğum demeçlerde kastetmiş olduğum da budur. ANSİAD başkanlığım döneminde Adonis Otelin karşısında şu an yapılmakta olan bina inşaatları ile ilgili daha ortada bu inşaatlara ait projeler bile ortada yokken ‘’eğer duyumlarım doğru ise bu alanda yapılacak olan binalar ile kentimizde bir imar cinayeti işlenir’’ diye demeç vermiştim. Gelinen noktada ne kadar haklı olduğum ortaya çıkmış oldu.

Çünkü buraların kentsel dönüşüm planları ilgili belediyelerimiz pas edilerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanıyor, yüksek emsaller yüklenerek dönüşümlerin önü açılıyor ve maalesef ilgili belediyelerimizde bunlara inşaat ruhsatı veriyor. İşte bu noktada başta belediye olmak üzere hiçbir kurum ve kuruluşunda itirazı olmuyor ne yazık ki. Yapılan cılız bir itiraza verilen cevapta ‘mevzuata uygun’ oluyor. Yani bir takım ilişkilerin sonucunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yapmış olduğu ve benim şehrimin kaderini etkileyecek kentsel dönüşüm planları uygun bulunuyor ve ilgili belediyemizden de hiçbir karşı ses çıkmıyor.

Benim kentsel dönüşüme bu tip uygulamalar penceresinden baktığım zaman görüşüm halen değişmedi. Böyle yapılacak kentsel dönüşümler Antalya için büyük tehlike olmaya devam edecektir.

9-Çok sayıda yetkin kişiye iş sağlıyorsunuz. Yapay zekâ ve teknolojinin günden güne geliştiğini görüyoruz. Mimarlık, mühendislik veya şehir planlamasında yapay zekâ insanların elinden rol çalabilir ve işsizliği artırabilir mi? Bir iş insanı olarak yapay zekâyı nasıl yorumlarsınız?

Şunu kabul etmemiz gerekir ki artık tüm Dünya yapay zekâ teknolojisinden hızla robot teknolojisine doğru ilerlemekte. Bu ilerleme devam ederken de yine bütün dünyada yapay zekâ kullanımının insanlığa ne gibi olumsuz sonuçlar getirebileceği tartışmaları da halen devam ediyor.

Bunların başında da ‘’istihdam sorunu’’ ve ‘’hukuksal düzenlemeler’’ konuları geliyor. Çünkü daha bunlara verilen net bir cevap yok. Yapay zekâ sorunlara hızlı yanıt verebilmesi, karar süreçlerinde objektiflik sağlaması, maliyetleri azaltması, verimlilik ve karlılık sağlaması nedenleri ile iş hayatımızda hızla yaygınlaşmaktadır. Dolayısı ile birçok meslek grubunda olduğu gibi mimarlık ve mühendislik meslek gruplarında da yapay zekâ teknoloji kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Ben yapay zekânın doğru alanlarda kullanıldığında bu meslek gruplarında çalışanların verimliliğini artıracağına ve mesleki gelişimlerine büyük fayda getireceğine inanıyorum.

10-İki dönem Antalya’nın en önemli STK’larından biri olan ANSİAD’ın başkanlığını yürüttünüz. ANSİAD ve başkanlığınız hakkında neler söylemek istersiniz?

Belirtmiş olduğunuz gibi iki dönem ANSİAD gibi köklü bir STK’nın başkanlığını yürüttüm. Bu benim hayatımda onur ve gurur duyduğum ve duyacağım bir anı olarak hep kalacaktır. ANSİAD’ın kökleri ve gölgesi gerçekten çok derindir. 36 senelik bir geçmişi ile Antalya’nın iş dünyasını temsil eden ilk STK’larından biri olması bu kuruma özel bir ayrıcalık tanımaktadır.

Şöyle bir baktığımız zaman Antalya’nın ilklerinde hep ANSİAD’ın izlerini görebilirsiniz. ANFAŞ’ın kuruluşu, Antalya Güç Birliği Kuruluşu, Vakıf Çiftliği, BAKSİFED’in kuruluşu, Antalya Hukuk Fakültesini Geliştirme Derneğinin Kuruluşu, ATAV’ın kuruluşu gibi ilk aklıma gelen kurumlar da bu izleri görebilirsiniz.

ANSİAD günümüzde stratejik planı olan ISO 9002 kalite belgesini alan ,Global Compact gibi uluslararası platformlarda yer alabilen Türkiye’deki sadece 3 SİAD’dan biri olan kurumsal kimliğini tamamlamış ve üyelerini temsil yolunda devam eden önemli bir kurumdur. Ben ve yönetim kurulundaki arkadaşlarımda görev yaptığımız iki dönem boyunca böylesine önemli bir kurumun önemini ve ağırlığını hep hissederek çalışmalarımızı sürdürdük. İki dönem boyunca güçlü sekretaryamızla birlikte üyelerimizin iş dünyasına yönelik temsillerini yapmakla birlikte kurumsal amaçlarımız doğrultusunda şehrimize gençlerimizin girişimcilik faaliyetlerine yardımcı olabilecek bir maker laboratuvar kazandırdık. Bu laboratuvar şu anda Muratpaşa Belediyesi bünyesinde ASSİM binasında faaliyetlerine devam etmektedir.

Ayrıca yine cumhuriyetimizin 100.yılına yönelik başlattığımız ve şehrimizde tenis sporuna yönelik katkı koymayı amaçladığımız ANSİAD Tenis Turnuvası’nı başlattık. Bu turnuva geldiğimiz noktada ulusal boyutta en üst puan veren turnuva haline geldi. Yine cumhuriyetimizin 100.yılına yönelik ‘’Türkiye Felsefe Kurumu’’ ile birlikte bir felsefe kongresi gerçekleştirdik. Bu kongre ‘’Türkiye Felsefe Kurumu ile birlikte iş dünyasını temsil eden bir kurumun beraber gerçekleştirdiği ilk ve tek kongre olarak kayıtlara geçti. Girişimcilik ekosistemin önemli aktörlerini konuşmacı ve mentör olarak bir araya getirdiğimiz 100.yıl G3 Girişimcilik Zirvesini şehrimizde gerçekleştirdik. Girişimci gençlerimize yönelik projelerini değerlendirmek amacı ile Akdeniz Üniversitesi Teknokent ile birlikte ANSİAD olarak melek yatırımcılık ağını kurduk.

Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin Kaleiçi’ndeki mevcut basın galerisini yenileyerek şehrimize güzel bir butik basın müzesi kazandırdık. Bu imkânı bize sağlayan Başkan Sayın İdris Taş ve yönetim kurulu üyelerine de bu vesileyle tekrar teşekkür ederim...

Bu saymış olduğum faaliyetleri gerçekleştirirken de derneğimizin kuruluş amacına yönelik diğer tüm çalışmalarımızı birlikte götürmeye gayret gösterdik.

11 -Türkiye’nin önemli ekonomik topluluklarından biri olan ANSİAD’ın önde gelen bir ismi olarak ekonomik konjonktürü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sorunuzu iki gruba göre yanıtlamak istiyorum.

a) Ekonomik durum

b) Sosyal göstergeler

Geçen yılı baz alacak şekilde değerlendirecek olursak 2021 yılında başlayan ve 2023 yılının ortasına kadar devam eden yanlış ekonomi politikalarının alt üst ettiği ekonominin bir miktar toparlanması ancak 2025 yılının sonlarına doğru olduğunu birtakım verilerden görebiliyoruz.

Bu toparlanmaya karşın enflasyon hala çok yüksek, büyümemizde gerçek potansiyelimizin altında gibi kalıyor. TCMB rezervindeki artış ve bütçe açığındaki azalmayı da olumlu olarak değerlendirmek gerekiyor. Ancak 2021 yılında başlayan ve yaklaşık iki yıl süren popülist ekonomi politikasının yol açtığı sıkıntıların bazı kesimlerde ciddi sorunlar ve hasarlar meydana getirerek aşılabildiği gözlemleniyor.

Tarım kesimindeki ciddi küçülme, tarımsal ve hayvansal üretimdeki kayıpla, asgari ücretlilerin ve emeklilerin durumunun kötüleşmesi, sanayi ve tekstilde yaşanan sıkıntılar, konut fiyatlarında ve kiralarında ortaya çıkan büyük ve anlamsız artışlar, ihracatçılar ve turizmcilerin şikayetleri olumsuz olarak karşımıza çıkıyor. 2025 yılında ekonomide gözlemlenen iyileşmeye karşılık hukukun üstünlüğünden, yolsuzluk derecesine, temel haklara saygı duyulmasından, adalet uygulamalarına kadar uzanan sosyal alanlarda ülkemiz ne yazık ki uluslararası arenada 2025 yılından diğer geçmiş yıllara nazaran daha da geriye gitmiştir.

Eğer sosyal alanda ortaya çıkan bu tabloyu gerekli bir takım yapısal reformlarla düzeltemezsek ekonomik alanda birtakım kesimlerin fedakârlığa itilmesi ile elde edilen olumlu gelişmelerin sürdürülmesi mümkün olmayacaktır.

12-Enflasyon ve ekonomik sıkıntılar bireysel yaşamı ve firmaların çalışmalarını nasıl etkiledi?

Öncelikle belirtmek isterim ki uzun süredir yüksek enflasyonla boğuşan ülkemizde şirketlerimiz ve halkımız ciddi olarak bu süreçten olumsuz yönde etkilenmiştir ve etkilenmeye devam etmektedir. Yüksek enflasyon şirketlerimizin finansal planlamalarını ve yatırım kararlarını etkilemiş, yine bu süreç paramızın hızla değer kaybederek halkın aynı gelirle daha az mal ve hizmet satın almasına sebep olmuştur. Dolayısı ile bunun neticesinde ortaya çıkan ekonomik sıkıntılar, halkın temel ihtiyaçlarını bile elde etmesini zorlar duruma getirmiştir. Ülkemizde ciddi bir oranda gelir eşitsizliği ve işsizlik oranları artmış olup, alım gücünün hızla düşmüş olması da genel bir mutsuzluk ve ümitsizliğe yol açmıştır.

13-Faizlerin yüksek seyretmesinin ardından bir miktar düşüş başladı. Bunun iş hayatına ve mutfağa yansımaları olur mu? Olursa bu ne zaman vatandaş nezdinde hissedilir?

TCMB faiz kararlarında en son bu ay politika faizini 100 baz puanlık indirimde % 37’ye düşürdü biliyorsunuz. Buna gerekçe olarak ta öncü verilerin ocak ayında aylık tüketici enflasyonunun gıda öncülüğünde arttığını, ana eğilimdeki artışın ise sınırlı olduğunu göstermiş olup enflasyon beklentileri ve fiyatlarına davranışlarının iyileşme göstermekle beraber halen bir risk unsuru taşıdığını da ifade etmiştir.

Yani demektir ki sıkı para politikası fiyat istikrarı sağlanana kadar devam edecek. Başka bir deyişle bu faiz indirimlerinin iş hayatımıza ve mutfağa yansımaları için belirsiz bir süre daha beklemek durumundayız.

Kaynak: ANTALYA EKSPRES GAZETESİ