Antalyaspor’un eski başkanlarından Sedat Peker, kulübün geçmişten bugüne yaşadığı değişimi, mevcut ekonomik tablosunu ve geleceğe yönelik yapılması gerekenleri değerlendirdi. Başkanlığı döneminde iki şampiyonluk ve bir küme düşme yaşayan Peker, Antalyaspor’un yeniden Süper Lig’e yükselmesi için doğru teknik kadro, ekonomik istikrar ve taraftar desteğinin önemine dikkat çekti. Hayata geçiremediği projeler arasında Antalyaspor Koleji'nin bulunduğunu belirten Peker, bu projenin yalnızca futbolcu yetiştirmeyi değil, farklı branşlardaki sporcuların eğitim ve barınma ihtiyaçlarını da karşılamayı hedeflediğini ifade etti. İlaç sektöründeki sorunlardan Türkiye ekonomisine, Antalya’nın yatırım potansiyelinden Antalyaspor’un yönetim modeline kadar birçok konuda görüşlerini paylaşan Peker, kulübün geleceği için kalıcı gelir kaynakları oluşturulması gerektiğini vurguladı.

İşte Sedat Peker’in Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği röportaj:

1. Sizin döneminizde de Antalyaspor küme düştü ancak sonrasında yeniden Süper Lig’e çıkmayı başardınız. O dönemden bugüne baktığınızda, Antalyaspor yönetiminin neleri daha iyi yapması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bir takım için küme düşmek gerçekten çok zor bir durum. Biz de bunu yaşadık. Ancak sezona iyi bir planlamayla başlamak en doğrusu olurdu. Özellikle 1. Lig'i bilen, bu ligde tecrübe sahibi bir teknik direktörle anlaşarak sezona başlanması daha iyi olabilirdi. Sonrasında bu yanlıştan dönüldü ve gerçekten ligi bilen bir teknik direktör şu anda görev başında. Bunun yakın zamanda başarı getireceğine inanıyorum. Tabii ki en zor işlerden biri de yeterli parayı bulmak ve lige hazır olmaktır. Bu süreçte yönetimlerin işi gerçekten çok zor oluyor.

2. Sizin döneminizde Antalyaspor taraftarının takıma olan bağlılığı ile bugün arasında sizce ne gibi farklar var? Antalya şehrinin Antalyaspor’a bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef Antalyaspor, eskisi gibi bir taraftar topluluğunu tribünlere çekemiyor. Antalya halkıyla Antalyaspor'un arasının açıldığını düşünüyorum. Ancak yakalanacak bir başarıyla, yeniden şampiyonluğa oynayan bir takım konumuna gelindiğinde taraftarın Antalyaspor'a tekrar sahip çıkacağına inanıyorum. Antalyaspor, taraftar desteği olmadan başarıya ulaşamaz.

3. Antalyaspor daha önce Atatürk Stadı’nda oynuyordu. Daha sonra modern bir stadyuma geçildi ve tesisler yenilendi. Ancak sizce stadyum değişirken Antalyaspor’un ruhu ve tribün kültürü de taşınabildi mi?

Kesinlikle hayır. Antalyaspor her stat değişiminde kan kaybediyor. Antalyalılar, eski Antalyaspor'a sahip çıkan taraftar grupları ve Antalyasporlular eski tribünleri, eski stadı özlüyor. Bu özlemlerini de sürekli dile getiriyorlar. Mardan Stadı'na geçtikten sonra, ardından üniversitenin stadında ve sonrasında yeni stadımızda oynadığımız dönemlerde gün geçtikçe taraftar kaybettik. Elbette eski stadın fiziki şartlarında futbol oynamak da mümkün değildi. Yeni stat da çok güzel ve iyi imkânlara sahip. Ancak o taraftar ruhunu, tribün baskısını maalesef rakiplere karşı oluşturamıyoruz.

4. Antalyaspor başkanlığınız döneminden bugüne unutamadığınız bir ya da anı var mı? O maçın ya da durumun sizin için özel olmasının nedeni ne?

Başkanlık dönemimde üç ayrı dönem görev yaptım. Bu dönemlerin ikisinde şampiyonluk, birinde ise küme düşme yaşadık. Şampiyonlukların ve küme düşmenin son maçta belli olması benim için unutulmazdı. Hepsinin son maça denk gelmesi beni hem yordu hem gerdi hem de sevindirdi. Son maçlar nedeniyle ne tansiyonum kaldı ne de başka bir şey.

Ben tribünlerden gelen biriyim. Küçükken babam elimden tutar, beni maçlara götürürdü. Evlendiğimin ertesi günü bile maça gitmiş bir insanım. Dolayısıyla tribünlerde çok fazla anımız var. Bazı çok gergin maçları protokol tribününde değil, taraftarların yanında izlerdim. Gol atıldığında taraftarlarla birbirimize sarılmak, sevinçten adeta yuvarlanmak benim için unutulmaz duygulardı.

5. Antalyaspor’un bugün içinde bulunduğu ekonomik tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kulübün sürdürülebilir bir mali yapıya kavuşması için neler yapılmalı?

Bu dönemde bütün takımların ekonomik tablosu kötü ancak Antalyaspor'un bu durumda olmaması gerekirdi. Yıllardır aynı konuyu konuşuyoruz. Bundan 20 yıl önce de Antalyaspor'un ekonomik yapısının güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorduk.

Turizmin başkentiyiz, inanılmaz turist sayılarına ulaşıyoruz ve kentimizde çok büyük şirket grupları bulunuyor. Ancak Antalyaspor'un düzenli bir geliri olmadığı için kulüp bu durumdan çıkmaya çalışıyor. Antalyaspor'a sürekli gelir sağlaması planlanan hafriyat gelirini de kaybetmesi kulüp açısından çok kötü oldu.

Antalyaspor'un artık kimseye muhtaç olmaması, bu gelir ve yanına eklenecek başka kaynaklarla kendi ayakları üzerinde durabilmesi amacıyla bu proje hayata geçirilmişti. Ancak geldiğimiz noktada böyle düzenli bir gelir bulunmuyor.

Yeni ve sürekli bir gelir kaynağı oluşturmak için yönetimin mutlaka çalışma yapması gerekiyor. Günü kurtaran projeler anlık sevinç ve rahatlama yaratır. Ancak gelecek sezonu yeniden düşünmek zorunda kalırsanız Antalyaspor tekrar çıkmaz bir duruma girer. Bu nedenle kalıcı gelir kaynakları oluşturulmalı.

6. Sizce Antalyaspor’un yönetim modeli nasıl olmalı? 3 başlı yapının kalkmasının gerektiğine dair eleştirilere katılıyor musunuz?

Antalyaspor'a gönül verenler arasında yıllardır tartışılan bir konu bu. Bana göre Antalyaspor AŞ ve dernek başkanlığının tek bir başkanlık modelinde birleşmesi uygundur. Vakıf ise tamamen ayrı bir kuruluş olarak değerlendirilebilir. Çünkü vakıf, Antalyaspor'un mallarına sahip çıkıyor ve bu varlıklardan gelir yaratmaya çalışıyor. Dolayısıyla vakfın görev alanı, takımın sportif başarısından ziyade kulübün varlıklarını korumak ve gelir oluşturmak olduğu için ayrı bir başkanlık modeli olabilir.

Ancak AŞ ve dernek yapılanmasında Antalya'nın sahip çıktığı, güvendiği bir başkanın bulunması önemli. Anonim şirket, dernek tarafından kontrol edilmediği takdirde kulüp çok daha fazla borca sürüklenebilir. A:ş ve dernekte tek başkan olmalı ancak, denetlenebilirliğin önemli olduğunun altını tekrar çizmek istiyorum.

7. Şehir, iş dünyası, taraftar ve yerel yönetimler kulübün geleceğinde nasıl bir rol üstlenmeli? Sizce kulüp sahipsiz mi?

Antalyaspor hiçbir zaman sahipsiz kalmadı. Yıllardır iş dünyası, taraftarlar ve yerel yönetimler kulüp için ellerinden geleni yaptılar. Ancak son zamanlarda yaşanan güven kayıpları, iş dünyasının ve taraftarların Antalyaspor'a yaklaşımını etkiliyor. Güven kaybı yaşandığında insanlar daha temkinli davranıyor. İş dünyası ve taraftarlar da güven duydukları zaman kulübe daha rahat destek verebiliyor. Dolayısıyla yeniden güven ortamının oluşturulması önemli.

8. Antalyaspor’un gelirlerini artırması ve sürekli olarak borç gündemiyle anılmaması için hangi kaynaklara yönelmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Antalyaspor'un öncelikle öz kaynaklarına ve altyapısına yatırım yapması gerekiyor. Antalya, 8, 10, 12 ve 15 yaş gruplarında çok sayıda yetenekli futbolcunun yetiştiği bir bölge. Her yerden buraya amatör sporcular geliyor. Bu gençlerin doğru şekilde yetiştirilip profesyonel futbol piyasasına kazandırılması ve satılması kulübe çok iyi gelir sağlayabilir.

Geçmişte Hollanda ve Almanya'dan genç futbolcular transfer edildi. Bu oyuncular daha sonra Galatasaray ve Fenerbahçe gibi kulüplere satıldı. Burak Yılmaz da bizim dönemimizde Beşiktaş'a satıldı. Bu tür oyuncu alım satımları Antalyaspor'a para kazandıran işlerdir. Yeniden bu stratejiye dönülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunun gerçekleşmesi için istikrarlı bir yönetim anlayışı şart. Altı ayda veya bir yılda bir başkan değişikliğiyle bu tür gelir artırıcı hamleler yapılamaz. Antalyaspor altyapısının da tamamen özerk olması gerekiyor. Gelen yönetimler altyapıya müdahale etmemeli. Altyapıyı yöneten kişiler, spor kamuoyunun güvendiği ve yalnızca Antalyaspor'a futbolcu kazandırmaya odaklanan isimlerden oluşmalı.

Ayrıca yönetim, günü kurtaran projeler yerine kulübe sürekli ve düzenli gelir sağlayacak projeler üzerinde çalışmalı. Anlık rahatlama sağlayan çözümler yerine Antalyaspor'un geleceğini güvence altına alacak kaynaklar oluşturulmalı.

9. Başkanlık yaptığınız döneme dönseniz, bugün olsa kesinlikle farklı yapardım dediğiniz bir şey var mı? Antalyaspor için içinizde kalan, gerçekleştiremediğiniz bir proje var mı?

Bugün olsa farklı yapardım dediğim şeyler elbette vardır. Ancak bizim dönemimizde de sürekli parayla uğraştığımız için başka konulara kafa yormak oldukça zordu. Örneğin Antalyaspor Koleji yapmak isterdim. Bu proje her zaman gündemimizdeydi. Bizden sonraki dönemlerde de konuşuldu ancak maalesef hayata geçirilemedi.

Antalyaspor Koleji yalnızca futbolcu yetiştirilen bir yer olmayacaktı. Kulübün yüzme takımı ve diğer amatör branşları da var. Aileler çocuklarını bize güvenerek teslim ediyor. Fethiye'den, Burdur'dan, Isparta'dan ve Afyon'dan futbol oynamak için Antalya'ya gelen sporcularımız oluyordu. Bu çocukların burada barınabilecekleri, eğitimlerini sürdürebilecekleri bir yurt ve kolej oluşturulması Antalyaspor'u spor alanında çok daha ileriye taşıyabilirdi.

Elbette okullarda alınan eğitimin de verildiği bir kolej olacaktı. Ancak özellikle dışarıdan gelen sporcuların ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyorduk. Bazen 14-15 yaşındaki çocuklar futbol oynamak için Antalya'ya geliyor. Antalyaspor'un bu çocuklara hem eğitim hem de barınma imkânı sağlayabileceği bir yer oluşturmasını istiyorduk.

10. Bir gün yeniden Antalyaspor yönetiminde görev alma ihtimalinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda böyle bir düşüncemiz yok. Artık gençler görev alıyor. Bundan sonra böyle bir ihtimalin olduğunu da zannetmiyorum. Böyle bir şans da pek görünmüyor.

İLAÇ SEKTÖRÜ VE EKONOMİ DEĞERLENDİRMESİ

12. Türkiye’de bazı ilaçların bulunamaması ya da temininde yaşanan sorunların temelinde sizce hangi faktörler yatıyor?

Bazı firmalar Türkiye'deki kârlılıklarının son derece düşük olduğunu belirterek piyasadan çekiliyor. İthalatçı firmalar, bu işten yeterince kâr elde edemediklerini düşündüklerinde ilaçları Türkiye'ye getirmekten vazgeçebiliyor. Dolayısıyla bazı ilaçların piyasada bulunamamasının nedenlerinden biri de bu durum.

13. Türkiye’de ilaç sektörünün önümüzdeki dönemde karşı karşıya kalacağı en önemli sorunlar sizce neler olacak?

Geçtiğimiz dönemlerde kamu, ilaç geri ödemelerini bir miktar geciktirdiği için sektör çok zor durumda kalmıştı. Kamuya ilaç tedarik eden firmalar son derece sıkıntılı dönemlerden geçti. İstikrar olduğu sürece önemli bir sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Kamunun ilaç ödemelerinde istikrarlı olması gerekiyor ki eczacılar ve ecza deposu sahipleri de önlerini görebilsin.

14. Yüksek faiz ve düşük kur politikasının uzun süre Türkiye’de uygulandığını görüyoruz. Bir iş insanı ve ilaç sektörü temsilcisi olarak bu politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Enflasyon bu seviyelerde olduğu sürece mantıklı bir iş yapmak zorlaşıyor. Ne yatırım yapılabiliyor ne de önünüzü görebiliyorsunuz. Tüm iş dünyası zor günlerden geçiyor.

Ülkemizin çevresinde de savaşlar yaşanıyor. Rusya-Ukrayna, İran, İsrail-Filistin arasındaki gelişmeler doğrudan veya dolaylı olarak turizmimizi etkiliyor. İş dünyası, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ağır bir ekonomik tabloyla karşı karşıya.

Yüksek faiz de bu sürecin önemli sorunlarından biri. Enflasyon devam ettiği sürece yüksek faiz herkesin belini büküyor. Sizin kâr marjınız belli ancak ödediğiniz faiz bunun dört, beş katına ulaşabiliyor. Bu faiz oranlarıyla hiçbir iş insanı istikrar yakalayamaz, yatırım yapamaz ve işini sürdüremez. Ekonomik yapı sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda.

15. Bugünün ekonomik koşullarında genç bir girişimciye yatırım yapmasını mı, mevcut işini büyütmesini mi önerirsiniz? Hangi şartlarda?

Bir işe girmiş ve o alanda faaliyet gösteriyorsa mevcut işine sahip çıkmasını öneririm. Çünkü bugün yeni bir yatırıma veya yeni bir girişimcilik serüvenine başlamak için pek uygun bir dönem olduğunu düşünmüyorum.

Elbette böyle dönemlerde bazı fırsatlar da doğabilir. Ancak genç arkadaşlarımızın daha dikkatli hareket etmesi ve mevcut projelerini koruması gerekiyor. Yeni bir alana girmektense öncelikle bulundukları konumu korumaya odaklanmalarını öneririm.

16. Antalya ekonomisini Türkiye ekonomisinden ayrı değerlendirdiğimizde, kentin en önemli ekonomik avantajları ve sorunları sizce neler?

Antalya ekonomisini her zaman turizm ve tarım üzerinden değerlendiriyoruz. Turizmden kentimize önemli gelir sağlanıyor. Ancak bölgemizde bir savaş yaşandığında bunun turizme olumsuz etkisi hemen hissediliyor. Böylece Antalya'nın düzenli gelir kaynağı olması gereken turizm, düzensiz bir gelire dönüşüyor. Bunun sonucunda peş peşe iflaslar yaşanabiliyor.

Tarımda da benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. En büyük alıcılardan biri olan Rusya'nın alımlarını durdurması veya azaltması üreticiyi doğrudan etkiliyor. Daha önce 50 liraya sattığı ürünü bu kez 5 liraya bile satamaz hale gelen üreticilerimiz var. Bu durum çiftçilerimizi, ziraatçılarımızı ve üretim yapan herkesi çok zor durumda bırakıyor.

Olumlu tarafımıza baktığımızda turizmimiz, tarımımız ve ticaretimiz var. Ancak bütün bunlar pamuk ipliğine bağlı. Bölgedeki gelişmeler nedeniyle her şey bir anda değişebiliyor. Rusya'da savaş çıktığında turizm etkileniyor. Rusya-Ukrayna arasındaki gerilim nedeniyle bu kez tarım ve ihracatımız zarar görebiliyor. En büyük ihracat kalemlerimizden bazıları bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor.

Dolayısıyla Antalya'daki yatırım alanlarının ve sektörlerin çeşitlenmesi, genişlemesi gerekiyor. Buna kesinlikle katılıyorum.

17. Antalya’nın turizm dışında hangi sektörlerde daha fazla büyüme potansiyeline sahip olduğunu düşünüyorsunuz?

Turizm ve tarımın yanı sıra ticaretimiz de var. Özellikle imalat ve organize sanayi alanında önemli bir gelişim yaşanıyor. Çok ciddi firmalarımız ve önemli ihracatçılarımız bulunuyor. Bu firmaların ayakta kalması ve yatırımlarını sürdürmesi Antalya'nın gelişimine büyük katkı sağlayacaktır.

Sanayi, teknolojik yatırımlar ve sağlık yatırımları da Antalya için önemli alanlar. Bu sektörlerde üretim merkezlerinin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Üç milyonluk bir şehir yalnızca turizme ve Kumluca ile Gazipaşa'daki seralara bağlı kalmamalı. Antalya'nın ekonomik gelişimi için farklı sektörlerde de yatırım yapılması gerekiyor.

Muhabir: Gazi Karataş